TARİH etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TARİH etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Eylül 2022 Cumartesi

ZAHİRÜDDİN MUHAMMED BÂBUR (devlet kurucu)

HİNDİSTAN'da  büyük Müslüman-Türk devletinin kurucusu, 1483 yılında Fergana'da doğdu. Timur'un 5. göbekten torunudur. Annesi, Cengiz'in soyundan Kutlug Nigâr hanımdır. Fergana emîri olan babası Ömer Şeyh'in vefatından sonra tahta geçti (1494).

Saltanatının başlangıcından itibaren; amcası Sultan Ahmed, dayısı Mahmud Han ve Özbek hanı Muhammed Şeybanî ile uzun mücadeleler yaptı. Sonunda, emrindeki çok az bir kuvvetle Hindikuş'u geçerek Kâbil'i zaptetti (1504). Böylece Babur, Afganistan'ın yüksek ve sarp bölgesinde yeni devletini kurdu.

Kâbil'e yerleştikten sonra Hint seferlerine başladı. Sind kıyılarına kadar ilerledi, bazı Afgan kabilelerini cezalandırdı (1505). Horasan'da kışlamak istediyse de, Kâbil'de çıkan isyan sebebiyle geri döndü (1506). Şeybanî Han'ın öldürülmesinden sonra, metbu tanıdığı Safevîler'in yardımıyla Semerkand ve Buhara'ya girdi (1511).

11 Nisan 2022 Pazartesi

ARAP CAMİİ

İ
STANBUL'da  Galata semtinde camii, büyüklüğü sebebiyle "Cami-i Kebir" de denilir. Emevî ordu kumandanlarından Müslime bin Abdülmelik'in İstanbul'u aldığı zaman yaptırdığı sanılmaktadır (717).

Bizanslılar şehri ellerine geçirince, bazı ilâvelerle camiyi kiliseye çevirdiler. 4. Haçlı seferi sırasında da Latinler İstanbul'u alınca camii, St. Hyacinthus ve Dominicus rahiplerine verilmişti (1232). Cenevizliler binaya "Saint-Dominicus" derlerdi. 

Yapı, saf Müslüman sanatı özellikleri taşımaz. Roma ve gotik tarzda pencere ve sütûn başlıkları vardır. Ortaçağdaki çan kulelerine benzeyen ve içinde çan iskelesinin konulduğu delikler bulunan minare,  Suriye'nin Şam şehrindeki Emevîye Camii'nin minarelerini andırır.

Pencere sütûn başlıklarındaki put ve kapı silmeleri, minarenin üst kısmını, Bizans ve Latinler'in yaptığını gösterir. Mihrabın gotik kemer ve pencereleri Latin devrine aittir. Türklere has kısım, sahın ile yanlardır.

2. Bayezid zamanında, İspanya'daki Benî Ahmer devletinin yıkılmasıyla İstanbul'a gelen Araplar, yapıyı Dominikenler'den alarak yenilediler ve "Arap Camii" adını verdiler.

2, Mahmud'un annesi camiyi tamir ettirdi (1808). Daha sonraki bir tamirde, döşemeden çıkan Latin mezar taşları müzeye taşındı (1913). Mihrap kısmından da freskler çıktı. 

23 Kasım 2021 Salı

AHRAR FIRKASI (parti)

İSTANBUL'DA kurulan ilk siyasî parti (1908). İttihat ve Terakki fırkasına muhalefet etmek üzere kuruldu. Başlıca kurucuları : Ahmed Samim, Celâleddin Ârif, Fazıl, Mahir Said, Nihad Reşad, Nureddin Ferruh, Tahir Hayreddin, mabeyinci Reşid Beyler ve Damat Salih Paşa'dır. Fırka başkanlığı Prens Sabahaddin'e teklif edilmiş, fakat kabul etmemişti. 

Kuruluşu sırasında yayınlanan programda partinin gayesi şöyle açıklanmıştı : "En geniş anlamıyla hürriyetlere yer vermek, mahallî yetkileri genişleterek, âdem-i merkeziyet esasını uygulamak".

