18 Nisan 2015 Cumartesi

BÖCEK SOKMASI TEHLİKELERİ

Böcek sokmalarına her mevsimde oldukça sık rastlanmaktadır. Isırılan yerin hafif kaşınıp kabarmasından, ölüme kadar sebep olan böcek sokmalarında daima âcil tedaviye ihtiyaç vardır. Böcekler soktukları yerde zehirleriyle alerjik olaylara sebep olurlar. Arı sokması, bazı kişilerde sonu ölümle dahi bitebilen şok meydana getirebilir. Akrep, yılan gbi hayvanlar da kanı zehirlerler ve zehirleriyle kırmızı kan hücrelerinin parçalanmasına ve hayati organlarda çalışma bozukluklarına neden olurlar.

Öldürücü olmayan böcek sokmalarının başında sivrisinekler gelir. Sıtma hastalığını bulaştırabilen sivrisinek, sağlık açısından ayrıca önem taşır. Bit, pire, tahtakurusu, çeçe sineği de çeşitli hastalıkların bulaşmasında rol oynarlar. Keneler ise iç kanama ve ateşle kendini gösteren "Kırım-Kongo" hastalığına sebep olabilirler. Bu hastalık erken tedavi yoluna girmezse ölümcüldür. Bütün keneler bu hastalığı taşımazlar. İşi şansa bırakmamak için bir kenenin derinize yapıştığını farkettiğinizde, ona müdahale etmeden en yakın sağlık ocağına müracaat şarttır. Keneyi çekip atsanız dahi iğneleri cilt altında kalabilir.


ATATÜRK'E GÖRE HZ. MUHAMMED'İN KOMUTANLIĞI

Atatürk, tarih kitapları okumaktan “büyük zevk” alırdı. Kendisine İslâm Tarihi’nin ilk devirlerini ve Hz. Muhammed’in hayatını ve savaşlarını anlatan bir “kitap taslağı” sunuldu. Taslağın, “hristiyan papazlar” tarafından yazılmış kaynaklara dayanılarak kaleme alındığı anlaşılıyordu.

Bir hafta sonraki toplantımızda, Atatürk, İsmet İnönü’ye dönerek:

“Hz Muhammed’i bana derviş gibi tanıttırma gayretine kapılan, bu gibi cahil adamlar, O’nun yüksek kişiliğini ve başarılarını asla kavrayamamışlardır. Anlamaktan da çok uzak görünüyorlar.”

“Bir derviş, Uhud Savaşı’nda, en büyük bir komutanın yapabileceği bir plânı nasıl düşünür ve uygulayabilir?” dedi.

17 Nisan 2015 Cuma

HİKMET ONAT, ESER VE BİYOGRAFİ

HİKMET ONAT   (1885 - 1977)

Heybeliada Deniz Harp Okulu'nu bitirdi (1903) . Bahriye'den ayrılarak Sanayi-i Nefise'yi bitirdi (1910) . Paris'e gönderildi (1910-14) . Cormon'un yanında çalıştı. Güzel Sanatlar Akademi'si öğretim kadrosuna alındı. Osmanlı Ressamlar Cemiyeti ve Güzel Sanatlar Birliği'nin kurucularındandır. Viyana ve Berlin'deki savaş resimleri sergisine katılmıştır. Çallı kuşağının Boğaziçi Manzaraları tutkusunu sürdürmüştür. Devlet Resim Ödülü aldı.

Hikmet Onat - Karpuzlu Natürmort  50,5x50,5 cm

16 Nisan 2015 Perşembe

REŞAT NURİ GÜNTEKİN, ROMAN VE BİYOGRAFİ

REŞAT NURİ GÜNTEKİN  (1889 - 1956)

İstanbul'da doğmuştur. İlk öğrenimini Çanakkale'de yaptı. Babası doktor olduğu için çocukken, kendisi maarifçi olduğu için de ömrü boyu Anadolu'yu karış karış dolaştı. İzmir'de Frere'ler Mektebi'nde (Fransız Lisesi) okudu.  İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'ni bitirdi. Muhtelif okullarda öğretmenlik, Milli Eğitim Bakanlığı'nda başmüfettişlik, Paris'te öğrenci müfettişliği görevlerinde bulundu. Çanakkale Milletvekili oldu (1939-43) . 

1918 yılından itibaren tiyatro eleştirmeleri yaparak yayın hayatına atıldı. Türk tiyatrosunun kurulmasında, telif eserleriyle büyük hizmeti dokundu. En tanınmış romanı olan "Çalıkuşu" bile, daha önce "İstanbul Kızı" adıyla piyes olarak yazılmıştı. Mahmut Yesari ve Refik Ahmet Nuri İle "Kelebek" adlı bir mizah dergisi çıkardı (1923-24) . Reşat Nuri Güntekin, son derece duygulu ve temiz bir dille hikâye, roman , tiyatro, hâtıra ve makale türlerinde eserler vermiş, pek çok da tercüme yapmıştır. Londra'da vefat etti. Naaş'ı İstanbul'a getirilmiştir. 

NAMIK İSMAİL (Sebük), ESER, BİYOGRAFİ

NAMIK İSMAİL  (1890 - 1935)

Sanayi-i Nefise'yi bitirdi. Paris'e gitti ve Ecole National Des Beaux Arts Decoratif ve Jullian Akademisi'nde çalıştı ve Cormon'un öğrencisi oldu (1912-14) . Kafkas cephesinde yedeksubay olarak çarpıştı. Burada yaptığı resimleri, Celâl Esad Arseven'le birlikte Berlin ve Viyana'da sergiledi (1917) . Sonra Berlin'de Liebermann ve Corynth ile birlikte çalıştı. Kendini Galatasaray sergilerinde tanıttı. Akademi'de öğretim üyeliği ve müdürlük yapmıştır. Renkçi ve doğa gözlemine dayanan notları, yer yer eserlerinde yansır. "Topçular, Süvari Hücumu, Tifüs"  gibi savaş kompozisyonları yanında, "Harman" ve "Peyzaj" resimleri vardır. Çallı kuşağı ressamıdır. "Mikelanj" adlı bir kitap da yazmıştır. 


Namık İsmail (Sebük) - Harman   96x81 cm

15 Nisan 2015 Çarşamba

HALİDE EDİP ADIVAR, ANILAR VE BİYOGRAFİ

HALİDE EDİP ADIVAR  (1884 - 1964)

Doktor Edip Bey'in kızıdır. Üsküdar Amerikan Kız Koleji'nde okumuştur. Rıza Tevfik'ten özel ders almıştır. Sonradan matematik öğretmeni Salih Zeki Bey'le evlenmiş, bir müddet sonra ayrılmıştır. Kız Öğretmen Okulu'nda, İstanbul Kız Lisesi'nde öğretmenlik, müfettişlik gibi görevlerde bulundu. Mütareke yıllarında üniversitede Batı Edebiyatı okutmuştur. Cemal Paşa'nın çağrısı üzerine Suriye'ye gidip kız okullarının kurulmasında yer aldı (1916) . Dr. Adnan Adıvar'la evlendi(1917) . Milli Mücadele sırasında da Anadolu'ya geçerek Mustafa Kemal'in yanında yer aldı. Onbaşı ve çavuş rütbeleri kazandı. 1923-38 arası  on beş yılı kocası doktor Adnan Adıvar'la Avrupa ve Amerika'da geçirdi. Döndükten sonra Edebiyat Fakültesi'ne, İngiliz Edebiyatı Profesörü oldu. Milletvekilliği yaptı. Kısa süren bir hastalıktan sonra vefat etti. Merkez Efendi mezarlığına gömüldü.


