8 Mayıs 2015 Cuma

ATATÜRK'ÜN NİKAH GÜNÜ

İzmir : 29 Ocak 1923

Harp oyunları bitmiş, komutanların şerefine bir şölen verilmişti. Geç saatlere kadar süren şölen sonunda Mustafa Kemal Paşa beni bir kenara çekerek,  “Asım, yarın Mareşal’le ( Fevzi Çakmak) , Kâzım Karabekir Paşa'yı da alarak saat 10 da bana çaya gelin, bekliyorum” demişlerdi...

29 Ocak sabahı dediği saatte otomobille köşke vardık. Kapıda, Mustafa Kemal Paşa ile Lâtife Hanım bizi beraber karşılamışlardı. İçerde Lâtife Hanım’ın ailesi, İzmir Valisi Abdülhalık Renda Bey, Kâzım Özalp Paşa da vardı. Lâtife Hanım da aramızda olduğu halde bir saat kadar salonda oturduk konuştuk. Ortada fevkalâde bir durum olduğu muhakkaktı...

7 Mayıs 2015 Perşembe

ENDOKARDİT HASTANE TEDAVİSİ İSTER

Kalbin iç yüzünü örten tabakaya "endokard" adı verilir. Bu tabakanın iltihaplanarak hastalanmasına da "endokardit" denilir. Bilhassa doğuştan kalp ârızaları bulunan veya romatizmanın kalp kapaklarını bozmasından sonra geçirilen bir mikrobik hastalıkta, mikroplar kolayca endokarda yerleşerek bu hastalığı yaparlar.

Ağır ve zamanında tedavi edilmezse öldürücü bir hastalıktır. Endokardın iltihaplı bölgelerinden kopan parçalar böbrek ve beyin damarlarında tıkanıklığa sebep olabilirler. Yüksek ateş, göğüs ağrısı, çarpıntı, dalak büyümesi ve hafif kanlı idrar, kan sedimantasyonunun (alyuvar çökme hızı) çok yüksek olması, bu hastalığa teşhis koydurur.

Her zaman hastane tedavisi gerektiren bir hastalıktır. 

6 Mayıs 2015 Çarşamba

ELEKTROKARDİOGRAFİ (Kalp Sinyal Çekimi)

Elektrokardiografi, kalbin elektrik akımlarının özel aletlerle bir grafik kâğıdına kaydettirilmesine denir. Bütün insanların normal kalp grafikleri birbirine benzer. Kalp hastalıklarında bu grafik şekilleri, hastalığın cinsine göre birtakım değişiklikler gösterir. Bu değişimlerden, hastalığın teşhisi ve seyrinin kontrolü bakımından istifade edilir. 

Çekim yapan cihazın kendisine "elektrokardiograf" adı verilir. Esası elektronik ve radyo sistemine dayanır. Kalpte meydana gelen ve vücuda yayılan çok zayıf elektrik akımlarını büyülterek kaydeder. 

Elde edilen grafiğin açıklaması ve teşhisi özel bir ihtisas işidir.

5 Mayıs 2015 Salı

220 VOLT ELEKTRİK TEHLİKELİDİR

Alçak frekanslı ve yüksek voltajlı elektrik cereyanı daima öldürücüdür. Elektrik çarpması kazalarına ekseriyetle bu mesleklerle uğraşan kimselerde, yaramaz çocuklarda ve havai hat kopması hallerinde rastlanır. 220 voltluk şehir cereyanı tehlikelidir. Basılan yerin taş olması veya ıslak olması tehlikeyi daha da artırır. Lâstik ayakkabı, tahta kısmen daha az tehlikelidir.

Elektrik çarpması esnasında tel ile vücut arasında kısa bir şerare meydana gelerek dokunulan cilt kısımlarında yanıklara sebep olur. Esas tehlikeli olan vücuttan elektrik akımının geçmesidir. Bu akım, kalp ve solunum merkezlerine tesir ederek, kalbin ve solunumun durmasına sebep olur. Olay bir nevi boğulma veya donma gibidir.

Elektriğe maruz kalan bir insana ilk yapılacak hareket, elektriğin kesilmesidir. Daha sonra hasta düz bir yere yatırılarak boğulmadaki gibi, suni teneffüs ve kalp masajları yapılır. Ayrıca kalp ve solunum merkezlerini uyarıcı iğne tatbik edilir.

4 Mayıs 2015 Pazartesi

EGZOFTALMİ (Göz Fırlaklığı)

Gözlerin dışarıya doğru fırlamasına "Egzoftalmi" denilir. Bu şahıslarda göz içi basıncı da artmıştır. Tek taraflı olduğu vakit, göze ait bir hastalık veya tümör düşünülür. Çift taraflı egzoftalmi hemen her zaman "Tiroid" bezi hastalıklarında görülür. (Bkz: Basedow-Graves Hastalığı) . Tedavisi tamamen uzman kontrolü altında olur.

EKLAMPSİ (Gebelikte Beyin Tansiyonu)

Hamile kadınlarda görülen bu hastalık, birden ortaya çıkan ve hayatı tehdit eden bir durumdur. Baş ağrısı, baş dönmesi, bulantı, kusma, görme bozuklukları ve yüksek tansiyonla kendini gösterir. Hamileliğin son aylarında görülür. Esasen beyindeki yüksek tansiyona bağlı bir bozukluktur.

Çoğu zaman idrar miktarı azalmıştır ve bacaklarda göz kapaklarında şişler vardır. Daha ziyade hamilelik esnasında, tansiyonu yüksek olan, idrarında albümin çıkaran ve tuzsuz diyete riayet etmeyenlerde ortaya çıkar.

Çok tehlikeli ve öldürücü olan "eklampsi" nöbetlerinde, hastanın derhal bir hastaneye nakledilmesi şarttır. Annenin hayatını kurtarmak için ekseriyetle hamileliğe son verilir.

AYETULLAH SÜMER, ESER VE BİYOGRAFİ

AYETULLAH SÜMER  (1905 - 1979)

Marsilya'da ticaret öğrenimi gördüğü sırada, aynı şehirdeki bir akademide resim öğrenimi gördü. Güzel Sanatlar Akademisi'nde öğretim elemanı kadrosuna girdi. "Şevket Dağ" örneği resimler yanında, peyzajlar ve natürmortlar da yapmıştır.


Ayetullah Sümer - Boğaz'dan     49x39 cm

3 Mayıs 2015 Pazar

EKİMOZ (Cilt Altı Kanamaları)

Deri altında kendini gösteren, geniş sahalar halindeki kanamalara ekimoz denir. Halk arasında "morarma" denilen bu durum, mor lekeler şeklinde kendini belli eder. Zamanla sararır ve açılır. 

