21 Ocak 2015 Çarşamba

BASKETBOL KURAL VE TANIMLARI

Basketbol oyunu ilk kez 1891 de ABD de ortaya çıkmıştır. 

28x15 metrelik sahada oynanır. Pota çemberinin iç çapı 45 cm olup, yerden yüksekliği 3,05 metredir.

Maçı iki saha hakemi yönetir. Sayı hakemi, 3 saniye hakemi ve saat hakemi yardımcı olur.
Her takımdan 5’ er kişi maçı oynar.

3 sayılık atışın potaya uzaklığı min. 6,25 metredir.

On dakikalık 4  periyot halinde oynanır.  1. ve 2. periyot arası 2 dakika, 2. ve 3. periyot arası 15 dakika, 3. ve 4. periyot arası da 2 dakika mola verilir.

İlk 20 dakikalık devrede iki kez mola istenebilir. İkinci 20 dakikalık devrede ise üç kez mola istenebilir. İsteğe bağlı bu molalar 1 dakikadır. İkinci 20 dakikalık devreye potalar değiştirilerek başlanır. Maç beraberlikle biterse 5 dakika uzatılır. Beraberlik değişene kadar 5 er dakika uzatmalara devam edilir. Uzatmalarda pota değişimi yapılmaz. Her 5 dakikalık uzatmada bir kez mola hakkı vardır.

20 Ocak 2015 Salı

ATATÜRK SORDU: ŞAİR KİMDİR ?

Memleket meselelerinin aşağı yukarı iyi gittiği dönemlerde, Atatürk’ün morali düzelir,  konuyu şiir ve musîkiye dökerdi.

Bir gün soframızda :

“Şair kime derler ?” diye sordu.

18 Ocak 2015 Pazar

SALDIRGANLIKTA TESTOSTERON ROLÜ



Saldırganlık, tüm canlılara, “atalarından miras” kalan bir davranıştır. Basit bir  hareketden, öldürmeye kadar gider. Canlılar, iki durumda saldırıya geçer. Bunlardan ilki “yaşamı”, ikincisi “soyu” sürdürmektir. “Yiyecek bulmak”, başkalarının saldırısından kurtulmak ya da “dişiye sahip olmak” amacıyla rakiplerle savaşmak gibi.

ERKEK DAHA SALDIRGAN

İnsan dahil, tüm omurgalı canlıların “erkeği”, belirgin biçimde dişisinden daha fazla “şiddet” gösterir. Bu gözlem, erkeklik hormonlarıyla saldırganlık arasında bir ilişki olması gerektiğini düşündürmüş ve günümüzde de süregelen sayısız araştırmanın konusunu oluşturmuştur.

16 Ocak 2015 Cuma

ÂDET ÇEVRİMİ VE GERGİNLİĞİ

Döllenen yumurtayı, “kabul etmeye hazırlanmak” amacıyla, dölyatağı mukozasında oluşan “düzenli değişiklikler”. Yumurta döllenmez ve dölyatağına yerleşmezse, dölyatağı mukozasının yüzey katmanları “dökülerek”, üreme yolları vasıtasıyla “dışarı atılır”. Bu olaya “âdet görme” denir.

HORMONLAR DEVREDE

Âdet çevrimi, hipotalamus, hipofiz ve yumurtalıklardan salgılanarak birbirini etkileyen “hormonların” uyarılarıyla düzenlenir.

15 Ocak 2015 Perşembe

ŞEVKET DAĞ, ESER, BİYOGRAFİ


ŞEVKET DAĞ   (1875 – 1944)
Sanayi-i Nefise Mektebi’ni bitirdi (1897).  Galatasaray ve İstanbul Öğretmen Okulları’nda öğretmenlik yaptı. V. ve VII. Dönemlerde, Konya ve Siirt milletvekili oldu. Ev, cami avlu ve eski çarşı içlerini resmetti. Türk çinileri ile süslü duvarların yarattığı yerel havaya, yoğun ışık sütunlarının zıtlığını eklemeyi bilmiştir. Eserleri, “bina içlerini” konu edindiğinden, “sağlam bir perspektif” bilgisiyle çizilmiştir. İlk Osmanlı Ressamlar Cemiyeti’nin kurucularındandır. Atina Uluslararası Resim ve Müzik sergisi’nde (1907) madalya almıştır.



Şevket Dağ - RÜSTEMPAŞA CAMİ İÇİ   54x42 cm

14 Ocak 2015 Çarşamba

ALERJİ, ASTIM GELİŞİMİ VE ALERJEN TESTİ





Bazı organizmaların, belirli maddelere karşı gösterdiği “aşırı hassasiyet tepkisi”. “Antijen” ve “antikor” arasında meydana gelen reaksiyon neticesinde ortaya çıkar.