14 Nisan 2015 Salı

MUSTAFA NURİ PAŞA, ESER VE BİYOGRAFİ

MUSTAFA NURİ PAŞA

İş Bankası kolleksiyonunda bulunan eserin altında, bir  Mustafa Nuri Paşa imzası vardır ve tarihsizdir. Yapılan araştırmada, resimle ilgili olduğu dönemde iki Mustafa Nuri Paşa olduğu anlaşılmıştır. Bunlardan (1798 - 1878) arası yaşayanı; Şam, Vidin, Trablus, Bursa gibi yerlerde valiliklerde bulunmuş ve İstanbul ile az bağlantısı olmuştur.

Diğeri ise; (1824 - 1889) arası yaşamıştır ve Mabeyn başkâtipliğinde (1867) , Temyiz Mahkemesi Reisliği'nde ve Maarif Nazırlığı'nda bulunmuştur. Bu sebeple, İşbank kolleksiyonunda yer alan eserin, "Netayic-ül Vukuat" adlı bir kitabı olan Mustafa Nuri Paşa'nın olduğu düşünülebilir.

Mustafa Nuri Paşa - Galata Köprüsü  117x89 cm

13 Nisan 2015 Pazartesi

BÖBREK RAHATSIZLIKLARI

Bel kemiğinin iki tarafında bulunan ve karnın arkasına yerleşmiş olan böbrekler, vücudun önemli organlarındandır. En önemli görevi, kanı süzerek idrar yapmaktır. Bu suretle vücuttaki kan bütün zehirlerden temizlenir. Bir böbrekte, bir milyon üç yüz bin adet kadar "Nefron" denilen filtre vardır. Vücuttaki bütün kan, bir dakikada böbreklerden geçer. 

Organizmanın su ve tuzlarını sabit tutan böbrekler ayrıca; damar tansiyonunun ayarlanmasında ve kan yapımında da önemli rol oynarlar. Tansiyonun ayarlanmasında kullanılan "Renin" denilen bir madde çıkarırlar. Bunun için tansiyon yükselmesinde, böbreklerin de çok zaman büyük rolü vardır. Bazı insanlar doğuştan tek veya üç-dört böbrekli olurlar. Bu böbrek veya böbreklerden biri normal çalışırsa fazla tehlike yoktur. Bir insan, tek böbrekle rahat yaşayabilir.

BOĞULMALAR VE TEDAVİ

Akciğerlerin havasız kalmasıyla ortaya çıkan bir olaydır. Gırtlağın sıkılması, havasız bir yerde kalma, suda boğulma gibi çeşitli şekilleri vardır. Boğulmalara en çok deniz mevsiminde rastlanır. Su, akciğerlere girerek onları şişirir ve havayla oksijenin vücuda girmesine engel olur. Oksijensizlikten en çok müteessir olan organ, beyindir. Bu durumda, boğulan bir insanda ilk önce şuur kaybı olur ve bayılır. Bu süre 5-6 dakikayı geçerse; ölüm tehlikesi kendini gösterir. 

Boğulan bir insanda kan dolaşımı durduğundan renk solar, dudak, parmak uçları, burun morarır. Nefes alma durur, kalp atım sesi ve nabız alınmaz.

BOĞMACA HASTALIĞI VE TEDAVİ

Boğmaca virüsü ile bulaşan ve bilhassa rutubetli kış aylarında büyük salgınlar yapan bir hastalıktır. Ekseriyetle çocukluk çağında görülür. Büyüklerde de olur. Boğmaca hastalıklı kişiler, boğmaca geçirmemiş sağlam kişilere bu hastalığı kolayca geçirebilirler. Boğmaca geçiren kişi ömür boyu bağışıklık kazanır. Bir daha geçirmez.

Bu hastalık, havadan tükürük damlacıklarıyla bir metre mesafeden dahi bulaşabilir. Yaklaşık üç hafta süren hastalık; hafif ateş ile beraber boğulurcasına öksürük krizlerine sebep olur. Bu esnada akciğerler şiş ve ifrazat ile doludur. Diğer mikroplar da akciğere kolayca yerleşeceklerinden, bronşitlere ve diğer akciğer iltihaplarına sebep olurlar. Tehlike, boğmaca hastalığının kendisinde değil; sebep olduğu sonradan çıkan bu hastalıklardadır.

BİLİRUBİN YÜKSEKLİĞİ VE SARILIKLAR

Bilirubin, kırmızı kan hücrelerinin karaciğerde, kemik iliğinde ve dalakta parçalanmasıyla ortaya çıkan ve normal kanda 0,2 - 1,2 miligram/dl arasında bulunan bir boya (pigment) maddesidir. Bilirubin safra ile bağırsağa geçer ve bir kısmı oradan dışarı atılır. Atılmayan kısım, kan dolaşımına katılarak tekrar karaciğere gelir ve idrarla atılır.

Kanda bulunan bilirubin düzeyi 1,5 - 2 miligram/dl yi aştığında; deride ve gözakında sarımsı renk oluşur. Buna sarılık denir. Direk bilirubinin artması, safranın bağırsağa akışında bir engellenme olduğunda görülür. Meselâ safra yollarında taşa bağlı bir tıkanma varsa, bilirubin artar. Bilirubinin ikincil olarak yükselmesi ise kanla ilgili bozukluk süreçleri ve karaciğer hastalıklarına bağlıdır.

İdrarda normal olarak çok az miktarda direk, yani gliküronik aside bağlı bilirubin bulunur. Bu miktar 100 mililitre idrarda 0,02 miligram seviyesindedir. Bu oranda artış olursa; idrar yeşilimsi bir renge boyanır. Bu durum karaciğer hastalıklarında veya safra yollarının tıkanmasında görülür.

ZEKİ KOCAMEMİ, ESER, BİYOGRAFİ

ZEKİ KOCAMEMİ  (1902 - 1959)

Güzel Sanatlar Akademisi'ni bitirdi. Türk Ocağı tarafından Almanya'ya Münih'e gönderildi (1922) . Hoffmann'ın atölyesinde çalıştı (1922-27) . Önce Güzel Sanatlar Akademisi'nde görevlendirildi (1927) . Bir süre Trabzon Lisesi'nde öğretmenlik yaptı. Öğretmenlikten ayrıldı. Leopold Lévy'nin Akademi'ye getirilişi ile asistan olarak yeniden bu kuruma alındı (1936) . Öğretim üyesi ve atölye şefi olarak vefatına kadar burada çalıştı. "Müstakil Ressamlar Birliği"nin üyesi idi. İnşacı, hacimlere değer veren duygulu eserler yaptı. "Devlet Resim Ödülü" almıştır.

Zeki Kocamemi - Peyzaj     41,5 x 33 cm

12 Nisan 2015 Pazar

YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU YAZILARI VE BİYOGRAFİ

YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU (1889 - 1974)

Kahire'de doğmuştur. Hikâye ve romanlarıyla bu devrin en ünlü isimlerindendir. Yazarlık mesleği dışında, Dışişleri memurlukları ve milletvekilliği yapmıştır. "Fecr-i âti" topluluğu içinde bulundu. Servet-i Fünun, İkdam, Türk Yurdu, Resimli Kitap gibi dergi ve gazetelerde yazıları yayınlandı. Milli mücadeleye katıldı. Akşam ve İkdam gazetelerinde romanları tefrika edildi. Bazı arkadaşlarıyla "Kadro" dergisini yayınladı. "Ulus" gazetesinin başyazarlığını yaptı. Ankara'da vefat etti.