Ekseriyetle vücudun bir yere çarpması ile meydana gelen ekimoz, deri altında ince damarların yırtılmasıyla kendini gösterir. Kanın pıhtılaşmasını bozan hastalıklarda ve erkeklerde görülen "Hemofili" hastalığında da vücutta yaygın ekimozlar olur.

Çarpma neticesi meydana gelen ekimozlara alkol pansumanları iyi gelir. Diğer sebeplerden olanlar için mutlaka uzman hekime müracaat etmek şarttır.

ÖMER BEDRETTİN UŞAKLI, ŞİİR, BİYOGRAFİ

ÖMER BEDRETTİN UŞAKLI  (1904 - 1964)

Uşak'ta doğdu. Kabataş Lisesi'nden sonra, Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni bitirdi. Kaymakamlık ve Mülkiye müfettişliğiyle memleketi dolaştı. 1943 de Kütahya Milletvekili seçildi. Şiirlerinde çoğunlukla denizden bahsetti ve Anadolu'nun tabii görünümlerini işledi. İstanbul'da vefat etti. 

Şiirleri çeşitli dergilerde yayınlandıktan sonra kitap halinde basıldı. Bu eserler: Deniz Sarhoşları, Yayla dumanı, Sarıkız Mermerleri

2 Mayıs 2015 Cumartesi

İNSANIN SOĞUKTAN DONMASI

İnsan, vücut sıcaklığını daima 36 -37 derece arasında sabit tutar. Tabiat şartları bu sıcaklığı değiştirmez. Soğuk havalarda organizma, enerji depolarını harekete geçirerek ve kan dolaşımını artırarak sıcaklığı ayarlar. Fakat bu bir dereceye kadar mümkün olur ve uzun müddet soğukta kalmak bu ayarlamayı sonunda bozar. Kan dolaşımı yavaşlar, damarlar genişler, kalbin çalışması yavaşlar, beyine giden kan ve oksijen azalır, uyku hali başlar. Bu durumda vücut enerji kaynaklarını harekete geçirmede yetersiz kalır ve ısı teşekkülü azalır. Vücut sıcaklığı devamlı düşer. Sinir sistemi de felce uğrar. Beyindeki kalp ve solunum merkezleri faaliyetini durdurur ve nihayet donma olayı ve ölüm meydana gelir.

PARMAKLARDA DOLAMA

Parmaklarda ve özellikle tırnak kenarlarında deri çatlaklarından giren mikropların yaptığı parmak apseleridir. İlk başlangıçta yüzde 70 lik alkol pansumanı ve antibiyotikli pomadlar önleyici bir rol oynarlar. Cerahat toplanmış olanlarda ise "apse" tedavisi yapılır. (Bkz: Vücutta oluşan apseler)

DİZANTERİLER VE İSHAL

Pis gıdalarla ve sularla alınan "dizanteri basili" veya "amip" denilen bir parazitle ortaya çıkan şiddetli karın ağrısı, kanlı, sümüklü ishâl ve ateş ile kendini gösteren had bir hastalıktır. 

Hastalar günde 10-15 defa tuvalete gitme ihtiyacı hissederler. Özellikle "basilli" dizanteride, tuvaletten dışarı çıkmak istemezler. Karın ağrıları azalıp çoğalan ve kıvrandırıcı tarzdadır.
Amipli dizanteride ishâl ve ateş daha hafiftir. 

Her iki dizanteri de vaktinde tedavi edilmezse; bağırsak kanamalarından, aşırı su ve tuz kaybından ve bağırsak delinmelerinden hastalar ölebilirler. Bilhassa yaz aylarında görülen bu hastalıkta çok dikkatli olmak gerekir.

1 Mayıs 2015 Cuma

DIŞ GEBELİK ANNEYİ ZEHİRLER

Dış gebelik, döllenmenin hatalı bir şekilde rahmin dışında ve karın içinde olmasıyla ortaya çıkan ve hamile kadının hayatını tehlikeye sokan şanssız bir durumdur. 

Âdetleri kesilen bir kadında ve gebelik şüphe edilen hallerde âni olarak fenalık, bayılma, tansiyon düşüklüğü ve iç kanama gibi ağır haller ortaya çıkarsa; daima dış gebelik ihtimâlini de düşünmek lâzımdır.

Acil ameliyat ile gebeliğin sona erdirilmesi ve annenin hayatının kurtarılması şarttır.

30 Nisan 2015 Perşembe

DİYET DENİLİNCE NE ANLARIZ

Halk arasında "diyet" denilince, yemek yememek veya az yemek yemek gibi yanlış anlamlar mevcuttur. Diyet demek, belirli bir durum veya hastalıkta olan bir şahsı, önceden belirlenmiş bazı yiyecekleri yememesi veya azaltması anlaşılır.

Şişman insanların şekerli gıdaları azaltması, böbrek hastalarının, kalp hastalarının ve yüksek tansiyonlu olanların tuzsuz veya az tuzlu yemeleri, şeker hastalarının şekerli ve unlu gıdaları kısmaları, mide-bağırsak hastalarının mide ve bağırsakları tahriş edici, fazla çalıştırıcı gıdaları almamaları, damar sertliği olanların yağlı yiyecekleri azaltmaları diyet olduğu gibi; zayıf insanların da normal kiloya ulaşmak için özel olarak besleyici gıdaları yemeleri bir diyettir.

Bu işlemler, duruma ve hastalığa göre uzman tarafından, belirli diyet metodlarına göre tanzim edilir. Diyete tabi olan hastalar, azaltılan veya tamamen kaldırılan gıdaların dışında, diğer yiyecekleri serbest olarak yiyebilirler.  

29 Nisan 2015 Çarşamba

FİKRET MUALLA SAYGI, ESER, BİYOGRAFİ

FİKRET MUALLÂ SAYGI  (1904 - 1969)

Almanya'da gravür öğrendikten sonra, Paris'te bir süre çalıştı. Yurda dönünce (1934) öğretmenlik yaptı. Kimi akli dengesizlikler gösterdi. Müşahade altına alındı. 1938 de tekrar Paris'e gitti. Eserleri çoğunlukla Paris'teki kolleksiyonculardadır. Her sanatçının acı ve ıstırab çekmesi gerektiğini söyledi. Dışavurumcu, renkçi bir anlayışın dışına çıkmamıştır. Resimleri canlı parlak renkli suluboyadır.

Fikret Mualla Saygı - Mavili Natürmort   44x36 cm
Fikret Mualla Saygı - Manzara   (1945)
Fikret Mualla Saygı - Sokakta Oyun  (1957)
Fikret Mualla Saygı - At Terbiyecisi

28 Nisan 2015 Salı

MUSTAFA KEMAL ŞAM'DA

Suriye’de, Şam’ın Hamidiye Çarşısı’nda dolaşan üç Türk subayı. Bu subaylar, Mustafa Kemal, sevdiği arkadaşı kurmay yüzbaşı Müfid Özdeş ve alay kuvvet komutanı Bay Lütfi.