Vücudun karşılaştığı yabancı madde, vücutta “antikor” denen “özel bir proteinin” üretilmesine yol açar ve onunla birleşir. Bu birleşmenin başlattığı bir dizi reaksiyon sonucunda, histamin, bradikinin, serotonin gibi farmakolojik olarak çok “etkin” bazı maddeler açığa çıkar. Alerji tablosunu belirleyen bu maddelerdir.

Yatkınlığı olan kişilerde, alerji belirtilerinin ortaya çıkmasına sebep olan yabancı maddelere “allerjen” denir.

13 Ocak 2015 Salı

ÂLİ ÇELEBİ, ESER VE BİYOGRAFİ


ÂLİ ÇELEBİ   (1904 – 1993)



Sanayi-i Nefise Mektebi’ni Çallı atölyesinde bitirdi. Ayrıca; Münih’te Hans Hoffman’ın öğrencisi oldu. Güzel Sanatlar Akademisi’nde öğretim üyeliği yaptı (1938-1974).  Devlet Resim ödülleri aldı. “Renkçi, figüratif bir konstrüktivizmi” benimsedi.


Ali Çelebi - TÜRBELER'DEN -  BURSA   81x65 cm

12 Ocak 2015 Pazartesi

ATATÜRK'ÜN ARIBURNU HATIRASI


Mustafa Kemal Paşa, keyifli bir zamanında, Arıburnu’ndaki harekâtın bir bölümünü bana şöyle anlatmıştı :

             “Düşmanın bütün “yıkıcı araçlarıyla”, üzerimize yüklendiği bir gündü. Saflarımız “korkunç” bir surette boşalıyordu. “Yiğit Mehmetçikler” den “binlercesinin” sapır sapır döküldüklerini görüyordum. Bu kanlı sahne, âmirim durumundaki paşayı “telâşa” düşürdü. ‘Geri çekilmekten sözetti’...”

              “Ben geri çekilme fikrinde değilim. İleri hareketi yeğ tutarım. Geri çekilmek; mahvolmaktır. Sorumluluğu kim üzerine alıyorsa, komutayı da o alsın!...” dedim

Âmirim olan komutan:

              ‘Hayır!. İşi, bu ana kadar sen yönettin. Yine sen bitirmelisin’ dedi.

Şehitlerin üzerinden atlayarak, sağ kalan askerlerin önüne geçtim.

              “Arkadaşlar!, ‘Diye haykırdım’. Karşımızdaki düşman döğüşemez duruma gelmiştir. En ufak bir kımıldamanız, onları kaçırmaya yetecektir...”

              “Haydi arkadaşlar!. Önünüzde ben olmak üzere, hep birlikte düşmana hücum edelim...”

Kahramanlar, “çelik birer yay” gibi gerilerek, düşmanın üzerine atıldılar...

Netice olarak; Arıburnu savaşını kazandık...”

                                                                                        Salih Bozok (*)

(*) Atatürk’ün yakın arkadaşı ve yaveri, Milletvekili
 Kaynak : kemal arıburnu, atatürk’ten anılar, isbank kült. yay. 1976, s.30,31     

11 Ocak 2015 Pazar

ALZHEİMER HASTALIĞI BİLİMİN HEDEFİNDE



Bilim adamları, Alzheimer hastalığının tedavisi için araştırmalar yapıyorlar, fakat hastalığı tamamen “iyileştireceğiz” demiyorlar. Bunun yerine, hastalığın kötü gidişini birkaç yıl “geciktirmeyi” hedefliyorlar.

SEBEP, ÖMRÜN UZAMASI

Dr. Alzheimer, 1906 yılında, “yavaş ilerleyen” çoğunlukla 73–74 yaşlarında “görünür” hale gelen ve insanı önce “unutkan”, sonra da “ne yaptığını bilemez” hale getiren illetin, aslında bir “beyin tahribatı” olduğunu keşfetmiştir. O yıllarda Amerika'da ortalama ömür 48 yıldır. Dolayısıyla bu hastalığa yakalananların sayısı çok azdır. Bunların bakımı da topluma yük getirmemektedir. Çünkü; insanlar, genç yaşlarında, çoğu kez enfeksiyon hastalıklarından ölmektedir.

10 Ocak 2015 Cumartesi

İHSAN ÇANAKKALELİ ESER VE BİYOGRAFİ


İHSAN ÇANAKKALELİ   (1886 – 1966)


Harbiye çıkışlıdır. Sami Yetik’ten, Hoca Ali Rıza’dan ve Halil Paşa’dan resim alanında yararlandı. Çeşitli cephelerde “savaşlara” katıldı. Hoca Ali Rıza anlayışına uygun çalışmalar yaptı.