Bu partinin çevresinde gayrimüslim milletvekilleriyle, 2. Meşrutiyet'in kuruluşundan, İttihat ve Terakki'nin icraatından memnun olmayanlar toplandı. Mebusan meclisinde küçük, müessir bir grup meydana getirdiler.

19 Ekim 2021 Salı

"AFİYET" GAZETESİ

H
AFTALIK  resimli gazete, İstanbul'da yayınlandı. 2. 11. 1911 tarihinden, 24. 1. 1912 tarihine kadar 62 sayı çıkabildi. 

Gazete, sıhhî ve tıbbî konular ile ev işlerinden bahsederdi. 

Afiyet gazetesinin imtiyaz sahibi ve müdürü Sisak Ferid, yazarı ise Avanzade Mehmed  Süleyman'dı. 

Millî kütüphanede bir koleksiyonu vardır. 

22 Ocak 2021 Cuma

ZAPOTEKLER

M
EKSİKA'da  kızılderili halkıdır. Zapotekler, İspanyollar'ın gelişinden çok önce, Tehuantepec ile Acapulco arasındaki dağlık bölgenin Büyük Okyanus yamacında yaşamaktaydılar. Bugün sayıları azalmış ve özellikle Oaxaca eyaletine yerleşmişlerdir. 

Zapotekler, Milâttan sonra  4. yy.' a doğru ortaya çıktılar. Mayalar'dan büyük ölçüde "takvim"i , "sayı sistemi"ni, "hiyeroglifler"i aldılar. Zapotek sanatı, üslûplaştırmada aşırılığa kaçar. Ülkenin 12. yy.' a doğru "Toltekler" tarafından işgâl edildiği sanılır.

Zapotek halkı, ölüye tapmaya dayanan bir dine bağlı olduğundan, mezar seramikleri çoktur; (iri başı tüylerle süslenmiş ayakta veya oturan bir adamla çevrili kâseler). Ölünün küllerini koymak için yapıldığı sanılan bu kâseler, mezar kapılarının üzerine oyulmuş kovuklarda bulunmuştur.

6 Ocak 2021 Çarşamba

YONTMA TAŞ DEVRİ

Yontma taş devri âletleri
T
ARİHÖNCESİ  zamanların en eski devrine "yontma taş devri" denilir. Devrin başlangıcı; yaklaşık 1 milyon yıl kadar önceye kadar giden, ilk insanların faaliyetlerine ve bunların fosillerine dayanır.

Yontma taş devrinde iki tip taş âlet kullanılmıştır. Bunlardan biri çekirdek âlettir ve bir taş kütlesinin yontulmasıyla elde edilir. Diğeri ise, taş kütlesinin yontulmasından arta kalan küçük parçalardır. Bu devirde insanların sayıca çok az olduğu düşünülür. İnsanlar, meyve ve tohum toplayarak ve küçük hayvanları yakalayarak geçinirlerdi.

Yontma taş devrinin Mö. 50 bin yıl kadar öncesi, insanlığın hızla ilerlediği bir dönemdir. Buzul döneme rastladığı için, meyve ve tohum fazla toplanamadı. Buna karşılık büyük baş hayvan (at, ren geyiği, bizon, sığır) avcılığı giderek önem kazandı. Kemik, kullanılan bir malzeme oldu. Neandertal tipi insan bu dönemde yaşadı.

YONTMA TAŞ DEVRİNDE ANADOLU

Anadolu'da yontma taş devrine ait ilk bulgular 1894' de ele geçirildi. Birecik'te bir el baltası bulundu. 1910' da Ankara, Kayseri yakınlarında çeşitli aletler bulundu. 1927' de Adıyaman yakınlarında sanayi buluntuları ortaya çıkarıldı. 

Yontma taş devri yerleşimlerine; özellikle Ankara, Antalya, Burdur, Isparta dolaylarında, Güney Anadolu kıyı şeridinde, Kars çevresinde, Gaziantep ile Adıyaman arasındaki Fırat dolaylarında ve Antakya (Hatay) çevresinde rastlanmıştır. 