Yazılarında; değerler karmaşasını, nesiller arasındaki çatışmayı, Batılılaşmanın getirdiği yozlaşmayı ve aydın-köylü ilişkilerini inceledi. 

Romanları: Kiralık Konak, Yaban, Nurbaba, Hüküm Gecesi, Sodom ve Gomore, Bir Sürgün, Panorama, Hep O Şarkı, Ankara.
Hikâyeleri: Bir Serencam, Rahmet, Milli Savaş Hikâyeleri.
Hatıraları: Anamın Kitabı, Vatan Yolunda, Zoraki Diplomat, Politikada 45 Yıl

ATATÜRK'ÜN TECRÜBELERİ

Gazi Mustafa Kemal, yürüttüğü devlet işleri için muhakkak ki, “hukuk kitapları” okumuştur, fakat onların hiç birisini, “aynen” uygulama alanına “koymamıştır”.

Hatta birgün kendi anlattığından işittiğime göre; meşhur bir Türk hukukçusu kendisine : 

Bu uyguladığınız esaslar, hiçbir hukuk kitabında yoktur” diyor.

Mustafa Kemal’in cevabı şudur :

“Uygulanıp denenişler, kural ve prensip haline gelirler.”

“Ben yapayım, siz kitaba yazarsınız...”

                                                                        Prof. Dr. Afet İnan (*)

(*) (1907-1985) Atatürk’ün manevi evladı, tarih profesörü, atatürk’e ait kitapları vardır. 
Kaynak: kemal arıburnu, atatürk’ten anılar, işbank kült. yay. 1976 s.317

11 Nisan 2015 Cumartesi

BEYİN RAHATSIZLIKLARI

Beyin, vücudun en önemli organlarından biridir. Kafatasının içinde sağlam kemiklerle korunan beyin, iki yarım küre ile "soğancık" adı verilen bir sap kısmından ibarettir. Beynin etrafını bir sıvı tabakası ve bunun da üstünü üç tabaka halinde beyin zarları örter. Bu zarların iltihaplanmasına "Menenjit", beynin iltihaplanmasına da "Ensefalit" denir. 

Omurilik ile kuyruk sokumuna kadar devam eden beyin, bütün sinirlerin merkezidir. Ayrıca, irade ve düşünme kabiliyeti de beyne ait bir özelliktir. Bu özellik, daha çok beynin kabuk kısmında ve girinti-çıkıntılarında bulunmaktadır. Beynin daha derinliklerinde, soğancık kısmında kalp, solunum, yutma, çiğneme, tad alma, görme, işitme gibi merkezler bulunur.

Beyin, çok kan ve oksijen isteyen bir organdır. Kansızlığa en az tahammüllü olan beyin, kansız kaldığı zaman 5-6 dakikada ölür. Bu organ, büyük kapasitesi olmakla beraber yorulan bir organdır. Yorgunluğu, uyku ve uzun istirahatlerden sonra giderilir. Üzüntü, sıkıntı, beyni en çok yoran sebeplerdir. Beynin çabuk geçmeyen bu yorgunluklarına "Sürmenaj" adı verilir.


ÖMER SEYFETTİN, HİKÂYE VE BİYOGRAFİ

ÖMER SEYFETTİN  (1884 - 1920)

Gönen'de doğmuştur. Edirne Askeri Lisesi'nden sonra, İstanbul'da Harp Okulu'nu bitirdi. Jandarma teğmeni olarak, önce İzmir'de, üsteğmen rütbesiyle de Rumeli'de sınır bölüğünde çalıştı. 1910 yılından sonra askerlikten ayrılıp Selânik'te arkadaşlarıyla "Genç Kalemler" dergisini çıkarmaya başladı.

Balkan savaşı çıkınca, yeniden subay oldu. Yanya kuşatmasında Yunanlılara esir düştü. Bir yıl sonra İstanbul'a dönünce askerliği tekrar bıraktı. Kabataş Lisesi'nde edebiyat öğretmenliği ve hikâye yazarlığıyla geçimini sağladı. Şeker hastalığından İstanbul'da vefat etti. Önce Kuşdili'nde Mahmut Baba mezarlığına gömüldü, sonra Zincirlikuyu Asrî Mezarlığa nakledildi. Ömer Seyfettin Türkçeci ve milliyetçidir. Hikâye kitapları seri halinde basılmıştır.

Hikâyeleri: İlk Düşen Ak, Yüksek Ökçeler, Bomba, Gizli Mabet, Efruz Bey, Beyaz Lâle, Mahçupluk İmtihanı, Dalga

ZİYA KESEROĞLU, ESER VE BİYOGRAFİ

ZİYA KESEROĞLU   (1906 - 1975)

Sanayi-i Nefise Mektebi'nde, Onat ve Çallı atölyelerinde çalıştı. Ancak hocalarının yolundan gitmemiş; duyarlı bir manzara sevgisini servili peyzajlarında, kimi Bonnard etkili renkli kompozisyonlarında göstermiştir. Bütün renkliliğine rağmen, kimi eserlerinde o kendine özgü hüznü vardır.

Ziya Keseroğlu - Enteriyör   73,5x59,5 cm

10 Nisan 2015 Cuma

HASAN KAVRUK, ESER VE BİYOGRAFİ

HASAN KAVRUK  (1919 - 2007)
Gazi Eğitim Enstitüsü resim bölümünü bitirdi (1944) . Paris'e gönderildi (1947) . André Lhote atölyesinde çalıştı (1947-1950) . "Salon d'aut'homme" a iki yıl katıldı. Eğitim Enstitüleri'nde (1950-1953) bulundu. Milli Eğitim Bakanlığı müfettişi oldu (1963-1965) . 1965 den itibaren Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu'nda resim öğretmenliği yapmıştır. Bazı sergilerde ödüller aldı. İnşacı bir çalışmadan, lirik soyut bir manzara izlenimine yönelen çalışmalar yaptı.

Hasan Kavruk - Yaşayan Anadolu   50x35 cm

9 Nisan 2015 Perşembe

BERİBERİ HASTALIĞI

B-1 vitamini eksikliğine bağlı, bilhassa çocuklarda görülen bir hastalıktır. İştahsızlık, zayıflama, kramp, vücut şişmesi, uykusuzluk, terleme, çarpıntı ve kalp büyümesiyle kendini gösteren bu hastalık, özellikle pirinç ile beslenen uzak-doğu memleketlerinde sık görülür. Kepekli buğday ile beslenen memleketlerde ve bol meyva yiyen bölgelerde pek rastlanmaz. 

Bu bakımdan, çocukları sadece pirinç unu ile yapılmış mamalarla beslemek ve süt içirmemek doğru değildir. Bebeklerin beslenmesi için hazırlanmış özel mamalarla bu hastalığın görülme ihtimâli azalmıştır.

Hastaya B-1 vitamini vermek tedavi için kâfidir. Bu hastalık, ancak dikkatli bir tıbbi muayene ile teşhis edilebilir.

