10 Nisan 2020 Cuma

TARHUN (bitki)

TARHUN,  bileşikgiller familyasından ıtırlı bir bitkidir (artemisia dracunculus). "Tarhunotu" da denilir. Anavatanı Sibirya'dır. Kısır bir bitki olduğu için dip sürgünleriyle çoğaltılır.

120 santime kadar boylanabilir. Çalımsı görünümde, düz kenarlı tüysüz yaprakları vardır. Çok yıllık hoş kokulu bir bitkidir.

Tarhun yaprakları bahar olarak kullanılır. Salçaya, salçalı yemeklere, yumurtaya, salataya, sirkeye ve hardala katılır. Ayrıca; balık, tavuk, güveç, sos, omlet, peynir gibi çeşitli yiyeceklerde de lezzet verici ve iştah açıcı olarak kullanılabilir.

Tarhunlu sirke yapımı: 1 - 2  avuç tarhun yaprağı yıkanıp temiz bir şişeye konur, üzeri sirkeyle doldurulur. 2 - 3  ay bekletildikten sonra süzülüp kullanılır.

8 Nisan 2020 Çarşamba

SELİM SIRRI TARCAN (eğitimci)

TÜRK  spor eğitimcisi, 1874 yılında Mora, Yenişehir'de doğdu. Öğrenimini Galatasaray lisesinde yaptı. Sonra orduya girdi. İstihkâm subayı olarak İzmir'de görev yaparken, beden eğitimi öğretmenliğine başladı.

1908' de askerlikten ayrılarak, beden eğitimi konusunda ihtisas yapmak üzere İsveç'e gitti. 1910' da Türkiye'ye döndü. İsveç jimnastiğini Türk okullarına soktu. 12 Mayıs 1916 günü şahsî gayretiyle, Türkiye'de ilk idman bayramını düzenledi, Millî Olimpiyat komitesini kurdu. 1930' a kadar bu komitenin başkanı olarak çalıştı.

1935' de Millî Eğitim bakanlığı başmüfettişliğinden emekliye ayrıldı. 1935-46 yılları arasında Ordu milletvekili olarak meclise girdi. Beden eğitimi ve spor konusunda 40' dan fazla kitap yazan Selim Sırrı Tarcan, 1956' da İstanbul'da vefat etti. 

6 Nisan 2020 Pazartesi

CAHİT SITKI TARANCI (şâir)

TÜRK  şâiri, 1910 yılında Diyarbakır'da doğdu. Kadıköy Saint Joseph lisesinde başladığı ortaöğrenimini Galatasaray lisesinde bitirdi (1931). Mülkiye mektebine 4 yıl devam etti. Paris'e giderek (1939) Siyasal Bilgiler fakültesine girdi. 2. Dünya savaşı çıkınca Türkiye'ye döndü (1940).

Ankara'da Anadolu ajansında, Toprak Mahsûlleri ofisinde, Çalışma bakanlığında mütercimlik yaptı. Bu görevdeyken ağır bir hastalık geçirdi (ocak 1954). 2  sene kadar Türkiye'de tedavi gördü. 1956' da (yaş 46) Viyana'da bir hastanede vefat etti, Ankara'ya defnedildi.

İlk şiirleri, Galatasaray lisesinde okuduğu sırada "Servetifünun" dergisinde yayınlandı. "Otuzbeş Yaş" adlı şiiriyle C. Halk Partisi şiir yarışmasında birincilik kazandı (1946). Cahit Sıtkı, estetik ve şahsi bir görüşle hemen bütün şiirlerinde ölüm ve ölümlülük temalarını işledi. Hayatındaki değişimleri, fâni bir varlık oluşunu, içten bir acı duyarak ortaya koydu. Şiirlerini sade ve açık bir anlatımla yazdı.

Cahit Sıtkı Tarancı, şiirlerinden başka; deneme, mektup, hikâye ve makale türlerinde de eserler yazdı: "Ömrümde Sükût (1933)", "Otuzbeş Yaş (1946)", "Düşten Güzel (1952)", "Sonrası (1957)", "Ziya'ya Mektuplar (1957)".

4 Nisan 2020 Cumartesi

TARANTULA (örümcek)

TARANTULA, lycosa cinsinden bir örümceğin özel adıdır. Adını İtalya'nın Taranto şehrinden alır. Güney Avrupa'da yaygın olarak görülür.

Yaklaşık  2,5 santim uzunluğunda, vücudu kıllarla kaplı, ağzının önünde zehir kancaları ve başının üzerinde toplanmış sekiz gözü bulunan iri bir örümcektir. 

Zehiriyle tanınmış olmasına karşın, insanlar için tehlikeli değildir.