İçinde kazılar yapılan bazı mağaralar şunlardır : Antalya çevresinde; Karain, Beldibi, Öküzini, Belbaşı, Kumboğazı. Isparta yakınlarında; Kapalıin. Alanya yakınında; Kadıini. Antakya çevresinde; Tıkalımağara

31 Ağustos 2020 Pazartesi

ÜSKÜDAR ÇEŞMESİ

 

İSTANBUL'DA  Üsküdar iskele meydanında çeşme. Kayıkçı ve gemicilerin su alması için 1. Mahmud devrinde yaptırıldı (1732). "Lâle devri" üslûbunda, kare planlı ve mermer kaplamadır. Çatı, geniş saçaklı ahşap, üzeri kurşun kaplamadır.

İlk şeklinde, çatının üzerinde küçük bir kubbe vardı. Tamirinde bu kubbe kaldırıldı. Cephenin sağ ve solunda birer niş, köşelerde iki sütûn arasında küçük yalaklı musluklar yer alır. Muslukların üst tarafında oymalı bindirmelikler bulunur. Üsküdar iskele meydanının genişletilmesi sırasında zemini yükseltilmiştir. 

11 Ağustos 2020 Salı

URNANŞE (ensi)

URNANŞE  veya "Urnina", milâttan önce  2500 - 2350  yılları arasında Mezopotamya'da hâkimiyeti ele geçiren "Lagaş" sitesinin ilk ensisi. 

1. Ur hanedanına son verdiği anlaşılan Lagaş sitesinin ilk ensisi ve sülâlenin kurucusu Urnanşe, tarihî ve arkeolojik belgeler bırakmıştır. 

Üzerinde kendisinin, vezirinin ve çocuklarının tasviri bulunan bir taş kabartmadaki yazıda: "... Lagaş kralı Gu-ni-du'nun oğlu Urnanşe, tanrı Ningirsu'nun tapınağını kurdu", "... Lagaş şehrinin duvarlarını inşa etti" sözleri vardır. 

Bu belge, Lagaş sitesi ensilerinin kendilerine kral (lugal) unvanını verdiklerini gösterir.

3 Ağustos 2020 Pazartesi

ULUĞ BEĞ (hükümdar)

T
ÜRK  hükümdarı ve astronomi bilgini (Alaüddevle Mirza Gürkan), 1394 yılında Semerkand'da doğdu. Timur'un torunu, Şahruh'un oğlu. Sarayda özel öğrenim gördü. Çağının öğretim geleneğine uyarak önce dinî bilgileri, sonra mantık ve astronomi konularını öğrendi.

Osmanlılar ile yakın ilişkiler kurdu. Çağının ünlü bilginlerini sarayında toplayan Uluğ Beğ, astronomi ve matematik alanındaki çalışmalarıyla ün kazandı. Eski Yunanlılar'ın ve Araplar'ın gökyüzü gözlemleriyle ilgili eserlerini inceledi ve bazı yanlışları düzeltti. Yıldızların ve ayın hareketlerini gösteren tablolar düzenledi.

Ülkesinde çıkan bazı ayaklanmaları bastırdı. Horasan halkının başına geçerek ayaklanan oğlu Abdüllâtif tarafından 1449' da Horasan'da öldürüldü. 

Yaptığı "zayiçe" kendisinden sonra gelenlerin başvurduğu ana kaynaklardan biri oldu. "Zîc-i Uluğ Beğ (Uluğ Beğ Zayiçesi)" adlı eseri Batı dillerine çevrildi.  

26 Temmuz 2020 Pazar

TUTANKHAMON (prens)

AMARNA ailesinden Mısırlı prens, 18. Sülale firavunu (Mö. 1354' e doğru - 1346' ya doğru).  4. Amenofis'in ikinci kardeşi olduğu sanılır. Amarna'da yaşadı, 10 yaşındayken prenses Ankhsen Amon ile evlendi. 