Çarşıda yürürlerken, bir köşede içine ancak iki üç adam sığabilecek bir dükkânın önüne geliyorlar. Burası Tüccar Mustafa’nın (Dr.Cantekin) ticarethanesidir. Dükkânın önünde duruyorlar.

Ayağında ayakkabı yerine nalın bulunan bir adam, takır takır yürüyerek kendilerine doğru geliyor ve dükkânda oturacak yer olmadığı için, dükkânın önüne birkaç sandalye konuluyor. Mustafa Kemal meraklıdır; dükkânın içini görmek istiyor, giriyor raflarda birtakım hafif eşya var. Ortada uzun bir masa ve üzerinde felsefeye, devrime, sosyalizme, doktorluğa vs ait fransızca kitaplar...

27 Nisan 2015 Pazartesi

DİŞLE SERT MADDE KIRILMAMALI

Çiğneme ve öğütme işinde en önemli vazifeyi yapan dişler, çocukta altıncı aydan itibaren çıkmaya başlarlar. İlk defa ön kesici dişler, sonra ön öğütücüler ve köpek dişleri çıkmaya başlar. Bir yaşına kadar dişleri çıkmayan çocukların sıhhatinden endişe etmek lâzımdır. Çocukların dişleri iki ila üç yaş arasında tamamlanır ve hepsi yirmi tanedir. Bunlara süt dişleri denir.

Büyüklerde dişler 32 tanedir. Bu dişlerin 8 tanesi kesici, 4 tanesi köpek, 20 tanesi öğütücü dişidir. "Akıl dişi" denilen son dört öğütücü diş, genel olarak 18-20 yaşından sonra çıkar ve ekseriyetle de kolayca çürüyerek işe yaramaz hale gelir.

LEYLA GAMSIZ SARPTÜRK, ESER, BİYOGRAFİ

LEYLÂ GAMSIZ SARPTÜRK  (1920 - 2010)

Güzel Sanatlar Akademisi'ni bitirdi (1947) . Paris'te André Lhote ve Fernand Léger atölyelerinde bir müddet çalıştı. Renkçi bir duyarlığı peyzaj resimlerine yansır. Soyut'a yönelik bir figürcülüğü vardır.

Leylâ Gamsız Sarptürk - Köylü Kadınlar 58x48 cm

26 Nisan 2015 Pazar

DİL SAĞLIĞIN AYNASIDIR

Tatma, çiğneme ve yutma vazifeleri olan, konuşmada büyük rol oynayan dilin hastalıklarında, hastalar büyük bir sıkıntı duyarlar. Dilin hastalanmasında en çok diş bozuklukları, ağız iltihapları, boğaz rahatsızlıkları, kansızlık, ateşli hastalıklar, karaciğer hastalıkları rol oynar. 
Mide-bağırsak bozuklukları, tahriş edici maddeler, sigara da dilin bozulmasına sebep olur. Bu yüzden "Dil sağlığın aynasıdır"denilmektedir. 

Beyaz ve paslı bir dil, ateşli hastalıklarda ve mide-bağırsak bozukluklarında, çıkıntıları kaybolmuş parlak bir dil kansızlıklarda, koyu kırmızı bir dil ekseriyetle karaciğer bozukluklarında meydana çıkar. Diğer ârazlarda dile bakarak teşhis koymak ancak bir uzman işidir. Dil kenarlarındaki ve üzerindeki ufak yaralar ağız içinde bir iltihabı ve diş çürüklerini hatırlatmalıdır. Dilin hareket bozuklukları ve çarpık durması da yüz felçlerinde görülür.

DİFTERİ AŞISI HAYAT KURTARIR

Difteri, halk arasında "Kuşpalazı" olarak da bilinir. Difteri basilleri ağız ve burundan bulaşan ve çocuklarda daha sık görülen tehlikeli bir hastalıktır. Kış aylarında bazan salgınlar şeklinde görülür. Büyükler de bu hastalığa yakalanırlar. Yüksek ateş ve anjinle (Bademcik iltihabı) başlar, süratle gelişerek boğazın tıkanmasına ve boğularak ölüme sebep olur.

Bademcikler üzerinde beyaz plaklar şeklinde gelişen bir zar büyüyerek bütün boğaz deliğini kapatır. Bu zar yırtıldığı zaman kanamalar meydana gelir ve yeniden teşekkül eder. Ateş daima 40 derece cıvarındadır. Vücutta genel bir bitkinlik vardır. Boğaza yerleşen difteri basilleri toksin denilen zehirleriyle kalp üzerinde de büyük tahribatlar yaparlar. Çarpıntı, nefes almadaki güçlük kalp tehlikesine işaret eder. Hattâ difteri tedavi edildikten sonra dahi kalp üzerinde uzun müddet dikkatli olmak lâzımdır.

İBRAHİM SAFİ, ESER VE BİYOGRAFİ

İBRAHİM SAFİ  (1898 - 1983)

Moskova Güzel Sanatlar Akademisi'nde bir süre öğrenim gördü. Rus İhtilâli sırasında Türkiye'ye geldi. Güzel Sanatlar Akademisi'ni bitirdi. Çallı izlenimciliğinin ölü dalgalarını sürdürmektedir.

İbrahim Safi - Peyzaj   50x46 cm

25 Nisan 2015 Cumartesi

DEZENFEKSİYON MİKROP ÖLDÜRÜR

Dezenfeksiyon, vücudun veya herhangi bir âfet sebebiyle bir bölgenin mikroplardan temizlenmesi işine verilen isimdir. Dezenfeksiyon alkol, tentürdiyot, deterjanlı maddelerle veya kaynatarak buhardan geçirilerek yapılır.

En önemli dezenfeksiyon, ellerin, yaraların dezenfeksiyonudur. Ellerin dezenfeksiyonunda % 70 lik alkol sürülerek yapılır. Alkol sürülmeden önce ellerin sabunla yıkanması gerekir. Saf alkol dezenfekte yapmaz. Yaralar için en iyi dezenfektan madde tentürdiyottur. Bu madde tetanoz basilini de öldürür.

Oksijenli-su da iyi bir dezenfektandır. Sentetik ve deterjanlı dezenfektanlar da güçlü mikrop öldürücüdürler. 

Enfeksiyonlu hastaların kap-kacak ve elbiselerinin iyice kaynatılması da dezenfeksiyondur. Bu malzemeleri en az yarım saat kaynatmak lâzımdır.