İhsan Çanakkaleli - ANKARA GELİNCİKLERİ  46x61cm


Kaynak : Batı anlayışına dönük Türk resim sanatı, Adnan Turani, İşbank kültür yay, 1977 s. xxv, 34

9 Ocak 2015 Cuma

AKUPUNKTUR FELSEFESİ VE TEDAVİDEKİ YERİ


Eski Çin tıbbından kaynaklanan ve giderek Batı dünyasında da ilgi
uyandıran tedavi yöntemi. Akupunkturun teori ve uygulamaları, Batılılar’ın “anlamakta zorluk çektiği” bir bilimsel felsefeye dayanır. Bu teoriye göre; her şey “yang” ve “yin” denen birbirini tamamlayıcı iki karşıt “ilke” ya da “güç” ten oluşur.

“YANG” ERKEK, “YİN” DİŞİ

Sıcağı, gökyüzünü ve hayatı simgeleyen yang; etkin, delici, aydınlık ve erkektir.

Soğuğu, yeryüzünü ve ölümü simgeleyen yin ise; edilgen, emici, karanlık ve dişidir.

8 Ocak 2015 Perşembe

ATATÜRK'E GÖRE HİTLER'İN SONU


Atatürk, bir akşam sofraya oturmadan önce, konuklarına dedi ki;
                "Hitler, bana bir film yollamışyukarı çıkalım da seyredelim"

Çıktık, film başladı. Naziler’in henüz iktidarı almadan önceki hallerini gösteriyordu. Omuzlarında silâh yerine uzun sopalar... Gayet muntazam ve heybetli bir yürüyüş... Sahne değişiyor; fakat her sahnede daima Hitler, yüksek bir yerde...Teşkilâtını kendi usulünce selâmlıyor...Film hep bu monotoni içinde devam etti, ve sona erdi.

Atatürk, ortaya bir mesele attığı zaman, o mesele hakkında fikrini söylemeden, etrafına sormak âdeti idi:

                 “Nasıl buldunuz?” dedi.

7 Ocak 2015 Çarşamba

İSTANBUL BARAJLARININ TAM KAPASİTELERİ


İSTANBUL BARAJLARININ TAM KAPASİTELERİ   ( milyon metreküp)


 
AVRUPA YAKASI:       

TERKOS :  162
BÜYÜKÇEKMECE :  149
SAZLIDERE :  88
PAPUÇDERE :  59
ALİBEY :  34
KAZANDERE :  17
ISTIRANCALAR ( 5 ayrı göl ) :  6,2

6 Ocak 2015 Salı

İBRAHİM ÇALLI, ESER VE BİYOGRAFİ


İBRAHİM ÇALLI   (1882 – 1960)


Şeker Ahmet Paşa’nın desteğiyle Sanayi-i Nefise Mektebi’ne girdi (1906). Paris’e gönderildi. Güzel Sanatlar Akademisi’nde Cormon’un atölyesinde çalıştı (1910-1914). Dönüşünde, Sanayi-i Nefise’ye öğretmen oldu. Fransız izlenimciliği”nin etkisinde kalmakla birlikte, çalışmaları, “bu anlayıştan farklı” olup o zamana kadar süregelen “Batı’ya dönük resim anlayışımızı kökünden değiştiren” bir cüreti yansıtır. Bu nedenle, “yeni bir çığırın temsilcisi” olmuştur. Ülkemizde ilk eserlerini, İstanbul Galatasaray yurdunda sergiledi (1914). Bizde, “portre alanının en başarılı sanatçısı” oldu. Atatürk, İnönü, Yahya Kemal gibi ünlü kişilerin portrelerini yaptı. Manolyalar, mevleviler, manzaralar, savaş kompozisyonları, onun başarılı çalışmalarıdır.


İbrahim Çallı - ADALAR'DAN   80x60 cm

5 Ocak 2015 Pazartesi

OKSİJEN İŞLEME ORGANI AKCİĞER


       Akciğer, solunan havadaki “oksijenin” kana geçmesini ve dolaşım yoluyla, vücuttaki “bütün organlara” taşınmasını sağlar. Bu arada; kandaki “karbondioksiti” (kirli havayı) alarak, nefes vermeyle dışarı atar.

Akciğerler tabanı diyaframa dayanan, tepesi de boynun altına ulaşan bir koni biçimindedir.

Organın yüzeyi, “plevra” denilen ve ona parlak bir görünüm kazandıran zarla kaplıdır. Plevra, ön, arka ve yanlarda “göğüs kafesiyle” ilişkidedir. Ortada ise, “mediyastin” denen bölgedeki yapılar, iki akciğeri birbirinden ayırır.

Akciğerin iç yüzünde, ana bronş, kan ve lenf damarları ve sinirlerin girip çıktığı bölge yer alır.

2 Ocak 2015 Cuma

LÂTİFE HANIM'IN BOYNUNDA ATATÜRK


10 Eylül 1922

Mustafa Kemal Paşa, o akşam çok “neşeliydi”. Lâtife (Uşaklıgil) Hanım adında genç bir kızla tanışmıştı.