Ağabeyi firavun Semenkere'nin ölümünden sonra Teb'e giderek karısıyla birlikte hüküm sürdü. Aslında; içişlerini, Ay sarayının yöneticisi, orduları da general Horemheb yönetiyordu. Amon dinine resmen dönüldüğünü doğrulayan ve Teb rahipler sınıfına dinî güçlerini tekrar kazandıran Teb tapınaklarının onarılmasıyla ilgili ferman çıkardı.

1922 yılında lord Carnarvon ve H. Carter'ın buldukları Tutankhamon'un mezarı çok değerli eşyayla doluydu (Kahire müzesinde).

Tutankhamon

14 Haziran 2020 Pazar

TOLTEKLER (TOLTEKALAR)

TOLTEKLER  yarı efsanevî bir halkdır; Aztekler, Meksika'da medeniyeti bu halkın kurduğuna inanırlar. 1. Toltek hanedanının kurucusu Mikskvatl  935 veya  947' de öldürüldü. Topiltzin, Kuetzalkoatl'ın yeryüzündeki tezahürü olarak kendini kabul ettirdi ve Toblan'ı (Tula) başşehir yaptı.

Doğuya, Yucatan'a doğru yola çıktığına (987  veya  999) inanılan bu kutsal kişinin Yeni Maya imparatorluğunun kurucusu kahraman Kukultan olduğu kabul edilir.

2. Tula hanedanının (11 - 12. yüzyıl), daha kan dökücü "Tezkatlipoka'ya tapanlar" denilen başka bir Nahua kabilesinden geldiği ve Kuetzalkoatl'a sadık olanları kovduğu sanılır. Tula alınıp yağma edildi (1168) ve Toltek ülkesi barbar Şişimekler tarafından işgâl edildi.

Toltek medeniyeti, Teotihuacan medeniyetini devam ettirdi; bu kültüre, takvimi ve tarihleri yazmada kullanılan işaretler ilâve edildi.

Toltek şehirleri ve özellikle de Tula; piramit, tapınak, pelota oyunu alanı gibi büyük anıtlarla süslüdür. Heykeller büyük ebatlıdır. Seramik daha az önemlidir.

Toltek sanatı -  Tula'da karyatit

11 Ekim 2019 Cuma

SİDE MÜZESİ

Side: Arslan ve gladyatör
     kabartmalı sütun
SİDE, bugün "Eski Antalya", Anadolu'da Pamphylia bölgesi liman şehri. Side harabeleri; Antalya'nın 70 km doğusunda, Manavgat'ın 7 km güneybatısında, Selimiye köyü yakınında, yaklaşık 1 km uzunluğunda ve 350 - 400 m genişliğinde bir yarımada üzerinde yer alır. Side kazıları 1947' de başlamış ve 1967' ye kadar sürmüştür.

Side müzesi, Agora'nın yanındaki ana direkli caddenin kuzeyinde yer alan antik Roma hamamındadır. Kuruluşu (1961). Müze binasına geniş bir avludan geçilerek girilir. Avluda; kabartma harp silahları, heykeller ve arkaik devre ait bazalttan yapılma bir kazan, giriş yerinde;  4  niş içinde  4  heykel, binanın içinde sağ bölmede; "Sarhoş Eroslar"ın lahdi, tanrı ve tanrıça heykelleri, heykel parçaları, Roma devrine ait imparator heykelleri ve portreleri vardır.

Binanın orta bölmesinde (büyük salon), "Üç güzeller" Herakles, Sidemara tipinde lahit parçaları, ostotekler, bronz kol ve iri heykel parçaları teşhir edilir. Aynı salondaki orta vitrinde; gümüşlü kitabe, yüzük taşları, koku şişeleri, bronz kandiller, yan vitrinlerde; küçük mermer heykelcikler, Afrodit, Zeus, Fortuna, Ares, Eros, Athena heykelleri yer alır.