FARUK NAFİZ ÇAMLIBEL, ŞİİR VE BİYOGRAFİ

FARUK NAFİZ ÇAMLIBEL  (1898 - 1973)

İstanbul'da doğdu. Eski Orman Bakanlığı başmemurlarından Nâfiz Bey'in oğludur. Orta öğrenimden sonra bir müddet Tıp Fakültesi'nde okumuştur. Bir yandan da şiirlerini yayınlamaya başladı. 1922 de öğretmenlik mesleğine girdi. Kabataş Lisesi'nde, Edebiyat öğretmeniyken 1946 yılında Milletvekili seçilmiştir. 1960 askeri ihtilâlinden sonra siyaseti bırakmıştır. Samsun gemisiyle, Akdeniz seyahati esnasında hayatını kaybetti.
Faruk Nafiz Çamlıbel'in şiirleri, tiyatroları ve mizah yazıları vardır.

Şiirleri: Çoban Çeşmesi, Suda Halkalar, Bir Ömür Böyle Geçti, Akarsu, Han Duvarları
Tiyatroları: Canavar, Akın, Özyurt, Kahraman, Bir Demette Beş Çiçek, Yayla Kartalı, Çamlıbel
Romanı: Yıldız Yağmuru

ATATÜRK'ÜN YUNAN KOMUTANA CEVABI

Hagi Anesti, 1922 baharında hazırlıklarını tamamlamıştı. Arkasından hiç eksik etmediği yabancı gazeteciler, papazlar, sık sık davet ettiği kişilerle cepheyi geziyor, mağrur ve küstah demeçler veriyordu. Son taarruzumuzdan evvel, yine böyle bir kalabalıkla cepheyi gezmiş ve mevzileri görerek, İzmir’e dönmüştü.

Hristomos, Yunan Başkomutanı için büyük bir karşılama töreni hazırlatmış, dini âyinler tertiplemişti. Şölenin sonunda Reuter Ajansı muhabiri Yunan Başkomutanı’na soruyordu:

Cepheyi gezdiniz. Mustafa Kemal’i gördünüz mü ?

24 Nisan 2015 Cuma

ORHAN PEKER, ESER VE BİYOGRAFİ

ORHAN PEKER  (1927 - 1978)

Güzel Sanatlar Akademisi'ni bitirdi. Salzburg'ta Oscar Kokoschka'nın bulunduğu bir yaz kursuna katıldı. At başı portreleri yaptı. Boya hamurunun etkileyici kimi imkânlarını, nesne ve figür izlenimi için kullanmıştır.

Orhan Peker - Kırmızı Vazoda Çiçekler   46x40 cm

23 Nisan 2015 Perşembe

DENİZ BANYOSU YARIM SAATİ GEÇMESİN

Birçok sporlar gibi deniz banyosu da vücut için faydalı bir spordur. Fakat her şeyin fazlasında olduğu gibi, denizin de fazlası zararlı olabilir. Denize girmenin en faydalı olduğu zaman suyun 18-22 derece olduğu mevsimlerdir. En uygun denize girme saati sabah 8-10 ile akşam 16-18 saatleri arasıdır. 

Denizde kalış süresi hiçbir zaman 30 dakikayı geçmemeli ve denizden çıktıktan sonra ıslak kalınmamalı, hemen kurulanmalıdır. Mümkünse ıslak mayoyu, kurusu ile değiştirmelidir. Fazla güneşte kalmamak ve gölgede oturmak en sağlıklı hareket şeklidir. 

Deniz banyoları ve gölgedeki (deniz ve kumdan yansıyan ışıkla olan) güneş banyoları vücudun mukavemetini artırır ve mikroplara karşı savaşını kolaylaştırır. Yüzme, akciğerlerin solunum kabiliyetini artırır ve sportif bir hareket olduğundan kan dolaşımının ve kalbin gücünü takviye eder. Bedenin hemen tüm kasları harekete geçer. Denizde yüzmek veya hareket etmek gerekir. Hareket etmeden durmak faydasızdır hattâ zararlı dahi olabilir.

DENİZ TUTMASI HASTALIK MI

Deniz tutması aslında bir hastalık değildir. Fakat kansız kimselerde, safra kesesi hastalığı olanlarda, kulak rahatsızlığı bulunanlarda daha sık rastlanmaktadır. 

Kulağın denge merkezinde meydana gelen bir bozukluk, (Göz ile kulaktan gelen denge sinyallerinin birbirleriyle uyuşmaması hali)  sinirler vasıtasıyla derhal beyine ve beyinciğe intikal etmekte ve deniz tutmasının bilinen arazları ortaya çıkmaktadır. Aynı anda faaliyete geçen bulantı ve kusma merkezleri de mide ve bağırsakların ters hareketlerine sebep olmakta ve kusma meydana gelmektedir. Fazla yemek yiyenlerde veya çok aç olanlarda deniz tutmaları daha kolay ortaya çıkar.

DALAK İŞLEVİ VE DALAK BÜYÜMESİ

Dalak , karnın sol böğür tarafında ve yanda bulunan içi kanla dolu, 10-11 cm uzunluğunda ve ortalama 200 gram kadar oval şekilli bir organdır. Esas vazifesinin ne olduğu halen tam olarak bilinmemektedir. Dalak bazı önemli işlevleri yerine getirmesine rağmen, normal bir hayatın devam ettirilmesi için vazgeçilmez bir organ değildir.

Bir nevi kan deposu vazifesi görmektedir. Depoladığı kanı ihtiyaç gördüğü zamanlarda dolaşıma verir. Yaşlanan kırmızı kan hücrelerinin ve yaşam müddeti dolmuş veya parçalanıp atık haline gelmiş hücre ve mikroorganizmaların kan dolaşımından uzaklaştırılması işini de yapar. Üzerindeki bir kısımda bulunan lenf dokusu sayesinde, bağışıklığa katkı sağlar. Çeşitli kan hastalıklarında, kemik iliğinin kâfi kan yapamadığı durumlarda, kan yapım işlevini yüklenir. Bu organın en büyük özelliği kansere yakalanmamasıdır.

SAİM ÖZEREN, ESER VE BİYOGRAFİ

SAİM ÖZEREN  (1900 - 1964)

Sanayi-i Nefise Mektebi'ni bitirdi (1926) . Çeşitli illerde öğretmenlik yaptı. Güzel Sanatlar Birliği geleneği içinde kalmıştır.

Saim Özeren - Peyzaj    40x27,5 cm

22 Nisan 2015 Çarşamba

KEMALETTİN KAMU, ŞİİR VE BİYOGRAFİ

KEMALETTİN KAMU  (1991 - 1948)

Bayburt'ta doğdu. İstanbul Erkek Öğretmen Okulu'ndayken Milli Mücadele'ye katılmak üzere Ankara'ya gitti. "Anadolu Ajansı" nı en buhranlı günlerinde idare etti. Öğretmen Okulu diplomasını bu yüzden ancak 1923 yılında alabildi

Beş yıl Paris'te kalarak Siyasi İlimler yüksek tahsili yaptı. İstanbul'a dönünce Rize ve Erzurum'dan iki defa milletvekili seçildi. Türk Dil Kurumu, Terim Kolu Başkanı'yken vefat etti. 