2 Nisan 2020 Perşembe

ANTONİ TÀPİES (ressam)

İSPANYOL  ressam, 1923 yılında Barcelona'da doğdu. Hukuk ve ticaret öğrenimi gördü. İç savaştan ve bu esnada yaşanan korkunç olaylardan derinden etkilendi. 1946' da gazetelerden, iplerden, kâğıttan ve alüminyumdan oluşan kolajlar yaptı. Miró'dan etkilenerek "gerçeküstücü" bir dönem geçirdi: "Desconsuelo lunar  (1949)".

1950-51 yılları arasında katıldığı Paris'te, Fautrier ve Dubuffet'nin informel sanatının yanı sıra Michel Tapié'nin yazılarıyla da tanıştı. 1954' den itibaren malzeme üzerine araştırmalarına geri döndü. Sıvı yağ, mermer tozu, toz boyalar veya lateks karışımından oluşan malzemelerle, boya katmanına kazınmış informel işaretler oluşturdu : "Negro y ocre (1955)"; "Büyük Kahverengi Üçgen (1963)".

Heykeller de yapan Tàpies, aralarında; "Sanat Pratiği (1970)" ve "Estetik Karşısında Sanat (1978)"ın da yer aldığı resim üzerine pek çok "deneme" ve bir "otobiyografi (memòria personal) - 1977" yayınladı. Antoni Tàpies, 2012' de Barcelona'da öldü.

Antoni Tàpies  -  Aşıboyası ve pembe kabartma

31 Mart 2020 Salı

TANZİMAT-I HAYRİYE MADALYASI

TANZİMAT'IN  ilânı dolayısıyla 1850' de bastırılan madalya. Belçikalı Hart tarafından dizayn edildi. Bir yüzünde Türk bayrağı ve çeşitli askerî silâhlardan meydana gelen ve üzeri padişahın tuğrasıyla süslü bir arma, armanın sağında "Tanzimat Hattı Hümayunu" nu temsil eden bir ferman vardır.

Bu fermanın kıvrımı üzerine "Tanzimat" kelimesi ve diğer kıvrımlarında "Reşid", "Ali" isimleriyle bu fermana bağlı Abdülmecid'in tuğrası olan iki mühür yer alır. Armanın çeşitli yerlerinde Osmanlı devrimlerinde ismi geçen padişahların isimleri vardır.

Tam ortada; kalkanın üzerinde Osman'ın , sancağın üzerinde 2. Mehmed'in, topun üzerinde Kanunî'nin ve zırhın üzerinde 2. Mahmud'un isimleri okunur. En altta "Régéneration de L'Empire d' Osman par Abdulmedjid" sözünün biraz yukarısında "Köprülü"nün adı vardır.

Madalyanın etrafında ve çerçeve içinde Fransızca olarak:  "Herkese eşit adalet, eğitim yaygınlaştı, sanatlar ve barış korundu, sığınma hakları devam etti, imparatorluğun onuru yükseltildi, zayıflar himâye edildi" yazılıdır.

Madalyanın arka yüzünde; dalgalara dayanan kayalar üzerinde yükselen heybetli bir burç, Sultanahmed Camii'nin kubbesi ve iki minaresi, burç üzerinde dalgalanan Türk bayrağı vardır. Çevresinde "L'empire subsistera (imparatorluk bâkîdir)"; en altında ise madalyanın hak tarihi olan "1850" yılı okunur.

29 Mart 2020 Pazar

HAMDULLAH SUPHİ TANRIÖVER (devlet adamı, yazar)

TÜRK  yazar ve devlet adamı, 1886 yılında İstanbul'da doğdu. Numuneî Terakki mektebi ve Galatasaray lisesinde okudu. İstanbul Erkek Muallim mektebinde hocalık, Dârülfünün'da Türk-İslâm sanatları müderrisliği yaptı.

Osmanlı Mebusan Meclisi ve TBMM' de Saruhan mebusu oldu (1920). İki defa Maarif vekilliği yaptı (1920 ve 1925). Bükreş büyükelçiliğinde bulundu (1935-44); sonra İstanbul milletvekili seçildi (1946-57). Türk ocaklarının kurulmasında ve geliştirilmesinde çalıştı.

Yazı hayatına "Fecr-i âti" topluluğunda şiirle başlayan Tanrıöver; şiir, hikâye, makale türlerinde yazmakla beraber, Türk edebiyatında "hitabet gücüyle" tanındı. "Türkçülük" ülküsünün savunucusu olduğu yıllarda, nutuklarıyla millî edebiyat akımını etkiledi.

İzmir'in işgâl edilmesi üzerine, İstanbul'da yapılan mitinglerdeki konuşmalarıyla da "Millî Mücadele"nin başlamasında etkili oldu. Hamdullah Suphi Tanrıöver, 1966' da İstanbul'da öldü.