Side:  Tiyatro 

Side:  Bir kolon

8 Ekim 2019 Salı

SIBYAN MEKTEPLERİ

OSMANLILAR'DA  ilköğretim kurumlarına "sıbyan mektepleri" denilirdi. Sıbyan mekteplerinde "sabi" denilen  5 - 6  yaşındaki çocuklar okurdu. Bu okullara; hemen her mahallede bulunduğundan "mahalle mektebi" veya binalarının taştan yapılması sebebiyle "taşmektep" de denilirdi.

Genellikle camilerin yanında, büyükçe bir oda; bazen de camilerin bölümlerinden biri bu hizmete ayrılırdı. Ayrı bina halinde olanları büyük camilerin yanında, oda olanlar da küçük camilerin veya köy camilerinin içindeydi. Fatih sultan Mehmed, ismiyle anılan camiinin batı tarafında "Dârüttalim" adlı bir sıbyan mektebi açmıştı. Sonraları "Dârülilm", "Muallimhane", "Mektephane" adıyla anıldı. Beyazıt camiinin yanındakine de "Muallimhane" denildi.

İslâm'a göre  7  yaşında namaza başlamak farz olduğundan, çocuklara bununla ilgili bilgilerin verilmesi gerekiyordu. Bu yüzden kız ve erkek çocukları  5, 6, 7  yaşlarında sıbyan mektebine başlarlardı. Bazen daha küçük yaşta olanlar da sıbyan mektebine verilirdi.

Okula "Bedi Besmele" denilen bir törenle başlanırdı. Ziyafetler verilir, hocaya hediyeler sunulur, öğrencilere de şeker, simit dağıtılırdı. Yeni başlayan çocuk giydirilir; altın, elmas takılır, işlemeli cüz kesesi boynuna asılırdı. Eski öğrenciler, yeni başlayanları evinden alarak ilâhi ve âminlerle okula götürürlerdi. Buna "âmin alayı" denirdi.

Çocuk hocanın önünde "besmele" çekerek öğrenime başlardı. Okulda genellikle bir hoca bulunur ve hocaya yardımcı olan kalfalar olurdu. Hoca bir kısım öğrenciyle ilgilenirken kalfa da diğer kısmıyla ilgilenirdi.

Sıbyan mekteplerinde dersler; "elifba" dan başlamak üzere, Kur'an, yazı, ilmihâl ve hesaptı. Son dönemlerde 1 ay tarih ve coğrafya okunurdu. Kur'anı düzgün okumak için tecvit, lûgat için tuhfe okutulurdu. Özellikle namaz sureleri öğretilirdi.

Mektep, sabah erken açılır ve ikindiye kadar sürerdi. Teneffüs arası yoktu, yalnız öğle yemeği tatili verilirdi. Öğrencilerin evleri çoğunlukla okula yakın olduğundan bunlar yemeğe evlerine giderlerdi. Dersler aralıklı olarak verildiğinden teneffüs lüzumlu görülmezdi. Hoca, öğrencilerin bir kısmıyla ilgilenirken, diğerleri yazı yazmaya çalışır veya dinlenirdi.

Hatim indiren öğrenci, mektebi bitirmiş sayılırdı. Hatim törenle indirilirdi. Hocaya ziyafet ve hediyeler verilirdi. Bundan sonra, isteyen medreseye gider, isteyen hafızlığa çalışırdı. Bunların dışındakiler de memuriyete veya bir sanata başlardı.

Sıbyan mekteplerine veliler, maddî durumları ölçüsünde birşeyler verirlerdi. Memurlar maaşlarından, çiftçiler tahıl vs. ürünlerinden hediye ederlerdi. Çocuğun derecesi arttıkça hocaya hediye verilirdi. Hocalık şerefli bir meslek sayılırdı.

Okulda terbiye, ahlâk ve disipline çok önem verilirdi. Gerektiğinde, ders çalışmamada ve haylazlıkta ısrar eden öğrencilerin ayak tabanlarına az veya çok sopa ile vurulurdu.