Bana, “Bu küçük hanım, sizden ‘hocam’ diye bahsediyor” dedi.

Sonra kolejde bir yıl kalmış olduğunu ve son zamanlarda, hukuk dersleri aldığı Fransa’dan dönmüş olduğunu öğrendim.

Mustafa Kemal Paşa, kulağıma sevinçle fısıldadı ve gülerek :

“Boynundaki küçük çerçevede benim resmim var” dedi.

Bu genç hanım, Paşa’yı evine davet etmişti. Paşa, onun kendisine “âşık olduğunu” tahayyül ediyordu.

Paşa’nın bu duygulanışına ve sevincine, kendi üzerinde bir “moral takviyesi” olacağına inandığım için, ben de kıvanç duydum...

                                                                                       Halide Edip Adıvar

Kaynak : Atatürk'ten anılar, Kemal Arıburnu, İşbank kültür yay. 1976 s. 83                

1 Ocak 2015 Perşembe

BİTKİSEL HAYATTAN ÇIKIŞ VAKALARI


Bitkisel hayat ya da "düşük bilinç düzeyi" gibi durumlar, tam ve geri dönüşümsüz beyin ölümünden farklıdır ve modern tıbbın “az bilinen”, ancak etik açıdan en çok “tartışılan” konularını oluşturur.


ÖTENAZİ YASAK

Eluana, Ocak 1992  de geçirdiği bir trafik kazası sonrasında komaya girdi. Kısa bir süre sonra durumu, bitkisel hayata dönüştü. Kazadan 9 yıl kadar sonra doktorlar, iyileşmesinin “mümkün olmadığını” bildirdiler. Eluana'nın babası, mahkemeye başvurdu ve kızının bağlı bulunduğu besin destek ünitesinin “durdurulmasını” istedi. İtalya, konuyu defalarca tartıştı. Babanın başvurusu iki kez “reddedildi”. Sonunda, Milano Mahkemesi  Eluana'nın yapay yolla beslenmesinin “durdurulmasına” karar verdi.


Roma Katolik Kilisesi
, mahkemenin kararını “şiddetle eleştirdi”. Aileden Sorumlu Konsey'in Başkanı; "Eluana bitkisel durumda olabilir, ama bir bitki değil" dedi, "O, uyuyan bir insan. Bir insan, uyusa da, engelli de olsa, hâlâ insandır ve insan, sadece kendisi için değerlidir. “Başkalarına keyif ve mutluluk vermeyince, değersiz kabul edilemez”.

31 Aralık 2014 Çarşamba

MAHMUT CUDA, ESER VE BİYOGRAFİ


MAHMUT CUDA   (1904 – 1987)

Sanayi-i Nefise Mektebi’ni bitirdi. Paris’te Jullian Akademisi’nde Paul-Albert Laurens’in atölyesinde çalıştı (1924-1928). Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği’nin sergilerine katıldı. Detaycı, yalama bir çalışma tarzı vardır.


Mahmut Cuda - İSTANBUL'DAN (50x60 cm)

Kaynak : Batı anlayışına dönük Türk resim sanatı, Adnan Turani, İşbank kültür yayınları 1977 s.xxıv, 89

29 Aralık 2014 Pazartesi

AFT, AĞIZ KOKUSU YAPABİLİR



Birçok hastalık sırasında ortaya çıkabilen bir belirtidir. Ağzın özel bir kokusu “yoktur”. Soğan ve “sarımsak” gibi özel kokulu veya sindirimi güç yiyeceklere bağlı olarak, değişik kokular kazanabilir.

YENEN BESİNLERİN ÇÜRÜMESİ

Ağız ve diş bakımının “yapılmaması” sonucu,  ağızda artık besinlerin çürümesi fena kokuya yol açar. “Alkol” veya “tedavi amacıyla” alınan bazı maddeler de ağız kokusu yapabilir.

AĞIZ VE MİDE İLTİHAPLARI

Ağız kokusu ayrıca, bazı “patolojik” durumlarda ortaya çıkar. Bunlar arasında, ağız mukozası iltihabı, bademcik iltihabı, “diş çürüğü”, diş eti iltihabı ve kanamaları, “aft”, yanak veya dudak içi ısırmak, ülserleşmiş tümörler gibi ağız hastalıkları...

26 Aralık 2014 Cuma

ATATÜRK'ÜN SOFRASINDA BILDIRCIN

Atatürk, bir akşam, konuklarıyla Florya Köşkü’nde oturuyordu. Sofra uzun ve kalabalıktı. Bir kayık tabağın içinde, tepeleme “bıldırcın kebabı” getirerek, sofranın ortasına koydular. Başta kendisi, herkes keyifle birer tane aldı.

O sırada sofranın öbür ucunda oturan Salih Bozok, “eğlence” olsun diye, cebinden bir “canlı bıldırcın” çıkarıp sofranın kenarına koydu...