BELSOĞUKLUĞU BULAŞICIDIR

"Gonokok" adı verilen bir mikropla ortaya çıkan bu hastalık, ancak cinsi temas esnasında kadından erkeğe, erkekten kadına bulaşan bir hastalıktır. Temastan 24 saat sonra cinsi organlarda sızlama, yanma ve cerahat rengi akıntıyla kendini belli eden hastalık, kadınlarda bazan uzun süre gizli kalabilir. Bilhassa fuhuş yapan kadınlar, bu hastalığı yüzlerce kişiye bulaştırabilirler. Belsoğukluğu zamanında tedavi edilmezse; tehlikeli birçok hastalıklara yol açar. En çok yaptığı tahribat "kısırlık"tır. Ayrıca romatizmaya benzeyen eklem iltihaplarına, prostat bezi işlev bozukluklarına ve hatta bazı göz hastalıklarına da sebep olur.

Eskiden tedavisi çok güç olan bu hastalık, antibiyotiklerin keşfiyle tamamen iyileşme şansı kazanmıştır.

BEL KEMİĞİ HASTALIKLARI VE TEDAVİ

Bel kemiği vücudun eksenini teşkil eder. Bel kemiği hastalıklarında vücudu taşımak ve normal hareketleri yapmak çok güçleşir. Daha çok yaşlılarda görülen bel kemiği rahatsızlıkları romatizmaya, omurgalar arasındaki eklemlerin kireçlenmesine bağlı bozukluklardır. Bu hastalıklar 40-45 yaşından sonra sinsi bir şekilde gelişirler. Kazalara bağlı kırık-çıkıklar haricinde, gençlerde görülen bel kemiği hastalıklarında çok titiz olmak gerekir. 

Tüberküloz mikrobunun, çocuklarda ve gençlerde bel kemiğine yerleşmesi ve onu eritmesi ile yaptığı hastalığa "Pott" hastalığı denir ve genç yaşta sakatlıklara sebep olur. Bundan başka ağır kaldıranlarda ve sporcularda, kayak yapanlarda omurgalar arasındaki kıkırdak kısım (disk) yerinden kayarak "Disk Kayması" , yırtılarak da "Disk Fıtığı" hastalıklarına sebep olur. Bu durumlar çok ağrılı ve en ufak hareket ile ıstırap verici bozukluklardır. Bazan sporcularda omurgalara yapışan lifler kopar ve şiddetli ağrılar meydana gelebilir.

SENKOP BAYILMASI TEHLİKELİ Mİ

Halk arasında "Bayılma" denilen durum, tıpta sebebi ve tedavisi birbirinden tamamen farklı ve şuur kaybıyla kendisini gösteren bir haldir. Bunlardan biri "Senkop"tur. Beyine bir an için az kan gittiği hallerde olur. Baygınlık birkaç dakika sürer ve kendiliğinden geçer. Fazla tehlikeli değildir. Kansızlığı olanlarda, bazı kalp hastalarında, sıcak çarpmasında, tansiyonu düşük olanlarda, vagotonik (aşırı parasempatik sinirsel işlev) kişilerde ve ani ishalle beraber olan mide-bağırsak bozukluklarında ortaya çıkar. 

Bayılmanın ikinci şekli "Koma" denilen ağır bir hastalık halidir. Baygınlık saatler ve bazan günlerce sürer. Çok tehlikeli bir durumdur. Bir diğer baygınlık şekli de "Epilepsi" denilen sara hastalığında görülür. Saralardaki bayılma gayet tipiktir. Hasta dişlerini sıkar, bazan dilini ısırır, ağzı köpürür, vücudu kaskatı kesilir. Baygınlık hali 15-20 dakika kadar sürer.

Bayılmanın senkop halinden çok korkmamak lazımdır. Hasta başı aşağı gelmek şartıyla hemen yatırılır. Başka bir tedavi gerekmez, fakat bu hal sık sık oluyorsa, bir uzmana müracaatla sebebini teşhis ettirmek faydalı olur. 

ÂLİ KARSAN, ESER VE BİYOGRAFİ

ÂLİ KARSAN  (1903 - 1998)

Sanayi-i Nefise Mektebi'nde bir süre öğrenim gördü. Avrupa'ya gitti (1923) . Münih'te Hofmann'ın atölyesinde, Paris'te Jullian Akademisi'nde ve Ecole Supérieure des Beaux-Arts'da çalışmalarını sürdürdü (1923-1927) . Türkiye'ye döndükten sonra resim öğretmenliği yaptı. 1940 da Halkevleri gezisine katıldı. Güzel Sanatlar Birliği'nin "Boğaziçi Manzaraları" anlayışını terketmemiştir.

Âli Karsan - Kış      51x42 cm

8 Nisan 2015 Çarşamba

ZİYA GÖKALP, ŞİİR VE BİYOGRAFİ

ZİYA GÖKALP  (1875 - 1924)

Diyarbakır'da doğdu. Diyarbakır'da Askeri Rüştiye'yi bitirdikten sonra, orta tahsilini de orada yaptı. İstanbul'a gelince Baytar Okulu'na girdi. Son sınıfta, gizli bir cemiyete girdiği için yakalandı, hapse atıldı. 9 ay hapiste yattı. 1900 yılında Diyarbakır'a sürüldü. 1908 de II. Meşrutiyet ilân edilince, Diyarbakır'da "İttihat ve Terakki" partisinin bir şubesini açtı. 1910 yılında Selânik'e çağrılarak Genel Merkez üyesi seçildi. "Genç Kalemler" dergisine yazılar yazdı. Balkan savaşı sırasında İstanbul'a gelerek, üniversitede sosyoloji okutmaya başladı. "Yeni Mecmua" yı çıkardı. "Tanin" gazetesinde de yazıyordu. İstanbul işgâl edilince, İngilizler tarafından Malta'ya sürüldü. Dönüşünde, Diyarbakır'da "Küçük Mecmua"yı çıkardı. "Yeni Mecmua" yı yeniden kurdu. Diyarbakır Milletvekili seçildi. Başladığı "Türk Medeniyeti Tarihi" adlı eserini bitiremeden İstanbul'da vefat etti.

Ziya Gökalp, Türkçü ve Milliyetçidir. "Osmanlıcı" ların ve "İslâm Birliği" ülküsünü güdenlerin aksine; medeniyet alanında yükselmenin, milliyet bilincine varmak ve çalışmakla mümkün olduğuna inanıyordu. Memleketimizde modern sosyoloji biliminin kurucusudur.

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI

Çağdaş Türk Edebiyatı, 1908 yılı İkinci Meşrutiyet'in ilân tarihinden başlar. Çağdaş Türk Edebiyatı'nı iki devreye ayırmak mümkündür. Birincisi 1908 - 1923 arası, yani Meşrutiyet'in ilânıyla Cumhuriyet'in ilânı arasında geçen 15 yıllık hazırlık zamanı ki; bu devrin başlıca özelliği edebiyatta milliyetçilik hareketidir. İkinci devre ise Cumhuriyet'in ilânından günümüze kadar sürer.

MİLLİYETÇİLİK HAREKETİ:

Servet-i Fünun dergisinde şiirlerini yayınlamakla edebiyat hayatına başlamış olan Mehmet Emin Yurdakul, fikir adamı Ziya Gökalp ve jandarma yüzbaşılığından ayrılma Ömer Seyfettin, Selânik'te yayınlanan "Çocuk Bahçesi" dergisinde bir süre yazdıktan sonra Ali Canip Yöntem'le birleşerek yine Selânik'te "Genç Kalemler" adıyla bir sanat ve edebiyat dergisi çıkarmaya başladılar (1910) . Devletin içinde bulunduğu durum, Avrupa'nın ve Balkanlar'ın görünüşü, Batı toplumlarının gelişmesindeki kendine dönüş, onları da Milliyetçilik fikirleri çevresinde birleştirmişti.