Tanzimat devrinde sıbyan mektepleri de yeni bir düzene sokuldu. Sınıflara bölündü. Her sınıfta okutulacak derslerin cinsi ve dereceleri belirlendi.

14 Temmuz 2019 Pazar

ZİNCİRLİ KAZILARI (Sam'al Krallığı)

TÜRKİYE'DE  Gaziantep'in İslahiye ilçesinin 10 km kuzey kısmı Zincirli köyünde yapılan kazılarda; Mö. 9 - 8. yy.'lara ait küçük bir krallığın (Hititler'e ait Sam'al Krallığı) başşehrine ait kalıntılar bulundu. Amanos dağlarından ayrılan kollarda, 1888-92 yılları arasında bir Alman heyeti tarafından ortaya çıkarıldı.

İki yanında kuleler bulunan ve 3 müstahkem kapısı olan, çifte surla çevrili, beyzî şekilde bir hisar gibi yükselir. Güneyde iki kuleyle çevrilen ana kapı ve duvarlar boyunca paye meydana getiren oymalı kabartmalarla süslü bir iç avluyu kapsardı. Kapıyı dışarıdan 2 aslan, içeriden de 2 boğa heykeli korurdu.

Avluda birçok yapı ortaya çıkarıldı. Bunlar arasında Kuzey Suriye mimarîsinin özelliği olan revaklı ve dikdörtgen salonlu bir yapı bulundu (Mö. 7. yy.  -  2. Bergon devri). Mö. 722' ye doğru. Sam'al'ın bir eyalet haline geldiği Asur'un etkisi de vardı.

Şehrin kapılarını koruyan, ağır ve korku salan aslanlar, Boğazkale (Çorum) kapılarındaki aslanları andırır. Koşan bir insanın zaptettiği 2 aslan, kabartmalı bir kaidenin üzerinde ayakta duran kral veya tanrı heykelinde, gövdeye oturtulmuş iri bir baş, Suriye heykelciliğinin özelliklerini yansıtır.

Sütun kaidelerinin iki yanında kadın başlı sfenskler, aslanlar vardır veya bitkisel ve dekoratif nakışlar oyulmuştur. Kabartmalar tanrıları veya cenaze yemeği sahnelerini canlandırır (Mö. 8. yy.).  Asur kralı Asarhaddon'un bir mezar taşı burada bulunmuştur.

10 Temmuz 2019 Çarşamba

SAKÇAGÖZ KAZILARI


SAKÇAGÖZ  veya Sakçagözü, Türkiye'de Gaziantep vilâyetinin Nurdağı ilçesine bağlı beldedir. Osmaniye-Gaziantep yolu üzerinde 725 metre rakımlı bir bölgedir. Eskiçağda kuzeyde Gurgum prensliği, güneyde Samal prensliğinin olduğu ve Samal prensliğine bağlı bulunduğu sanılır. Bugüne kadar antik adı tespit edilemeyen şehirde, 1907, 1908, 1911 yıllarında J. Garstang tarafından kazılar yapıldı ve birbirine yakın 3 höyük araştırıldı.

Batıda Songrus höyüğü, ortada Cobahöyük ve doğuda Keferdis höyüğü. Songrus höyüğünde yapılan kazılarda önemli bir kültür kalıntısı tespit edilemedi. Keferdis höyüğünde yüzeysel bir araştırma yapıldı. Cobahöyük'te yapılan kazılar sırasında, Aramî devrine ait dolomit taşından yapılı heykeller bulundu. Neolitik çağa kadar bir yerleşim tespit edildi.

Neolitik çağın özelliği, farklı iki vazo türünde görülür. Birinci tür vazolar; siyahtır, üstleri çizgi tekniğinde geometrik motiflerle süslüdür. Kazılar sırasında çok sayıda ok ucu ve taş âlet bulundu. Beş kenarlı bir görünüşü olan kale duvarları Arâmî devletine aittir (Mö. 9. yy. sonları). Kalenin güneybatı cephesinde yer alan büyük kapı, insan figürleriyle süslüdür. Figürlerin sakalları, Suriye-Arâmî üslûbundadır. 