Bütün şiirleri hayatı hakkında yazılan bir eserde vefatından sonra toplanmıştır.

ÇOCUK FELCİ AŞISI ŞARTTIR

"Poliomiyelit" virüsü ile bulaşan bu hastalık, çok tehlikelidir. Çocuklarda daha sık rastlanır. Aslında her yaşta görülebilir, fakat yaş ilerledikçe yakalanma nispeti azalır. Kırk yaşından sonra çok nadir görülür.

Hastalık yüksek ateş ve nezle şeklinde başlar, sonra kol ve bacaklarda felçler görülür. En tehlikeli olanı, solunum sisteminde görülen felçtir ve ani ölüme sebep olur. Bunun için, kurtarıcı olarak suni akciğer kullanılır. Hastalık tamamen geçtikten sonra felce uğrayan kol ve bacaklar ince ve sakat kalırlar. Ölüm oranı yüksektir.

Özel ve tedavi edici bir ilâcı yoktur. Ölümden kurtulanlar daima bir sakatlıkla kalırlar. Aşısının bulunuşu dünya için önemli bir olay olmuştur. Çocuklar muhakkak, büyükler ise bir salgın tehlikesi olduğu zaman aşılanmalıdır. Çocukların aşısı, Sağlık Bakanlığı'nın mecburi aşılar sistemine dahildir.

Enjeksiyon (iğne) şeklinde yapılan "salk", ağızdan damla şeklinde alınan "sabin" aşıları vardır. Kırk yaşına kadar herkesin aşılanması gereklidir.

Ölümden kurtulup, sakat kalanlar için özel fizik tedavisi ve rehabilitasyon tatbik edilir. Bu işin uzmanına müracat etmek lâzımdır.  

EKLEM ÇIKIKLARI

Bir kemiğin eklem yerinden çıkmasına "Çıkık" denir. Ekseriyetle ters bir hareket ve zorlama kemiğin yerinden çıkmasına sebep olur. Şiddetli ağrı, eklemde hareketsizlik ve kemik çarpıklığı ile kendini belli eder. Bazı maharetli şahıslar, çıkan kemiği yerine yerleştirmede çok ustadırlar. Bazan da işler ters gidebilir ve müdahale tehlike yaratır.

Esasen, röntgen kontrolü altında ve bir ortopedi mütehassısı tarafından çıkan kemik yerine oturtulur. Birkaç gün bu eklemi dinlendirmek lâzımdır. Ağrı varsa, aspirin gibi ağrı hafifletici ilâçlar alınabilir. Bir kez çıkan kemik ileride daha kolay çıkabileceğinden, şahsın o ekleme yük verme davranışlarında dikkatli davranması gerekir. 

ÇİÇEK HASTALIĞI ÖLÜMCÜLDÜR

Virüslerle çok kolay bulaşan ve ekseriyetle çocukluk çağında görülen bir hastalıktır. Yüksek ateş ve nezle şeklinde başlayan bu hastalık, vücutta çok sık ve yaygın kırmızı, ufak cerahatli döküntüler şeklinde başlar ve bütün organlarda azar azar kanamalara, iltihaplanmalara sebep olur. Ateş daima 40 derecenin üstündedir. Çok tehlikeli ve öldürücü bir hastalıktır.

Ölümden kurtulanlarda, cilt bozukluklarına ve göz, kulak, beyin vesaire gibi organlarda da sakatlıklara sebep olur. Bu hastalığın bulaşması, ekseri salgınlar şeklinde görülür ve büyük salgınlar yapar.

Tedavisi yoktur. Bütün mücadele, virüsten korunmaya dayanır. Çiçek aşısı bu hastalığa yakalanmayı tamamen önler. Çocuğun doğuşundan altı ay sonra aşı mutlaka yapılmalıdır. 4-5 yıl sonra tekrarlanmalıdır. İlk aşı tutana kadar tekrar edilir.

EMZİREN ANNEDE MEME ACISI

Meme ve meme başına dokunmadan evvel ellerinizi sabunla yıkarsanız, gereksiz meme iltihapları ihtimâli çok azalır.

Loğusalığın 2-4 üncü günlerinde memelere süt gelmesi ağrılı ve sert şişliklere sebep olabilir. Bununla beraber  bu günlerde süt miktarı da esasen azdır. Bilhassa ilk doğumlarını yapanlarda bu durum birkaç gün sürer ve ekseriyetle süt ifrazı, ancak 2-8 inci günden sonra yoluna girer. Bu şekilde gergin göğüsler yukarıya kaldırılarak sabitlenmelidir. Çocuk kuvvetle emmeye başladıktan sonra, meme bezleri daha iyi boşalır ve gerginlikleri de azalır. Çocuk memeleri tamamen boşaltamıyorsa kalan süt, süt pompası ile boşaltılmalıdır.

Bazı kadınlarda meme başları kâfi derecede belirgin değildir. Bu gibi durumlarda da süt, elle veya süt pompasıyla boşaltılarak bebeğe kaşıkla verilir. Meme başları da bir zaman sonra daha çok dışarı çıkar ve çocuk normal şekilde emzirilebilir.


OSMAN NURİ PAŞA, ESER VE BİYOGRAFİ

OSMAN NURİ PAŞA  (1839 - 1906)

Harbiye'yi bitirmiştir (1862) . Daha burada öğrenciyken yaver sınıfına atanmış ve Saray ressamı olarak alınmıştır. Harbiye ve Kuleli Askeri Okulları'nda öğretmenlik yapmıştır. Halep, Yemen ve Suriye valiliklerinde bulunmuştur. Hayali bir Barbizon peyzajı anlayışında çalışmıştır. Siyah-beyaz değerli eserleri bir kır şiirini yansıtır.

Osman Nuri Paşa - Meyvalar   115x73 cm

21 Nisan 2015 Salı

AHMET KUTSİ TECER, ŞİİR VE BİYOGRAFİ

AHMET KUTSİ TECER  (1901 - 1967) 

Kudüs'te doğdu, Kadıköy Sultanisi'nden sonra Halkalı Ziraat Okulu'nu, İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü'nü bitirdi. Paris'e gidip döndükten sonra Ankara ve Sivas'ta edebiyat öğretmenliği, Paris'te öğrenci müfettişliği yaptı. Talim ve Terbiye Heyeti üyesiyken milletvekili seçildi. Galatasaray Lisesi'nde edebiyat, Güzel Sanatlar Akademisi'nde edebiyat ve estetik öğretmenliği yaptı. İstanbul Belediyesi Konservatuarı  edebiyat öğretmenliğinden emekli oldu. İstanbul'da vefat etti. 