BAŞ DÖNMELERİ VE TEDAVİ

Baş dönmelerinin sebebi en çok tansiyon düşüklüğü veya tansiyon yüksekliğidir. Bunun haricinde göz bozuklukları, kulak hastalıkları da baş dönmelerine sebep olabilir. Nakil vasıtası tutan şahıslarda da baş dönmesine sık rastlanır. Vasıtadan inip biraz dinlenince şikâyetler geçer. Safra kesesi rahatsızlığı olanlarda sık sık baş dönmeleri olur. Kansız kişilerde ekseriyetle tansiyon düşüklüğü vardır ve sık baş dönmelerinden şikâyet ederler.

Baş dönmeleri, iç kulağın ve beyinciğin dengeyi temin eden sistemlerindeki herhangi bir bozuklukla maydana çıkarlar. Vertigo, meniyer  gibi hastalıklar, iç kulak dengesizliklerinde oraya çıkar ve şiddetli baş dönmelerine sebep olurlar. Alkollü içkilerin baş dönmesi yapması da bu denge merkezlerindeki bozulmalarla oluşur. Sinsi gelişen parkinson hastalığının başlangıç dönemlerinde bazı hastalarda sık tekrarlayan baş dönmeleri oluşur. Sebebinin parkinson olduğu çok sonra (diğer belirtiler ortaya çıkınca) anlaşılır.

SEVİM İNALTONG, ESER VE BİYOGRAFİ

TÜRK ressam, 1934 yılında İzmir'de doğdu. Rembrandt ve Vermer'in eserlerinden etkilendi. "O an"ı tuvale aktarma içgüdüleriyle resme başladı. Bolu'da ressam Mehmet Yücetürk'ten yaptığı tabloların eleştirilerini aldı. 1962' de Ankara'da Saip Tuna'nın ders verdiği K.T.Y.Ö okulu son sınıf atölyesinde çalıştı.

1962-69 yılları arasında Türk Amerikan Derneği Güzel Sanatlar atölyesinde Lütfü Günay, Orhan Kılıç, Refik Epikman'dan resim dersleri aldı. 1967-73 yılları arası her yıl yapılan Devlet Resim Heykel sergilerine katıldı. Birleşmiş Ressamlar ve Heykeltraşlar derneği üyesidir.

1971' de TRT Kültür Sanat Bilim ödülleri sergisine, 1973' de TC 50. yıl kutlama faaliyetine bağlı Başbakanlık Kültür Müsteşarlığı Resim Heykel sergisine, Birleşmiş Ressamlar ve Heykeltraşlar Derneği dahil birçok karma sergiye katıldı.

1974' de Fransa, Clermont Ferrand'da, Uluslararası Kadın Sanat Kültür Federasyonu sergisinde Grup ödülü ile, bir tablosuna verilen Federasyon Ödülünü aldı. Sevim İnaltong'un; İstanbul Resim Heykel müzesinde, Dışişleri Kültür Dairesi'nde, Pekin Türk Büyükelçiliği'nde, yerli-yabancı diplomatik misyonda, Türkiye, İtalya, İsveç, Hollanda'da özel koleksiyonlarda, İş Bankası ve Halkbank'ta eserleri vardır. Kendi kendini yetiştirmiş bir ressam olan Sevim İnaltong'un eserlerinde "Dışavurumcu" bir anlatım gözlenmektedir.

Sevim İnaltong - Çiçekler   64 x 49 cm

7 Nisan 2015 Salı

HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR, ROMAN VE BİYOGRAFİ

HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR  (1864 - 1944)

İstanbul'da doğdu. Mülkiye tahsilini hastalanarak yarım bıraktı. Ondan sonra özel tahsil gördü. 1908 de İkinci Meşrutiyet ilânına kadar kısa iki memurluktan başka, ömrünün sonuna kadar hiçbir resmi vazife kabul etmedi. Hayatını yazarlıkla kazandı. 

Kırktan fazla roman ve tercümesi vardır. Heybeli'de oturan Hüseyin Rahmi, şehre de pek seyrek inerdi. Öyleyken bilhassa roman ve hikâyelerinde kenar mahalle halkını, yani asıl büyük kalabalıkları bütün gerçekçiliğiyle canlandırmıştır. Ahmet Mithat Efendi'nin geleneğine bağlıydı, ama eserlerinde büyük bir mizah ustalığı görülür. İstanbul'da vefat etti.

Bazı ünlü romanları: İffet, Şık, Mürebbiye, Şıpsevdi, Metres, Tesadüf, Nimetşinas, Kuyruklu Yıldız Altında Bir Evlenme, Gulyabani, Hakka Sığındık, Efsuncu Baba, Muhabbet Tılsımı, Utanmaz Adam

TURAN EROL, ESER VE BİYOGRAFİ

TURAN EROL   (1927 -       )
Güzel Sanatlar Akademisi, Bedri Rahmi Eyüboğlu atölyesinde öğrenim gördü. Bir ara Paris’te Friedlander’in gravür atölyesinde de çalıştı. 1960 lara kadar inşacı bir anlayışla çalışmış, sonra da “soyut bir lirizme” yönelmiştir. 1965 lerden 1977 lere kadar ise, yöresel konuları kendine özgü bir boya anlatımı içinde yansıtmıştır. İki kez Devlet Resim Ödülü, ayrıca TRT ve Atatürk Cumhuriyet ödülleri kazanmıştır. “Duvar mozaikleri” de yapan sanatçı, bir ara Ulus Gazete’sinde eleştirmenlik yapmıştır. Gazi Eğitim Enstitüsü’nde 1973 e kadar öğretmenlikten sonra Siyasal Bilgiler Fakültesi Gazetecilik Yüksek Okulu’nda öğretim elemanlığı yaptı.

Turan Erol - Ankara Gecekonduları  100x80 cm

6 Nisan 2015 Pazartesi

BAŞ AĞRISI TİPLERİ

Başağrısı en çok şikâyete sebep olan rahatsızlıklardan biridir. Sebepleri de çeşitlidir. En sık rastlanan başağrısı şekli, asabi baş ağrılarıdır. Akşamları çıkan ve uyumakla geçen baş ağrılarının sebebi günlük yorgunluktur. Bunun yanında sabahları azalıp akşamları artan baş ağrılarında göz bozuklukları ilk akla gelen sebeplerden biri olmalıdır.

Baş ağrıları hemen hemen her hastalıkta görülebilir. Ateşli hastalıkların hemen hepsi başağrısı şikâyeti ile başlar. Yaşlı kimselerde görülen ve devamlı olan baş ağrılarında, bir tansiyon yükselmesini düşünmek lâzımdır. Güneş çarpması, nezle, grip, bağırsak bozuklukları, tifo çoğu zaman ilk belirti olarak baş ağrısı ile ortaya çıkarlar.

Baş ağrıları şahsa ve hastalığa göre, değişik şiddette olurlar. Bazı tip başağrıları hemen teşhis koyduracak kadar tipiktir. Meselâ; sinüzitlerde başağrısı, ekseriyetle iltihaplı olan sinüs bölgesinde, göz ağrısı ve burun tıkanıklığı ile beraberdir.


BASEDOW-GRAVES HASTALIĞI (Aşırı Tiroid İşlevi)

Boyunda bulunan "tiroid" bezinin fazla çalışmasıyla meydana gelen bir hastalıktır. Ekseriyetle büyük bir üzüntüden, gebelikten, tiroid bezinin iltihaplarından sonra ortaya çıkar. Hastaların boyunlarında şişlik "Guatr" vardır.