24 Aralık 2014 Çarşamba

DUL BAYANIN AKİBETİ

Kocası ölen kadınların, “şen dul” olduğu sanılmasın. Kimi ülkelerde "dul" sözcüğü, "fahişe" ya da "cadı" ile eşdeğer. Kimisinde dullar sokağa atılıyor, aç bırakılıyor, bıçaklanıyor, taşlanıyor, hatta öz oğulları tarafından yakılıyor.

Kuria, 21 Eylül 2006 gecesi küpelerini, bileziklerini, kenarı çiçekli turuncu sarisini çıkarttı. Saçlarının başladığı yerdeki parlak kırmızı sinduru sildi. Bundan böyle sadece beyaz giyecekti. Tıpkı dul kalan milyonlarca Hindu kadın gibi.

Ertesi sabah, 60 milyon nüfuslu Madya Pradeş eyaletinin Baniyani köyündeki cenaze töreninde 20-25 kişiydiler. Beyazlar içindeki Kuria, dört oğlunun arasında, boyundan büyük odun yığınının üzerinde alevler içerisinde son yolculuğuna çıkan kocasını uğurladı. Köylülerin anlattığı gibi, Kuria kendisini alevlerin içerisine mi attı, yoksa polis müdürü'nün iddia ettiği gibi, dört oğlu, analarını kollarından, bacaklarından tutup, zorla yanmakta olan kocasının yanına mı oturttular...

22 Aralık 2014 Pazartesi

ŞEFİK BURSALI, ESER VE BİYOGRAFİ


ŞEFİK BURSALI   (1903 – 1990)


İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde İbrahim Çallı’nın atölyesinde öğrenim gördü. Paris’te çalışmasını devam ettirdi. Akademi öğretim kadrosuna alındı (1943).  Devlet Resim Ödülü kazandı. Manzaralarında “temiz bir teknik” görülür. Çallı kuşağından sayılan bir ressamdır


Şefik Bursalı - TARABYA'DAN PEYZAJ

Kaynak : Adnan Turani, Batı anlayışına dönük Türk resim sanatı, İşbank kültür yayınları, 1977, s. xxıv, 79

21 Aralık 2014 Pazar

ADRENALİN HORMONUNUN GÖREVİ


“Böbreküstü bezinin” iç bölümünde bulunan “kromafin” hücrelerinin ürettiği “hormon”. Bütün organlar üzerinde etkisi vardır.

Kalp atım sayısını, karıncıkların kasılma gücünü ve bunlara bağlı olarak pompalanan “kan hacmini” artırır.

Dolaşım sisteminin deri, böbrek ve sindirim kanalına ait damarlarında “daralmaya”, buna karşılık kas, kalp ve beyni besleyen damarlarda “genişlemeye” yol açarak kan akışını denetler. “Kan basıncını” bir ölçüde “artırır” ve organizmanın daha iyi çalışmasını sağlar.

20 Aralık 2014 Cumartesi

ATATÜRK'E GÖRE ŞARK'IN UFUKLARI


Bir akşam Atatürk, benden birkaç şiir okumamı istedi. Birkaç parça okudum... Devam etmemi söyledi. Gene iki üç parça okudum.

Paşam hatırımda bu kadar var dedim. Kendi parçalarımdan okumamı emretti. “Şarkın Ufukları” adlı manzumemi okudum. Bu şiir şöyle bitiyordu:

“Her zulmü, kahrı boğmaya bir parça kan yeter,
Ey Şark, uyan yeter; yeter ey Şark, uyan yeter.”

Sofrada bulunan Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras :

Paşam, bu şiir yirmibeş yıl önce yazılmıştır. diyerek, kendi zannınca bir yanlış anlaşmanın önüne geçmek istedi. Atatürk kaşlarını çatarak şu karşılığı verdi :

“Ne demek istiyorsunuz Beyefendi!, bugün yazılmış olsa ne çıkar?...”

                                                                                      Ali Canip Yöntem
                                        
                                                                                                  
Kaynak: Atatürk'ten anılar,Kemal Arıburnu,İşbank kült. yay,1976, s. 20

19 Aralık 2014 Cuma

CİHAT BURAK, ESER, BİYOGRAFİ


CİHAT BURAK   (1915 – 1994)

İSTANBUL Güzel Sanatlar Akademisi’nde mimarlık öğrenimi aldı. Paris’te 3 yıl resim alanında çalıştı (1961-1964). Bayındırlık Bakanlığı’nda vazife aldı. Fransa, Almanya ve İngiltere’de özel sergiler açtı. Halk sanatçılarının resimlerini anlatan naif bir anlatımı vardır. Türkiye’de, Çağdaş Ressamlar Birliği yarışmasında “ödül” almıştır.