1921 yılından itibaren ilk şiirlerini yayınlamaya başladı. Tiyatro eserleri de yazmıştır. "Şiirler" adıyla Sivas'ta bastırdığı küçük bir kitabı vardır.
Tiyatroları: Koçyiğit Köroğlu, Köşebaşı, Bir Pazar Günü. Satılık Ev

KALP ÇARPINTISI CİDDİYE ALINMALI MI

Göğüste sık atan kalp atışlarının hissedilir hale gelmesine çarpıntı denilir. Çoğu zaman ruhidir ve bir heyecandan sonra ortaya çıkar. Kadınlarda çok olur. Kişiyi ve çevresini endişeye sürükler. Bunlar hakiki çarpıntılar değildir, çarpıntı hissi algılamaktır.

Hakiki çarpıntılar nabız saymakla belli olur. Nabzın dakikada 120 nin üstüne çıkması, gerçek bir çarpıntıyı düşündürür. Bu çarpıntılar da çok zaman, nabız muntazam ise zararsızdırlar ve kısa sürerler. En çok sebebi kansızlıktır. 

Nabız muntazam atmayan ve devamlı olan çarpıntılar oldukça ciddidirler ve bir kalp bozukluğuna bağlıdırlar. 

Yüksek ateş, tiroid bezinin fazla çalıştığı hastalıklar, gebelik, tansiyon yükselmeleri de çarpıntılara sebep olurlar

Tedavide: Sinirsel çarpıntılar müsekkin ilâçlarla, istirahat ve ılık banyolarla çabuk geçer. Kansızlıkla mücadele etmek lâzımdır. Kalp hastaları ciddi bir hekim kontrolüne girmelidirler. Gebelik çarpıntılarında da kan sayımı ve tansiyon kontrolü ihmâl edilmemelidir. Diğer hastalıklar için de hekim kontrolü gerekir.

CÜZZAM HASTALIĞI YILLARCA SÜRER

Verem basiline benzer ve "Hansen" basili adı verilen bir mikrop tarafından meydana gelen bu hastalık bulaşıcı bir hastalıktır. Bulaşıcılığı daha ziyade aile fertleri arasında olur. Gizli başlar ve sinsi ilerler. Hastalığa yakalananlarda halsizlik, solukluk, kılların dökülmesi, yüzde, kollarda, bacaklarda siyahımsı lekeler görülür. Bir müddet sonra bu yerlerde patates gibi sert şişlikler meydana gelir. Daha sonra yaralar açılır. Bu durum aylarca hattâ yıllarca sürer. Hastalar çok hâlsiz olduklarından kıpırdamak dahi istemezler. 

Bulaşma çok yakın olmalarından dolayı ekseriyetle aile fertleri arasında olabilir. Ambalajsız gıda maddesi satanlar da bu hastalığı bulaştırabilirler. Antibiyotik tedavileri hastalığa etki etmez. Bu hastalığa yakalananlar, bütün dünya memleketlerinde özel hastanelerde muhafaza ve tedavi altına alınırlar.

DOĞUŞTAN CÜCELİK TEDAVİSİZDİR

Bir insanın normalden çok ufak boyda kalmasına "cücelik" ismi verilmektedir. Cüceliği hiçbir zaman kısa boylulukla karıştırmamak lâzımdır. Cücelik bazan ırksaldır. Meselâ Afrika'daki bazı kabileler (Pigmeler) tamamen cücedirler.  Diğer bir cücelik sebebi de doğuştandır ve yumurta hücrelerindeki kromozom bozukluklarına bağlıdır.

Ailevi cücelikler de vardır. Cüceliğin en önemli sebeplerinden biri, çocukluk çağında büyümeyi temin eden hormonların bozukluğudur. Beyindeki hipofiz bezinin çıkardığı büyüme hormonunda bir azalma mevcuttur. Hayatın ilk aylarında, boyundaki tiroid bezinin iyi çalışmaması da cüceliğe sebep olur. Buna "Kretenizm" denir.

ATATÜRK'TEN FİKİRLERE SAYGI

Neşeli bulunduğu bir zamanı seçerek :

            “Paşam... demiştim, şu danıştığınız kişiler arasında öyle kişiler var ki; onların fikir ve mütalâalarına iştirak edeceğinizi hiç zannetmiyorum. O halde, niçin onları çağırıp fikirlerini dinlersiniz ?

Atatürk, yüzüme bakarak şu karşılığı vermişti:

             “Bazan hiç umulmadık adamdan, ben çok şeyler öğrenmişimdir. Hiçbir kanaatı hor görmemek gerekir. Belki, sonunda kendi düşüncelerimi uygulasam bile, herkesi ayrı ayrı dinlemekten hoşlanırım...”

                                                                                           Salih Bozok (*)

(*) (1881-1941) Atatürk’ün yaveri, yakın arkadaşı, milletvekili

Kaynak: kemal arıburnu, atatürk’ten anılar,işbank kült.yay. 1976 s.102

20 Nisan 2015 Pazartesi

CERAHAT MİKROP BULAŞTIRIR

Cerahat maddesi, mikropların dokuları tahrip etmesiyle meydana gelir. Bu madde aynı zamanda, mikroplarla savaşmak için toplanan beyaz kan hücrelerinden de çok zengindir.
İçine kan karıştığı vakit, "kanlı cerahat" ten bahsedilir. 

Gözle görülebilecek büyüklükte olan cerahat topluluklarına "apse" ismi verilir. Cerahat, çok fazla miktarda mikropları da taşıdığından, çok tehlikeli ve etrafa hastalıkları bulaştırıcı bir maddedir.

Cerahatli yaralar ve dokular, cerahatten temizlenmedikçe iyi olmazlar. Bunun için apseler açılır ve steril pansumanlarla temizlenir. Kana karışan cerahat "Septisemi" denilen çok tehlikeli bir duruma sebep olur. Antibiyotik kullanımıyla bu tehlike kısmen azalmıştır. Eskiden septisemiye maruz kalan hastalar ölüme mahkûm olurlardı.  

KADINLARA GÖRE YABANCI ERKEKLER

İSPANYOL ERKEĞİ:

İspanyollar sıcakkanlı, yakışıklı, bakımlı, hızlı konuşan, düşünceli ve romantik erkeklerdir. Arkadaş canlısı, sevecen ve çapkın bir yapıları vardır. Salt yakışıklılıklarıyla değil sözleri, sempatisi, esprileriyle sizi kendisine bağlayabilecek erkek tipidir.