Bu hastalığa yakalananlar çok terlerler, çarpıntıdan, uykusuzluktan, zayıflamaktan şikâyet ederler. Ellerinde ve göz kapaklarında devamlı bir titreme vardır. Gözler dışarıya doğru fırlamıştır. Çabuk heyecanlanırlar.

Tedavisinde; istirahat, teskin edici ilâçlar, deniz havası, muhit değişikliği bu hastalara iyi gelir. Tıbbi tedavi gerektiren bir hastalıktır. Tiroid bezinin faaliyetini frenleyen ilâçlar vardır. Bu ilâçlar yan etkilerinden dolayı ancak, uzman hekim kontrolünde kullanılabilir. İlâçlardan fayda göremeyen hastalar için ameliyat her zaman faydalı olabilir.

HÜSEYİN CAHİT YALÇIN, HİKÂYE VE BİYOGRAFİ

HÜSEYİN CAHİT YALÇIN (1874 - 1957)

Balıkesir'de doğmuştur. 1896 da Mülkiye Mektebi'ni bitirdikten sonra çeşitli memurluklarda bulundu. Yazarlık hayatında; makale, hikâye, roman ve hâtıra türünde çeşitli eserler verdikten başka bir kütüphane dolusu tercüme yapmıştır. Servet-i Fünun edebiyatının getirdiği yeni fikirleri tartışmalarda kuvvetli kalemiyle müdafaa etmiştir. İstanbul'da vefat etti. Bazı önemli eserleri:

Hikâye dalında: Hayat-ı Muhayyel, Hayat-ı Hakikiyye Sahneleri
Roman dalında: Hayâl içinde
Tenkitler: Kavgalarım
Hâtıra dalında: Edebi Hâtıralar

HÜSEYİN CAHİT YALÇIN'DAN BİR HİKÂYE:

Yolumun üstündeki bir cami avlusundan her akşam geçtikçe görürdüm; bir sürü çocuk türlü türlü oyunlarla, haylazlıklarla meşgul olur, orada bağırışırlar, kavga ederlerdi.

İHSAN CEMAL KARABURÇAK, ESER VE BİYOGRAFİ

İHSAN CEMAL KARABURÇAK   (1897 – 1970)

Posta Telgraf Yüksek Mektebi’ni bitirdi. Uzun süre PTT ile Anadolu Ajansı’nda ve bu kurumun Bükreş temsilciliğinde çalıştı (1944-49) . 1939 da Paris’te bir süre “école universale” de resim yaptı. Asıl resim çabası 1950 lerden sonra başladı. Özel sergiler açtı. Yurt dışında kimi sergilere katıldı. Dışavurumcu, çocuksu bir anlatıma ulaştı. “Devlet Resim Ödülü” aldı.

İhsan Cemal Karaburçak - Natürmort   50x37 cm

5 Nisan 2015 Pazar

HALİT ZİYA UŞAKLIGİL, ANI VE BİYOGRAFİ

HALİT ZİYA UŞAKLIGİL  (1866 - 1945)

İstanbul'da doğdu. Küçük yaşta ailesiyle bir müddet İzmir'de bulundu. Oradaki Fransız okulunda yabancı dil öğrendi. İlk eserlerini İzmir'deyken yayınladı. Bir yandan da "Hizmet" gazetesine çeşitli konularda tercümeler yapıyordu. 1893 de Reji tütün idaresine başkâtip olarak İstanbul'a geldi. Daha sonra Saray Kâtipliğine tayin edildi. "Mavi ve Siyah" adlı romanı, Servet-i Fünun dergisinde tefrika edildikten sonra 1897 de kitap halinde yayınlandı. Hükümet tarafından Fransa ve Almanya'da görevlendirilen Halit Ziya, cumhuriyetin ilânından sonra resmi vazife almayarak Yeşilköy'de yazarlıkla yetindi. İstanbul'da vefat etti.

Romanları: Nemide, Bir Ölünün Defteri, Ferdi ve Şürekâsı, Mavi ve Siyah, Aşk-ı Memnu, Kırık Hayatlar.

Hikâyeleri: Bir Yazın Tarihi, Solgun Demet, Bir Şi'ri Hayâl, Sepette Bulunmuş, Kenarda Kalmış, Hepsinden Acı, Onu Beklerken, İhtiyar Dost, Kadın Pençesi, İzmir Hikâyeleri

BAĞIRSAK KURTLARI (Asalaklar)

Bağırsak parazitleri de denilen bağırsak kurtları, dünyada salgın hastalıklardan biridir. Daha çok, temizlik şartlarına dikkat etmeyen memleketlerde yaygın şekilde bulunur. Bağırsak kurtlarının başında solucanlar gelir. Lağım suları ile sulanmış sebze ve meyvaları yiyen insanlara yumurtaları ile bulaşan solucanlar bağırsakta yerleşirler. Şeritler (Tenyalar) iyi pişmemiş etlerle insana geçerler. Kıl kurtları (Oksiruslar) kirli tırnaklar arasına yerleşmiş yumurtalarla bulaşırlar. Nekator ve ankilostom denilen kurtlar kirli sular ile bulaşırlar.

Bu parazitler bağırsağa yerleştikten sonra, birtakım bağırsak hastalıklarına, apandisite, kansızlıklara, çocuklarda gelişim bozukluklarına, mide ülserlerine, safra kesesi hastalıklarına, bazan menenjite kadar giden bozukluklara sebep olurlar. Durmadan çevreye yayılırlar.

Bugün, bütün bu bağırsak kurtları için kesin etkili ilâçlar mevcuttur. Bu ilâçlar yaşa ve kiloya göre uzman hekim tarafından tanzim edilir. Ellerin ve gıdaların temizliğine dikkat etmek, kıvırcık salata, marul gibi bitkilerin yaprak aralarını iyice kontrol ederek yıkamak, iyi pişmemiş etleri yememek, dezenfekte edilmemiş suları içmemek oldukça koruyucu bir tedbirdir.

BAĞIRSAK KANAMALARI

Mideden itibaren anüse kadar bağırsaklar her yerden kanayabilirler. Oniki parmak ve ince bağırsak kanamaları büyük abdestte her zaman koyu kahve telvesi gibi kendini gösterir (melena) . Kalın bağırsağın son kısmına ait kanamalar ise ekseri normal kan rengindedirler.

Dizanteri, tifo gibi hastalıklar, bağırsak kanamaları ile ölüm tehlikesini davet ederler. Bağırsaklara ait ülserler de tehlikeli şekilde kanayabilirler. Bağırsak kanamalarının en önemli sebeplerinden biri de bağırsak tümörleridir. Kanamanın derecesine göre hayat tehlikeye girer. Ufak kanamalar bazan kendi kendine iyi olurlar.

Bağırsak kanamaları çok ağır değilse bir müddet için müşahede altında kalmak şartıyla beklenilebilir. Bu esnada hastaya kanı pıhtılaştıran ilâçlar verilir. Damardan C vitamini, kalsiyum tatbik edilir. Kan nakli en faydalısıdır. Büyük ve devam eden kanamalarda, ameliyat ile kanayan yeri bulup tedavi etmek şarttır. Kanamanın devam edip etmediği, birkaç saatte bir yapılan kan sayımı ile belli olur. Kanama şüphe edilen hastalara, ağızdan su ve sütten başka bir madde vermemelidir.