Cihat Burak - MAHYA    71x69 cm

18 Aralık 2014 Perşembe

DOKTOR "ARPACIK ÇIKMIŞ" DEDİ


Geceye doğru, uzunca bir süre tv seyrettiniz veya bilgisayar başında kaldınız. Gözleriniz yorulmuş ve “ovuşturulma ihtiyacı” hissediyor. Tatlı bir kaşıntı hissiyle gözlerinizi ovuşturdunuz. Aniden, gözlerinizi kırparken, bir toz, kıl ya da başka bir yabancı cisim kaçmış gibi, gözünüzde batma hissi oluştu. “Herhalde ovuştururken kirpik kaçmıştır” diyerek aynaya bakıyorsunuz, fakat görünürde hiçbir şey yok...

Sabah, yataktan kalkarken, batma hissini yaşadığınız gözde bir rahatsızlık farkettiniz. Aynaya bakınca; şaşırıp kaldınız. Alt veya üst kapaklardan birinin kenarında “kırmızı bir şişlik...”

17 Aralık 2014 Çarşamba

SABİHA BOZCALI, ESER VE BİYOGRAFİ


SABİHA BOZCALI   (1903 – 1998)


Güzel Sanatlar Akademisi’nden mezun oldu. Berlin’de Louis Corinth, Münih’te Karl Kaspar, Paris’te Paul Signac, Roma ‘da Giorgio Di Chirico gibi çağdaş ünlü ressamlarla çalıştı. Bu çalışmalardan sonra, “eski İstanbul illüstrasyonları, tarihi Türk tipleri” gibi resimler yaptı. Kitap ve dergi resimleyicisi olarak çalıştı.


Sabiha Bozcalı - BEGONYALAR

Kaynak : Batı anlayışına dönük Türk resim sanatı, Adnan Turani, İşbank kültür yayınları, 1977, s. xxıv, 80

16 Aralık 2014 Salı

ATATÜRK'E GÖRE, KADIN ERKEĞİ YÖNETİRSE

Bir akşam Mustafa Kemal Paşa’yla beraber, Gülcemal vapurunda verilen bir baloda bulunuyorduk. Ekselâns’ın bana karşı büyük bir yakınlığı vardı.
Bir aralık dalmış, yere bakıyordum. Birdenbire :

                “Madam”, dedi; “aşka tutulmuş bir kadın gibi ne düşünüyorsunuz öyle derin derin?”

Ben o zaman, nereden hatırıma geldi bilmiyorum, hiç düşünmeden hemen karşılığını verdim.

                Paşam” dedim. “Başbakanınızın şu neşeli gülüşlerine hayranım...

                “Başbakanımın gülüşlerine hayran olmuşsunuz, benim de belki dansımdan hoşlanırsınız. Madam,  müsaade ederseniz bu valsi beraber yapalım.”

15 Aralık 2014 Pazartesi

SAMİ BOYAR, ESER VE BİYOGRAFİ


SAMİ BOYAR  ( 1880 – 1967)


Heybeliada Deniz Okulu’nu bitirdikten sonra, Sanayi-i Nefise Mektebi’ne yazıldı. Paris’te Güzel Sanatlar Akademisi’nde Cormon’un atölyesinde çalıştı (1910-1914). Avrupa’dan dönünce, ordudan ayrıldı. Kız Sanayi-i Nefise Mektebi’nde ve aynı okulun erkek kısmında öğretmenlik yaptı. Evkaf ve Ayasofya Müzeleri’nde “müdürlük” vazifesinde bulundu. “Manzaralar” ile “tarihi yapıların” resimlerini yaptı. “Türk ressamları” üzerine bir kitabı vardır. 


Sami Boyar - RUMELİHİSARI YOLU

 Kaynak : Batı anlayışına dönük Türk resim sanatı, Adnan Turani, İşbank kültür yayınları, 1977, s. xxıv,19                                        

14 Aralık 2014 Pazar

CEMAL BİNGÖL, ESER VE BİYOGRAFİ


CEMAL BİNGÖL  (1918- 1993)


Gazi Eğitim Enstitüsü Resim Bölümü’nü bitirdi. Başarılı resim öğretmenliği sırasında, öğrencilerinin çalışmalarını Londra’da sergiledi. Resim çalışmalarına “izlenimci bir anlayışla” başlamıştır. Paris’te geçirdiği kısa bir öğrenimden sonra (1958), “soyut bir geometrizme” yöneldi. “Devlet Resim Ödülü” alan Bingöl’ün “resim eğitimi” alanında yazıları vardır.            