Çevre duvarlarının kuzeydoğusundaki yapı Mö. 8. yy' a aittir. Bu yapı Samal kralı Bar-Rekub kültür safhasına ait heykellerle süslüdür. Kale alanının orta kısmında bulunan ve doğu-batı istikametinde uzanan yapı, Roma çağına aittir. Güneybatı yönünde uzanan çevre duvarları çok kalındır ve bunların üzerlerinde kuleler yükselir.

7 Temmuz 2019 Pazar

SAİS SANATI

SAİS,  Aşağı Mısır'ın önemli şehirlerinden biri. Bir müddet Aşağı Mısır'ın başşehri olduğu sanılıyor. Strabon'a göre; bu şehirde yer alan 5 tapınağa "Aşağı Mısır kralının evi" adı verilmiştir. Şehrin baş tanrısı Aşağı Mısır tacını taşıyan savaşçı Neit idi. Yalnız Aşağı Mısır'da değil, bütün Mısır ülkesinde Sais şehri bir kültür merkezi olarak kabul ediliyordu.

26. Sais sülâlesinin kurucusu olan 1. Psammetik devrinde (M.ö. 650 yıllarında) Mısır bir yükselme devri yaşadı. Bu devir, M.ö. 525 yılında Persler'in istilâsıyla sona erdi. 1. Psammetik devrinde Sais başşehir oldu. Şehirde birçok büyük bina yapıldı. Herodotos'a göre; Sais'in önemli ve büyük mimarı Amasis idi.

Eski çağda, şehirde oldukça geniş yabancılar kolonisinin olduğu ve Kambyses'in kendi halkı için yabancıların evlerini tapınak alanından uzaklaştırdığı anlaşılıyor. Herodotos'a göre; Kambyses bu işi yaparken mimar Amasis'in mezarını tahrip etti.

Polybios, Ptolemaios'lar devrinde Sais şehrinin bir eyalet olduğunu ifade eder. Şehir, Hristiyanlık devrinde piskoposluk oldu. Şehre ait kalıntılar, Sa Hagar'ın kuzeyinde yarım saatlik uzaklıktadır.

Sais sanatı  -  Yaşlı bir adam

1 Temmuz 2019 Pazartesi

SAHİBATA KÜLLİYESİ

KONYA'DA  Anadolu Selçuklu veziri Sahib Ata Fahreddin Ali'nin yaptırdığı külliye (1259-79). Cami, türbe, hankâh ve hamamdan oluşur.

Hamam dışındaki yapıların mimarı Kölük bin Abdullah'tır. Tek şerefeli bir minaresi bulunan cami, özellikle taçkapısıyla Anadolu Selçuklu mimarîsinin en önemli örneklerindendir.

27 Haziran 2019 Perşembe

TAYYARECİ SADIK BEY

TÜRK  havacısı, Selânik'te doğdu (doğum yılı bilinmiyor). Manastır Askerî idadîsinde, Harbiye'de okudu, teğmen oldu (1911). 

İtalyanlar'a karşı Bingazi'de savaştı. Osmanlı ordusunun ilk havacıları arasında yer aldı.

Fethi Bey ile beraber, İstanbul'dan Kahire'ye gitmek üzere bindikleri uçak, Suriye'de Taberiye gölü yakınında düştü. Sadık Bey, arkadaşlarıyla beraber şehit oldu (1913).

İstanbul'da Fatih parkındaki anıt, onların hatırasına yapıldı.

21 Haziran 2019 Cuma

RUMELİHİSARI'NIN ÜÇ PAŞASI

FATİH SULTAN MEHMED'İN  Boğaziçi'nin Rumeli yakasında yaptırdığı (1452) hisar. Bebek-Baltalimanı koyları arasında genişçe bir çıkıntı meydana getiren eski Hermaion bursu üzerindedir. Hisarın yeri seçilirken, Boğaziçi'nin en dar kısmındaki bu noktanın askerî açıdan durumu hesap edilmiş, karşıdaki Anadoluhisarı ile boğaz geçidini kapaması düşünülmüştür. Geçişi makaslamada, ateşle önleme ve akıntılar yüzünden gemilerin hisarın yapıldığı kıyıya yaklaşmak mecburiyetinde kalması tasarlanmıştır.