ARİF KAPTAN, ESER, BİYOGRAFİ

ARİF KAPTAN   (1906 – 1979)
Deniz Harp Okulu’nu bitirdi (1924) . Nazmi Ziya ve Ali Çelebi ile uzun süre beraber çalıştı. Güzel Sanatlar Akademisi’nde açtığı bir sergiyle dikkat çekti (1935) . Askerlikten ayrıldı, Paris’e giderek André Lhote’un atölyesinde çalıştı (1947-49) . Çalışmalarının ilk etabında, izlenimci bir anlayışın sınırları içinde kaldı. Ancak 1940 lardan itibaren yazısal notlardan oluşan renkçi ve diri bir “Bursa dönemi” resimleri oluştu. Ancak Paris’teki iki yıllık Lhote etkisi, onu renkçi bir inşacılığa sürükledi. 1955 lerden sonra da lirik, renkçi bir doğa soyutlamasını benimsedi. İki kez “Devlet Resim Ödülü” almıştır. “Claude Monet” ve “Delacroix” üzerine iki kitabı ile “50 Yıl Gerilerden” adlı ilginç bir yazı dizisi vardır.

Arif Kaptan - Peyzaj -  27x21 cm

4 Nisan 2015 Cumartesi

BAĞIRSAK DÜĞÜMLENMELERİ

Tehlikeli bir hastalıktır. Normal insanda, bağırsakların kendilerine has solucanımsı hareketleri vardır. Bu hareketler ishal durumunda çok artarlar. Şiddetli bulantı, kusma esnasında da bu hareketler artmıştır. Bağırsakların en ufak bir zedelenmesi, bağırsak hareketlerinin artışına sebep olabilir. Bu hareketlerin artışı esnasında bağırsaklar burkularak ve üst üste gelerek düğümlenebilirler.

Bazan apandisit iltihabı, mide ülserleri, karın içi urları, bağırsağın tıkanmasına ve düğümlenmesine sebep olabilir. Bağırsağı düğümlenen hastalarda şiddetli karın ağrıları, bulantı, kusma görülür. Hastalar büyük abdeste çıkamazlar. Bazan büyük abdest ağızdan gelebilir. Düğümlenen bağırsak kısmında birkaç saat içinde gangren meydana gelir. Neticede hasta ölebilir.

Hasta ameliyat olmak için derhal hastaneye  nakledilmek zorundadır. Evde âcilen yapılacak hiç bir müdahale ve yardım yoktur.

CENAP ŞAHABETTİN, ŞİİR VE BİYOGRAFİ

CENAP ŞAHABETTİN   (1870 - 1934)

Manastır'da doğdu. Askeri Tıbbiye'den doktor çıktı, ama mesleğiyle ilgili pek az görevde bulundu. Daha ziyade yazarlık ve 1914-1922 arasında Edebiyat Fakültesi'nde öğretim üyeliği yaptı. 1890 yılı sıralarında kısa bir müddet için Paris'te bulunmuştur. İstanbul'da vefat etti. 

Şiirleri vefatından sonra, hayatıyla ilgili bir eserde kitaplaştırılmıştır.

Seyahat yazıları: Hac Yolunda, Avrupa Mektupları
Fıkraları: Evrak-ı Eyyam, Nesr-i Harp-Nesr-i Sulh, Tiryaki Sözleri
Sahne eserleri: Yalan, Körebe, Küçük Beyler

İNCE VE KALIN BAĞIRSAK HASTALIKLARI

Bağırsaklar, bilindiği gibi ince ve kalın bağırsak olmak üzere iki kısımdan ibarettir. İnce bağırsaklar kalp, beyin gibi hayati organlardır. Bütün gıdalar, tuzlar, su vücuda ince bağırsaklar yoluyla girerler. İnce bağırsaklar olmadan yaşam mümkün değildir. Bu organlar büyük bir kimya laboratuarı gibi çalışırlar.

Kalın bağırsakların vazifesi daha az önemlidir. Bir nevi depo vazifesi görürler. Kalın bağırsağın kısa bir parçasıyla yaşamak mümkündür.

İnce bağırsakların hastalığına ve iltihaplanmasına "Enterit", kalın bağırsağınkine de "Kolit" adı verilir. Çeşitli mikroplar bağırsakların iltihaplanmasına sebep olabilir. Yaz ishalleri, tifo grubu hastalıklar, dizanteri, kolera, tüberküloz bunların başında gelirler. Ayrıca tümörler, solucan, tenya gibi asalaklar da bağırsağın hastalanmasına sebep olurlar

ATATÜRK'TEN BALODAKİ ÖĞRENCİLERE DERS

Onuncu Yıl Cumhuriyet Balosunda :
Bir aralık, danseden çifte dikkatle baktı. Danstan sonra yanına çağırttı. İkisi de pek genç yaştaydılar. Onlara hangi okulda okuduklarını sordu. Yabancı okullarda okuduklarını söylediler.

Atatürk, genç çifte sordu:

“Sakarya savaşı ne zaman oldu ? Milli Mücadele kaç safha sürmüştür ? Türk devrimlerinin temeli nedir ?”

Kız, şöyle bir cevap verdi:

Efendim!, bize okulda yalnız Fransız devrimini okuttular. Türk devrimini hiç duymadık, bilmiyoruz...”

Deyince, Ata’nın yüzü değişti :

3 Nisan 2015 Cuma

NACİ KALMIKOĞLU, ESER VE BİYOGRAFİ

NACİ KALMIKOĞLU  (1896 – 1969)
Rusya’da doğmuş ve 1917  ihtilâli sebebiyle ticaret ve resim tahsilini tamamlayamadan Türkiye’ ye iltica etmiştir. Araştırma ve buluştan uzak, süratli bir not etme virtüözlüğüne sahip, izlenimci karakterde bir ressamdır. Yapma bir fırça zerafetiyle natürmort, peyzaj ve yapmıştır.


Naci Kalmıkoğlu - Sahilde Kayıklar  40x28 cm

2 Nisan 2015 Perşembe

TEVFİK FİKRET, ŞİİR VE BİYOGRAFİ

TEVFİK FİKRET   (1867 - 1915)

İstanbul'da doğdu. Galatasaray Lisesi'nde okumuş, kısa bir memurluk devresinden sonra, okuduğu liseye öğretmen ve müdür olmuş bir şairdir. Son derece faziletli ve ahlâklı bir insandı. 1895 yılından itibaren şiirlerini "Servet-i Fünun" dergisinde yayınlamaya başlamış, daha sonra da baş makaleler yazarak düşüncelerini savunmuştur. Amerikan Koleji'nde de ders verdi. Milli Eğitim Bakanı'yla anlaşamadığından dolayı istifa edince, yalnız buradaki dersiyle yetinmişti. Kolejin altındaki yamaçta "Aşiyan" adını verdiği, plânlarını kendi çizdiği evinde yaşamıştır. Bu ev şimdi Tanzimat ve Servet-i Fünun Müzesidir.

Tevfik Fikret'in şiir kitapları şunlardır: Rübab-ı Şikeste (Kırık Saz, 1896) , Halûk'un Defteri (1911) , Rübabın Cevabı (1912) , Tarih-i Kadim (İlkçağ Tarihi) ve dergilerde kalmış şiirler.