Eserleri: "Dağ Yolu (hitabeler 2 cilt)", "Günebakan (makaleler - 1929)"

27 Mart 2020 Cuma

AHMED HAMDİ TANPINAR (şâir, yazar)

TÜRK  yazar ve şâiri, 1901 yılında İstanbul'da doğdu. Antalya Sultanîsi ve Edebiyat fakültesini bitirdi (1923). Çeşitli liselerde, Gazi Eğitim enstitüsünde ve Güzel Sanatlar akademisinde; edebiyat, sanat tarihi, estetik ve mitoloji dersleri verdi (1930-39). İstanbul Üniversitesi Edebiyat fakültesi Türk dili ve Edebiyatı bölümü, Yeni Türk Edebiyatı profesörlüğüne getirildi (1939).

Maraş Milletvekili (1942-46), Millî Eğitim Bakanlığı müfettişi (1946), Güzel Sanatlar Akademisi estetik öğretmeni (1948) oldu. Yeniden Türk Edebiyatı profesörlüğüne döndü (1949). Vefatına kadar bu vazifede kaldı. Şiirleri çeşitli dergilerde yayınlandı.

Eserlerinde; Anadolu'da gelişen Türk-İslâm medeniyetinin özellikleri ve değerleri üzerinde durdu. Bu değerlerin, Batı medeniyeti karşısında taşıdığı anlamı araştırdı; Garplılaşma hareketi içinde geleneklerin önemini gösterdi. Hikâyelerinde bu temaya, psikolojik derinliği ve özellikle şuuraltının çözümünü ekledi.

Tanpınar'ın zaman zaman konuşma dilinden uzaklaşan, birkaç dilden terimlerle zenginleşen, birleşik cümlelerin imkânlarını araştıran bir üslûbu vardır. Edebiyat tarihi araştırmalarında Tanzimat'tan günümüze kadar gelen yazarları ve eserleri özellikle psikolojik şartları araştırarak inceler. Resim, heykel, musıkî vb. konularında denemeleri vardır. Ahmed Hamdi Tanpınar, 1962' de İstanbul'da öldü.

Eserleri: "Abdullah Efendi'nin Rüyaları (hikâyeler - 1943)", "Mahur Beste (roman - 1944)", "Huzur (roman - 1949)", "Yaz Yağmuru (hikâyeler - 1955)", "19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi (1949)", "Saatleri Ayarlama Enstitüsü (roman - 1962)", "Edebiyat Üstüne Makaleler (1969)", "Yaşadığım Gibi (denemeler - 1970)".

25 Mart 2020 Çarşamba

YVES TANGUY (ressam)

FRANSIZ  asıllı ressam, 1900 yılında Paris'te doğdu. Breton asıllıydı. Önce ticaret gemilerinde çalıştı. 1923' de İtalyan ressam Giorgio de Chirico'nun bir tablosunu görünce ressam olmaya karar verdi. 1925' de "gerçeküstücü" topluluğa katıldı. O tarihten sonra eserlerinde, plastik açıdan kişiliğe yer bırakmayan bir göz aldatmaca tekniğiyle iç dünyasını yansıttı.

Belirsiz geniş boşluklar içinde kesin "amibimsi" figürler gelişmekte ve giderek daha çok fosilleşmiş garip yapılar halini almaktadır.

Tanguy, 1939' da Amerika'ya yerleşti ve 1948' de Amerikan vatandaşı oldu. 1950' den sonra tablolarının boyutları büyüdü ve alanları genişleyip yayılan şekillerle kaplanır oldu (Kemerlerin Çoğalması). Yves Tanguy, 1955' de Woodbury, Connecticut'da öldü.

Yves Tanguy  -  Luc, le bonimenteur

23 Mart 2020 Pazartesi

KENZO TANGE (mimar)

JAPON  mimar, 1913 yılında İmabari'de doğdu. Yüksek öğrenimini Hiroşima ve Tokyo'da tamamladı. 1950' de ilk eserini verdi (Kobe fuarında sergi pavyonu); sonra Matsuyama Kongre salonunu, Kurayoşi Hükümet konağını (1954), Tokyo Merkezi Yönetim binalarını (1957) yaptı. Başlıca eseri, Hiroşima'daki "Barış Merkezi" dir (1955-56).

Milletlerarası üslûbun metod ve malzemelerini kullanan Tange, binaların plan ve biçimlerinde elinden geldiği kadar geleneksel Japon mimarîsine bağlı kalmaya çalıştı. Şehircilik dersleri verdiği Tokyo üniversitesinde birçok mimar yetiştirdi. Çok sayıda ödül kazanmış bir mimar olan Kenzo Tange, 2005' de Tokyo'da öldü.