Cemal Bingöl - PORTRE

Kaynak : Batı anlayışına dönük Türk Resim  sanatı, Adnan Turani, İşbank Kültür Yayınları, 1977, s.xxıv,125

13 Aralık 2014 Cumartesi

AVŞA-MARMARA, MÜZİKLİ SLAYT SHOW


AVŞA - MARMARA videosunda, bu iki şirin adaya ait slayt görüntüleri yer almaktadır. 
Müzik: Pink Martini




AVŞA-MARMARA

                                                    
                                                        
Kaynak : Google Web Arşivi

12 Aralık 2014 Cuma

ATATÜRK İLE FRANSIZ BÜYÜKELÇİSİ

Kemalettin Sami Paşa anlatıyor :
Ankara’ya son gidişimde, bir akşam Gazi (Mustafa Kemal Paşa), beni Ankara Palas’a götürmüştü. Sofrada birkaç kişi daha vardı. Yedik, içtik, eğlendik. Geceyarısına doğru, Fransız Büyükelçisi pavyona geldi. Paşa bu elçiyi severdi. Sofraya çağırdı. Büyük şehirlerden, Paris’ten söz açılmıştı...

Bir ara büyükelçi, Gazi’ye ; Ekselâns!, Paris’i bir daha görmek istemez misiniz? dedi. Mustafa Kemal Paşa : “Nasıl görmek istemem. Gençlik anılarımı tazelerim” diye karşılık verdi.

Bu karşılığa sevinen Büyükelçi : Böyle bir gezi, Fransa’yı çok sevindirir. Ben de beraberinizde olmaktan şeref duyarım. En büyük Fransız zırhlısı bizi İzmir’den alır. Akdeniz donanması emrinize verilir. Marsilya’ya çıktığınızda, Fransız ordusu, komutanız altına girer. Hükümdarlara yapılmayan bir törenle karşılanırsınız...

11 Aralık 2014 Perşembe

NURULLAH BERK, ESER VE BİYOGRAFİ


NURULLAH BERK  (1906- 1982)

Sanayi-i Nefise Mektebi’ni bitirdi (1924) . Paris Güzel Sanatlar                              Akademisi’nde Ernst Laurent’in atölyesinde çalıştı. “Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği” ni kurdu (1928) . Paris’e ikinci kez gidişinde, André Lhote ve Fernand Léger’ nin özel akademilerinde çalıştı (1933) . “D grubu” kurucularındandır. Resim ve Heykel Müzesi müdürlüğü yanında, birçok dış sergilerin komiserliklerinde bulundu. “Çanakçılı” ve “Devlet Resim Ödülü” yanında, “Paris Biennali” onur madalyası aldı. Yazar olarak “Leonardo Da Vinci”, “Türk Heykeltraşları”, “Türkiye’de resim”, “La Peinture Turque” ve “Resim Bilgisi”  adlı kitapları yazmıştır.


Nurullah Berk - Ütücü kadın - 80x64 cm

10 Aralık 2014 Çarşamba

BRUCE LEE, MÜZİKLİ SLAYT SHOW

"Ruhu bedenine sığmayan adam" videosunda, BRUCE LEE'nin kısa ve hızlı hayatına ait müzikli slayt geçişleri yer almaktadır. Müzik : Chuck Mangione



      

BRUCE LEE
"Ruhu, bedenine sığmayan adam"


Kaynak : Google Web Arşivi

9 Aralık 2014 Salı

ATATÜRK, RAWLİNSON'A NE CEVAP VERDİ

Erzurum kongresinin açılacağı 23 Temmuz 1335 e kadar geçen günler,
Mustafa Kemal Paşa ve bizim için, hazırlanma, yazışma, düzenleme ve ilişki kurma dönemi oldu.  Asla kolay geçmeyen, “binbir zorluk ve üzücü olaylarla” geçen bir dönem...

İlk sıkıntımızı, İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Gürzon’un yeğeni olup; Erzurum’da “mütareke şartlarının tatbikine” memur olan, Kolonel Rawlinson ile geçen bir olay teşkil etti.

M. Kemal Paşa, daha Erzurum’a varmadan ve Vilâyeti Şarkıye Müdafa-i Hukuku Milliye Cemiyeti ile ilişkilerine başlamadan önce, bu dernek Erzurum’da Doğu illeri temsilcilerinden oluşan bir “kongrenin toplanmasını” kararlaştırmıştı.

8 Aralık 2014 Pazartesi

VECİH BEREKETOĞLU, ESER VE BİYOGRAFİ

VECİH BEREKETOĞLU  (1895 – 1973)

Hukuk Eğitimi almıştır. Resme ilgisi, Halil Paşa’dan ders almaya sevketmiştir. 1922-1923 de  Paris’te Julian Akademisi’ne devam etmiştir. İstanbul’da “Kurbağalıdere peyzajları” yanında, özellikle “Ankara bozkırlarına” hayat veren “kavaklı vadilerin şiirini” gösteren, hendine has “Sisley vari peyzajlar” yapmıştır.  