ÇEK ERKEĞİ:

Olgun, sessiz, özgürlükçü, düşünceli ve önyargısız erkeklerdir. Kıskançlıkları yok denecek kadar az, kendine güvenleri bir hayli yüksektir. Yapılı, yakışıklı ve bakımlıdırlar. Çek erkeklerinin inatçı, dediğim dedik bir yapısı vardır. Çok konuşmazlar, çok sahiplenmezler, hiç kıskanmazlar.

JAPON ERKEĞİ:

Japon erkekleri saygılı, küçük, güleç, utangaç tiplerdir. Hızlı konuşurlar, heyecanlıdırlar, her ne kadar çekingen olsalar da kaba bir yanları da vardır. Ailelerine, geleneklerine bağlıdır, teknolojiyi sever, azla yetinmesini bilir. Espri anlayışları kötüdür. Güvenilir ve saf bir yapıları vardır.


ANNE SÜTÜ TEK TABİİ GIDA

Bebeğin beslenmesi için bir tek tabii gıda vardır, o da anne sütüdür. Bilhassa ilk aylarda çocuk için anne sütünün yerini tutabilecek bir gıda yoktur. Çocuğunu emziren anne, ona en iyi ve en kıymetli gıdayı vermiş olur.

Anne sütü alan çocukta hastalıklar daha az görülür. Çünkü anne sütü, çocuğun midesine tamamen uyar. Süt daima tazedir, temizdir ve herhangi bir kaptan geçmeden doğrudan doğruya çocuğun ağzına ve midesine girer. Önceden ısıtılmasına, hazırlanmasına gerek yoktur. İlk günlerde gelen "ağız" sütüyle başlayarak, tüm emzirmelerde annenin antikorları bebeğe geçmekte, bu da bebeğin hastalıklara karşı mukavemetini artıracak bağışıklık sistemini güçlendirmektedir. Anne sütü emen çocuklarda mide-bağırsak hastalıklarına daha seyrek rastlandığı gerçektir.

Anne memesi emen çocukların parmak emmelerine, daha seyrek rastlanmaktadır.

OSMAN HAMDİ, ESER, BİYOGRAFİ

TÜRK ressam, bilim adamı ve müzeci, 1842 yılında İstanbul'da doğdu. Hukuk tahsil etmek için Paris'e gitti (1857). 12 yıl Paris'te kalarak hukuk derslerine devam etti. Bu arada, Gérôme ve Boulanger gibi ünlü ressamların yanında resim çalıştı.

1867' de Paris'te açılan milletlerarası sergide Osmanlı Devleti Komiseri oldu. 1869' da Türkiye'ye çağrılarak 27 yaşında Bağdat vilâyeti Umuru Ecnebiye müdürlüğüne tayin edildi; 1871' de İstanbul'a döndü ve sarayda "Teşrifatı Hariciye" müdür muavini oldu. Bu sırada, Viyana'da açılan milletlerarası sergide komiserlik yaptı.

1875' de Hariciye Umuru Ecnebiye kâtipliğine getirildi. 1876' da taht değişikliğinde, bu vazifeden alınarak Matbuatı Ecnebiye müdürlüğüne verildi. Türk-Rus savaşı sırasında Osman Hamdi bey, bir gönüllü birliği kurulması için çalıştı. 1877' de Beyoğlu Altıncı Daire Belediye müdürü oldu. Daha sonra memuriyetten çekilerek resimle ilgilenmeye başladı.

19 Nisan 2015 Pazar

AHMET HAŞİM, ŞİİR VE BİYOGRAFİ

AHMET HAŞİM  (1884 - 1933)

Bağdat'ta doğmuştur. "Alûsizadeler"dendir. Küçük yaşta babasını kaybetti. İstanbul'a gelerek Galatasaray Sultanisi'ne girdi. İlk şiirlerini 1900 yılı sıralarında yayınlamaya başladı. Okulu bitirince, Reji idaresinde açılan memurluk imtihanını kazandı. İzmir'de fransızca öğretmenliği, İstanbul'da memurluk yaptıktan sonra Birinci Dünya Savaşı'nda "yedeksubay" olarak Çanakkale savaşlarına katıldı. Sonra, Düyunu Umumiye İdaresi'ne tercüman olarak girdi ve nihayet Güzel Sanatlar Akademisi'ne "Estetik" öğretmeni oldu. 1924-27 yıllarında iki kez Paris'e seyahat etti. 1932 yılında böbrek rahatsızlığını tedavi amacıyla Frankfurt'a gitti. Haziran 1933 de bu hastalıktan kurtulamayarak İstanbul- Kadıköy'deki evinde vefat etti.

Ahmet Haşim'in sağlığında bastırdığı iki şiir kitabı vardır: Göl Saatleri, Piyale
Fıkraları da iki kitapta toplanmıştır: Gurabahâne-i Lâklakan, Bize Göre
Frankfurt seyahatini anlattığı "Frankfurt Seyahatnâmesi" de hâtıra türündendir.
Vefatından hemen sonra şiirleri tek kitapta toplandı.

CUMHURİYET DEVRİNDE YETİŞEN ŞAİR-YAZARLAR

Milliyetçilik fikirleri, Cumhuriyet'in ilânından sonra birer birer tatbik alanına girince, atılan tohumlar filiz vermeye başladı ve bu fikirleri benimseyerek, arınmış bir dille yazan şairler, hikâyeciler, romancılar yetişti. Cumhuriyet devrinde yetişen şairler, daha önceki devirden kalan bağımsız bir sanatçı olan Ahmet Haşim'in (1884 - 1933)  etkisini de beraberinde getirdiler. 

Ahmet Haşim, kendine özgü eserler veren ve sembolist şair olarak tanınan bir sanatçıydı. Genç şairlerin renkli şiirler vermelerinde büyük rolü olmuştur. Faruk Nafiz Çamlıbel, Ahmet Kutsi Tecer, Kemalettin Kamu, Bedrettin Uşaklı, Necip Fâzıl Kısakürek bu kuşağın isimleri duyulan şairleridir. Cumhuriyet devri şiiri, daha sonra "sürrealist" denilen ilerici isimler de yetiştirmiştir: Orhan Veli Kanık, Oktay Rifat, Melih Cevdet Anday, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Cahit Sıtkı Tarancı ve Ziya Osman Saba

Cumhuriyet devrinin, bir önceki nesilden kalan hikâyecileri dışında yetiştirdiği en önemli hikâye yazarı Sait Faik'tir.

Tiyatro alanında eser verenler, daha ziyade önceki kuşak yazarları olmuştur. Ancak 1950 den sonra yetişenler, tiyatroya yeni bir hamle getirmişlerdir.