İKİNCİ YENİLİKÇİLER VE SERVET-İ FÜNUN

Tanzimat devrinin yenilik fikirleriyle beslenen gençleri, yapılan edebi yenilikleri yeterli bulmuyorlardı. Recaizade Ekrem Bey'in, Mekteb-i Sultani denen Galatasaray Lisesi'nde ya da Mülkiye Mektebi denilen Siyasi İlimler Akademisi'nde öğrenciliğini yapmış olanlar, yabancı dillerdeki ve bilhassa Fransız Edebiyatındaki yenilik akımlarını yakınen takibediyorlardı. Bunlardan Ahmet İhsan Bey, "Servet" gazetesinin haftalık ilâvesi olan "Servet-i Fünun" dergisini çıkarmayı 1891 de üzerine almıştı. Kısa zaman sonra İstanbul ve İzmir'den muhtelif genç şairler ve yazarlar gelerek bu dergide eserlerini yayınlamaya başladılar. Böylece "Servet-i Fünun" edebiyatı diye sonradan adlandırılacak olan ikinci bir yenilik hareketi edebiyatımızda görülür oldu.

ERCÜMENT KALMIK, ESER VE BİYOGRAFİ

ERCÜMENT KALMIK   (1909 – 1971)

Güzel Sanatlar Akademisi’ni bitirdi (1936) . Paris’te André Lhote’un atölyesinde çalıştı (1939-1941) . Kız Teknik Öğretmen Okulu’nda öğretmenlik yaptı (1942-1947) . 1947  yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’ne öğretim görevlisi olarak girdi. Berlin Mimarlık Fakültesi’nde misafir profesör olarak dersler verdi (1968) . Güzel Sanatlar Akademisi’nde “temel sanat eğitimi” kürsüsünde  görevlendirildi (1969) . 1941 yılından itibaren yurtiçi sergilerinden başka İtalya, Almanya ve Amerika’da sergiler açtı. 

Ercüment Kalmık, doğa notlarından oluşan bir resim anlayışından, bu notların doğasal tanınırlıkları kaybedilmeden varılan geometrik bir soyutlamaya gitti. “Renklerin Armoni Sistemleri” ve “Tabiatta ve Sanatta Doku” adlı iki kitabı vardır.

Ercüment Kalmık -Kompozisyon-Liman 100x70cm

1 Nisan 2015 Çarşamba

AHMET MİTHAT EFENDİ, MASAL VE BİYOGRAFİ

AHMET MİTHAT EFENDİ  (1844 - 1912)

İstanbul'da doğdu. Beş yaşında babasını kaybedince Mısır Çarşısı'nda çıraklığa verildi. Bir yandan da okuma-yazma ve fransızca öğrendi. Kendi kendini yetiştirdi. Niş, Ruscuk gibi Balkan şehirleri'nde memurluk yaptı. Mithat Paşa'yla Bağdat'a gitti. İlk yazılarını halkı uyarmak ve eğitim maksadıyla yayınladı. Bunun için, hikâye ve romanları masala benzer. 1871 de İstanbul'daki evinde küçük bir matbaa kurarak yazılarını kendisi yayınlamaya başladı. Daha sonra devlet memurluklarında yükseldi. O zamanki üniversiteye tarih öğretmeni bile olmuştur. Bir yandan da "Tercüman-ı Hakikat" gazetesini çıkarıyordu. Eserlerinin sayısı iki yüz'ü bulur. Bunların çoğu, roman ve hikâye, bir kısmı çeşitli bilgilere ve bilhassa tarihe dair kitaplardır. Piyesleri ve tercümeleri de vardır. İstanbul'da vefat etti.

AHMET VEFİK PAŞA, BİYOGRAFİ

AHMET VEFİK PAŞA  (1823 - 1891)

Konularını ünlü Fransız tiyatro yazarı Moliére'den aldığı komediler ve aynı yazardan yaptığı çevirilerle meşhurdur. Bursa Valiliği sırasında Bursa'da bir tiyatro kurmuş ve kendi eserlerini oynatmıştı. Vefik Paşa Tiyatrosu, Devlet Tiyatrosu tarafından işletilmek üzere yeniden açılmıştır. Ahmet Vefik Paşa, "Lehçe-i Osmani" gibi sözlüğü, "Kavaid-i Türkiye" gibi Türkçe dilbilgisi kitabı olan milliyetçi, bugünkü Türklük hissini daha o zamanda yerleştirmeye çalışmış büyük bir değerdi. Kendisine zamanın Batılı bilginleri son derece önem verirlerdi. Paşa'ya "Devrilmiş Kütüphane" adını Türk dili ve edebiyatıyla uğraşan Batılı bir bilgin koymuştu.

Ahmet Vefik Paşa'nın tiyatro eserleri daha kendi sağlığında Tulûat tiyatroları toplulukları tarafından kaçak oynanmak yoluyla halka malolmuştu. Bu tiyatroların belli başlıları şunlardır:

Zorla Evlenme, Zarla Hekim, Yorgaki Dandini, Don Civani, Adamcıl, Azarya, Kadınlar Mektebi, Savruk, Dudukuşları, Meraki (Hastalık Hastası)

ABDÜLHAK HÂMİT TARHAN, ŞİİR VE BİYOGRAFİ

ABDÜLHAK HÂMİT TARHAN  (1852 - 1937)

İstanbul'da doğdu. Ömrünün büyük kısmı yurt dışında elçilik kâtipliği ve benzeri görevlerde geçmiştir. Dedesi Abdülhak Molla da şairdi. Orta öğrenimini Paris'te yapmıştır. Fransızcayı Paris'te, farsçayı Tahran'da, ingilizceyi Londra'da öğrenmiş ve özel dersler alarak arapçasını ilerletmiştir.

Edebi değeri olan ilk manzum tiyatroları yazmıştır. Şiir ve tiyatro dışında, sadece hâtıralar yayınlamıştır. Namık Kemal gibi, edebiyatın her türünde eser vermemiştir. Eserlerinin birer sanat harikası olmasına çok itina göstermiştir. Dili ağır ve süslü, ağdalıdır. Edebiyat türlerinin biçimsel gereklerine de aldırış etmeyerek bu biçimleri, düşüncelerini anlatma yolunda sadece bir vasıta saymıştır. "Tarhan" soyadını alan Hâmid'in tiyatro eserlerinin hemen hepsi basılıdır. Bunlardan başka iki cilt tutan "Mektuplar" adlı eseriyle hâtıralar vardır. İstanbul'da vefat etmiştir.

ATATÜRK'ÜN YALNIZLIĞI

Bir akşam sofrasının hararetli bir döneminde, Mustafa Kemal Atatürk, kişisel özgürlüğünün birçok bölümlerinden yoksun bırakılması acısını hüzün dolu sözlerle şöyle anlattı :

                   “Şimdi siz buradan ayrılır, istediğiniz yerde gezer dolaşırsınız. Benim gözümde bunun ne büyük bir mutluluk olduğunu bilemezsiniz.

                    “Halime bakın, sahip olduğum bu özgürlükten yoksunum, Cumhurbaşkanıyım, ama köşeye atılmış ve özgürlüğü sınırlı bir insanım”

                    “Bütün eğlencem, akşamları soframa topladığım arkadaşlara ayrılmıştır. Haydi!, şimdi buradan ayrılıp bol bol dolaşın!, istediğiniz yerlere girip çıkın!, arzu ettiğiniz gibi eğlenin!.”

                      “Ben de bunun hayâliyle avunurum...” dedi

                                                                                    Damar Arıkoğlu (*)


(*) (1889-1969) 1.dönem Adana milletvekili, kurtuluş savaşıyla ilgili eseri vardır
Kaynak: kemal arıburnu, atatürk’ten anılar, işbank kült.yay. 1976 s.146