Vecih Bereketoğlu - ANKARA'DA BAHAR

6 Aralık 2014 Cumartesi

UZAYDAN, MÜZİKLİ SLAYT SHOW

Yedi Kandilli Süreyya adlı videoda, hubble teleskobuyla çekilmiş, müzik eşliğinde, uzay görüntüleri slayt gösterisi yer almaktadır...                                                                                



                                     
                                                         
                                             YEDİ KANDİLLİ SÜREYYA
                                                         Müzikli Video


Kaynak : nasa.gov

5 Aralık 2014 Cuma

SAİME BELİR, ESER VE BİYOGRAFİ

SAİME BELİR  (1908 – 1985)

İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde, Namık İsmail’in “öğrencisi” oldu. Çalışmaları “doğa izlenimlerini” yansıtmaktadır.


Saime Belir - BALIKÇILAR

Kaynak: Adnan Turani, Batı anlayışına dönük Türk resim sanatı, İşbank kültür yayınları,s.xxıv,111

4 Aralık 2014 Perşembe

DOKTOR, "SEBOREİK DERMATİT" DEDİ

Özellikle, yıkanmanıza yakın, başınız bazan tatlı, bazan da şiddetli bir şekilde “kaşınıyor”;  kaşıdıkça veya saçlarınızı taradıkça, omuzlarınıza “pul pul kepek” dökülüyor. Omuzlarınıza adeta kar yağmakta... Denemediğiniz “sabun ve şampuan” çeşidi kalmadı. Her kim, ne dediyse kullandınız. Bazan da;“mesele, halloldu kepek kesildi, artık dökülmüyor” dediniz. “İlerleyen haftalarda” baktınız ki; “yine olmamış”. Yıkanmanıza yakın artan bir hızla yine kepek dökülmeye başladı.


Nihayet, “bir cilt mütehassısına” görünmeye karar verdiniz. Cilt uzmanı şikâyetinizi inceledi ve “teşhisi” koydu. “Sizde seboreik dermatit var” dedi. İşte bu andan itibaren bilin ki; bu cilt problemiyle “uzun yıllar” arkadaşsınız... Maalesef, bu rahatsızlığı başlatan sebeb ve dolayısıyla da “kalıcı tedavisi”, tıbben bilinemiyor. Vakalar “kişiden kişiye” değişiklik gösteriyor. Kâh ilerleyen, kâh gerileyen dönemlerle artık “hayatınızın bir parçasıdır.”

3 Aralık 2014 Çarşamba

İSMAİL HAKKI BAHRİYELİ, ESER VE BİYOGRAFİ

İSMAİL HAKKI (BAHRİYELİ)  (1863 – 1926)


Bahriye Mektebi’ni bitirdi (1884). O zamanki Deniz Bakanlığı ile anlaşmazlığa girdi ve İstanbul’dan uzaklaştırılarak Almanya-Hamburg’a gönderildi. Sonunda istifa etmek mecburiyetinde kaldı (1897). 1908 yılına kadar Hamburg’daki gemi tezgâhlarında “mühendislik” yaptı. Almanya’da kaldığı yıllarda “deniz ressamlığı” na ilişkin eserler yaptı. Eserlerinin çoğunu, Almanya’da satmış veya hediye etmiştir. İstanbul’a dönünce (1910) , “binbaşı rütbesiyle” yeniden göreve alındı ve emekli oldu (1913).  Doğa gözleminden çok, “hayâli büyük kompozisyonlar” yapmıştır. Çalışmalarının “rutin bir işçiliği” vardır.


İsmail Hakkı Bahriyeli - DENİZ PEYZAJI   76x61 cm

Kaynak : Adnan Turani, Batı anlayışına dönük Türk resim sanatı, İşbank kültür yayınları, 1977, s.xxıv,9 

2 Aralık 2014 Salı

ATATÜRK İLE HALİDE EDİP

Bir akşam Mustafa Kemal Paşa çiftliğe geldi. Uzun uzun konuştuk. Söylediklerini pek anlayamamıştım...

Bana ; “Doğru değil mi hanımefendi ?” dedi.
Dediğinizi pek anlayamadım Paşam diye cevap verdim.

“Yanıma geliniz !, anlatayım” dedi.

1 Aralık 2014 Pazartesi

AVNİ ARBAŞ, ESER, BİYOGRAFİ

AVNİ ARBAŞ   (1919 – 2003)

İSTANBUL Güzel Sanatlar Akademisi’nde Léopold Lévy’nin atölyesinde yetişmiştir. Paris’e gitmiş (1947). Fransa’nın çeşitli kentlerinde ve New York’da özel sergiler açmıştır. Paris’te Galerie Charpentier’de, Torino’da, “Bugünün Resmi” sergilerine katılmıştır (1957). Ayrıca, İsviçre ve Almanya’daki karma sergilerde yer almıştır. Toplumsal gerçekçi eğilimde, figüratif bir anlayışta çalıştı.

Avni Arbaş - TOPHANE CAMİ