BEBEĞE YALANCI EMZİK VERMELİ Mİ

Ağlayan bebeği teskin etmek maksadıyla, yalancı emzik vermek doğru değildir. Çünkü çocuk belki kâfi gıda almıyor veya bir ıstırabı vardır da o yüzden ağlıyordur. Yalancı emzik, sadece çocuğun hakiki ihtiyacının bir müddet gizli kalmasına ve ertelenmesine yardımcı olabilir. Çoğunlukla çocuklar yalancı emziğe alıştıklarında onu bırakmak istemezler. Diğer yandan, yalancı emziği her zaman temiz tutmak kolay değildir. Sık sık yere düşer, koltuk-kanape altlarındaki toza, kire bulanır. Dolayısıyla emzik, bebeğin ağzına mikrop sokan bir araç olmaktadır.

Yalancı emziğin zararları yanında, geçici olarak ve itina ile kullanımında mahzur olmayan haller de vardır. Meselâ daima parmağını emmek isteyen çocuğa emzik verilirse, iyi olur. Zira ileride yalancı emzik alışkanlığını unutturmak için emziği vermemek mümkün olduğu halde, parmak emmesini unutturmak çok daha zordur. 


OSMAN ORAL, ESER VE BİYOGRAFİ

OSMAN ORAL   (1925 - 2012)

Güzel Sanatlar Akademisi'ni bitirdi. Öğretmen olarak çalıştı. Işık ve gölgeyi bir tarafa atarak, doğa biçimlerini ince konturlarla sınırlayan bir anlayışı benimsemiştir. Yöresel görünümleri üslûplaştırmaktadır. İnşacıdır.


Osman Oral - Karadeniz Ereğlisi'nden 46x26 cm

18 Nisan 2015 Cumartesi

AĞLAYAN BEBEĞE NE YAPMALI

Bu, ilk haftalarda, bilhassa ilk çocuğunuz ise; oldukça önemli bir sorudur. Birkaç aylık olduğu zaman, onun yollarını ve ağlama çeşitlerinin mânalarını siz de bileceksiniz. Şunu unutmayın ki, birkaç haftalık bebeğin ağlaması, nadir olarak mühim bir şeyin belirtisidir.

Çocuk aç mıdır? Yoksa hazımsızlığı mı var? Altı mı ıslak? İğne mi batıyor? Hasta mıdır? Şımarıyor mu?... gibi birçok soru akla gelebilir.

Genellikle çocuğun açlıktan ağlaması, diğer rahatsızlıklardan dolayı olan ağlamasından farklıdır. Bu farkı ilk zamanlar ayırt edemeyebilirsiniz. Çocuk birdenbire acıkmaz, yavaş yavaş açlığını gösterir. Emzik ile besleniyorsa, birkaç gün şişedeki mamasının hepsini bitirir ve daha fazlasını arar. Genellikle ağlamaları da mamadan az evveldir. Acıktıkça zamanla daha erken uyanmaya başlar. Eğer hakikaten acıkmış ise, mamasını on beş dakika önce vermekte mahzur yoktur. Fakat arka arkaya ve muntazaman erkenden ağlamaya başlıyorsa; daha fazla gıdaya ihtiyacı var demektir. İyice yedikten yarım veya bir saat sonra uyanıp ağlamaya başlıyorsa, bu onun aç olmayıp hazımsızlık çektiğini gösterir.

MİDE BULANTISI SEBEPLERİ

Beyindeki bulantı merkezinin uyarılmasıyla ortaya çıkan ve mide bölgesinde bir fenalık hissi içinde kendini gösteren bir hâldir. Ruhi sebeplerin yanında, devamlı kabızlık durumu, mikrobik hastalıklar, böbrek, kalp, beyin, sindirim sistemi hastalıkları, kulak iltihapları ve göz hastalıkları bulantıya sebep olurlar.

Gıdalara bağlı geçici bulantılar çok önemli değildirler. Mide ve bağırsakların düzelmesiyle kendiliğinden düzelirler. Diğer sebeplerle olan bulantılarda, esas hastalığın teşhisi şarttır.

Bulantının en çok rastlandığı bir durum da gebeliktir. Âdet görmeyen kadınlarda, yiyeceklere karşı bir isteksizlik ve bulantı görüldüğü vakit daima gebelik hatıra gelmelidir.

Esas tedavi; sebebinin bulunmasından sonra yapılan tedavidir. Genel olarak B-6 vitamini ve diğer bulantı ilâçları faydalı olabilirler.

BURUN KANAMALARI TEHLİKELİ Mİ

Burun kanaması, insanlarda sık rastlanan bir olaydır. Her zaman tehlikeli değildir. Bazı hastalıklar hariç, burun kanamasından ölen birinden bahsedilemez. Bazan da faydalı bir olaydır. Yüksek tansiyonlarda, burun kanaması ile tehlikeli bir an atlatılabilir. Burun kanaması sağlıklı insanlarda da görülebilir.

Bazı şahıslarda burun içi damarlar çok sathidir ve en ufak bir tahrişle kanarlar. Çoğu zaman burun kanamaları bir çarpmadan sonra olur. 

Bunların haricinde; kanında pıhtılaşma bozukluğu olanlarda, hemofili hastalarında ve burun kemiğinin kırılmasına bağlı kanamalarda tehlikeden bahsedilebilir.

Tedavisinde; tehlikeli olmayan burun kanamaları için, kanayan yere parmakla 3-5 dakika basmak, buruna soğuk su çekmek ve oksijenli suya batırılmış pamukla tampon yapmak kâfidir. Dinmeyen kanamalarda ise, diğer sebepleri düşünerek bir uzman hekime müracaat etmek gerekir.  

BRONŞİT VE BRONŞEKTAZİ HASTALIKLARI

BRONŞEKTAZİ

Bronş denilen akciğerin hava borularından bir kısmının genişliyerek elâstikiyetini kaybetmesine ve iltihaplanmasına verilen isimdir. Bronşektazi olan hastalar, sabahları bol miktarda balgam çıkarırlar ve nefes alma zorluklarından şikâyet ederler. Zaman zaman ateşlenen bu hastalarda müzmin bir akciğer iltihabı vardır. Zamanında teşhis ve tedavi edilmezse nefes darlıklarına, astıma, kalp bozukluklarına sebep olur.

Bu hastalar sigara içmemeli ve tozdan sakınmalıdırlar. Erken teşhis edilenlerde antibiyotikler ve balgam söktürücü ilâçlar çok zaman iyi netice verirler. Hastalığın ilerlediği zamanlarda bazan bir akciğer ameliyatına ihtiyaç duyulur.

BRONŞİT

Dünyada en çok rastlanan hastalıklardan biridir. İki şekli vardır: 1) Had bronşit 2) Müzmin bronşit.