Hisar, 3 büyük kuleye dayanan dikdörtgene yakın bir plandadır. Kuzeyden güneye doğru uzunluğu 250 metredir. Duvarları genellikle 5 metre ve yaklaşık olarak İstanbul surlarının iki katı kalınlıktadır. Hisarın 5 kapısı vardır; Dizdar kapısı, Hisarpeçe kapısı, Sel kapısı, İstihkâm kapısı, Dağ kapısı. Bütün duvarlarda seğirdim (nöbet) yolları vardır. Seğirdim yollarından kulelere bağlantı yoktur. Böylece avlu ve bedenler düşman eline geçtiği zaman, büyük kulelerin ayrı ayrı düşmana dayanabilmesi sağlanmıştır.

Çeşitli merdivenler bu yolları keser. 3 büyük kuleden başka, kalede 13 küçük burç vardır. Hisarın 3 büyük kulesi, dünyadaki en büyük kale burçlarıdır. Bunlardan; Sarucapaşa kulesi en yükseği (28 m, çapı 24 m), Zağanospaşa kulesi en kalınıdır (21 m, çapı 27 m). Sarucapaşa kulesinin 3. katındaki odaya "Fatih odası" denilir. 3. Kulenin adı Halilpaşa kulesidir. Bu kulenin üzerinde kûfi hatla Allah'ın isimleri yazılmıştır.

Kulelerin yapımıyla, kulelere adları verilen paşalar görevlendirilmiştir. Hisarın ortasında, Fatih tarafından vakfedilen bir de cami vardır. Kitabesiz 2 çeşmeyle büyük bir sarnıç, hisarın su ihtiyacını karşılar.

Fatih Sultan Mehmed, kaleyi, İstanbul'un fethi hazırlıkları sırasında Boğaziçi'nin kontrolünü sağlama maksadıyla yaptırdı. Rumeli yakasına malzeme ve işçi gönderilmesi için hünkâr emirnamesi çıktı. Bu malzemenin güven altına alınması için kıyıda, kalenin güneydoğusuna düşen yere önce bir kule yapıldı. İnşaatta, Fatih Sultan Mehmed'in yönetiminde 1000 kadar usta ve 2000 kadar işçi çalıştı. Hisarın planının Fatih tarafından tasarlandığı ve 4 ayda (26 nisan-28 ağustos 1452)) bitirildiği  söylenmektedir.

Yapı tamamlanınca, buraya Firuz Ağa kumandasında 400 kişilik bir kuvvet yerleştirildi. Burçlara konan güçlü toplarıyla 1452' de hisar savunma görevine başladı. 10 Kasım 1452' de, ilk defa hisardan toplarla 2 Venedik kadırgasına ateş açıldı. 26 Kasımda, Antonio Rizo gemisi batırıldı. 1453' de Boğaz'dan hiçbir geminin geçmemesi sağlandı.

İstanbul'un fethinden sonra hisar, askerî açıdan önemini kaybetti ve uzun müddet sadece hapishane olarak kullanıldı. Birçok Osmanlı devlet adamı (Gedik Ahmed Paşa, Çandarlı Halil Paşa ve bazı yabancı devlet mensupları da burada hapsedildiği için kaleye bir ara "karakule" denildi.

Kale, 1500' deki büyük zelzelede hasar gördü, 17. yy'da önemli bir yangın geçirdi. 3. Selim devrinde tamir edildi. En önemli tamir ve bakım 1953' de İstanbul'un 500. fetih yıldönümü münasebetiyle yapıldı. Müzeye dönüştürülen hisar bugün konser, tiyatro vb. sosyal faaliyetler maksadıyla kullanılmaktadır.