Kenzo Tange  -  Meryem Ana Katedrali  (1963-64) - Tokyo

21 Mart 2020 Cumartesi

HALDUN TANER (hikâye ve oyun yazarı)

TÜRK  hikâyecisi ve oyun yazarı, 1916 yılında İstanbul'da doğdu. Galatasaray lisesini bitirdi. Heidelberg üniversitesinde iktisat, Viyana üniversitesinde felsefe ve tiyatro tarihi okudu. İstanbul üniversitesinin Sanat Tarihi ve Alman Edebiyatı bölümlerini bitirdi (1950).

Sait Faik Hikâye armağanı (1955) ve New York Herald Tribune gazetesinin hikâye yarışmasında Türkiye birinciliğini kazandı (1953). Devekuşu Kabare tiyatrosunun kurucularındandır (1967). Uzun müddet "Tercüman" ve "Milliyet" gazetelerinde köşe yazıları yazdı. "Yalıda Sabah" adlı hikâye kitabıyla Sedat Simavi Vakfı edebiyat ödülünü aldı (1983). Haldun Taner 1986' da İstanbul'da öldü.

Oyunları: "Günün Adamı (1953)", "Dışardakiler (1957)", "Ve Değirmen Dönerdi (1958)", "Fazilet Eczanesi (1960)", "Huzur Çıkmazı (1962)","Keşanlı Ali Destanı (1964)", "Eşeğin Gölgesi (1965)", "Vatan Kurtaran Şaban (1968)", "Astronot Niyazi (1970)", "Bu Şehr-i Stanbul ki (1969)", "Sersem Kocanın Kurnaz Karısı (1970)", "Aşk-ü Sevda (1973)", "Yar Bana Bir Eğlence (1974)", "Ayışığında Şamata (1977)".

Hikâye kitapları: "Yaşasın Demokrasi (1949)", "Tuş (1951", "Şişhaneye Yağmur Yağıyor (1953)", "Ayışığında Çalışkur (1954)", "On İkiye Bir Var (1955)", "Sancho'nun Sabah Yürüyüşü (1969)", "Hikâyeler (ilk üç kitap - 1970)"

Haldun Taner, 1970' lerden sonra, gezi, sohbet ve deneme türlerine de ağırlık verdi. Bu tür eserleri : "Hak Dostum Diye Başlayım Söze (1978)", "Düşsem Yollara Yollara (1979)", "Ölür İse Tenler Ölür, Canlar Ölesi Değil (1979)", "Devekuşuna Mektuplar (1960-77)", "Önce İnsan Olmak".

19 Mart 2020 Perşembe

TANBURÎ CEMİL BEY (bestekâr)

TÜRK  bestekârı, 1871 yılında İstanbul'da doğdu. Mülkiye'de okudu. Hariciye nezaretine memur oldu. Geçimini, daha çok sarayın ve yüksek çevrelerin himayesiyle ve özellikle plaklarıyla sağladı. İcracı olarak ünü Türkiye sınırlarını aşan Cemil Bey, tambur, kemençe, yaylı tambur ve lavtadan başka; başta viyolonsel olmak üzere birçok sazı iyi derecede çalıyordu.

Kendinden sonra gelen hemen bütün sazendeleri etkiledi. Tanburî Ali Efendi'nin romantizme kayan yolunu takip etmekle beraber, büyük orijinallik gösterdi. Tamburda klâsik icra üslûbunu bırakarak çok mızrap vuruşuyla özellik kazanan bir tarz getirdi.

Tanburî Cemil Bey, 1916' da (yaş 45) İstanbul'da öldü. Plaklarda, her biri büyük değer taşıyan 60 kadar taksimi vardır. Ayrıca 18 saz eseriyle 18 şarkı bırakmıştır.  Oğlu Mesut Cemil (Tel) de müzikle ileri derecede ilgilenmiştir.

Bazı eserleri: "Şedd-i Arabân Saz Semaisi", "Mâhur Peşrev, Muhayyer Saz Semaisi", "Hicazkâr Saz Semaisi", "Sûz-i Dilârâ Saz Semaisi, Muhayyer Peşrev", "Hicazkâr Peşrev".

17 Mart 2020 Salı

TANAGRA HEYKELCİĞİ

TANAGRA  Yunanistan'ın Boiotia bölgesinde bir kasabadır. Milâttan önce  457  yılında Ispartalılar Atinalıları burada yendiler.

Tanagra özellikle pişmiş topraktan küçük heykel atölyeleriyle tanınır. Arkaik çağdan beri ve özellikle Mö. 300' den sonra bol miktarda yapılan bu heykelcikler 19. yy. sonuna doğru mezarlıklarda bulunmuştur. Çoğu çocuk veya kadın figürleridir. Bazıları iki veya üç kişilik topluluk halinde, basit şekilde boyalı, günlük elbiseler içinde ve günlük hayattaki duruşlarındadır.

Bu heykelciklerin çok tanınmış olması yüzünden, bugün devri ne olursa olsun, bütün Yunan pişmiş toprak eserlerine yanlış olarak "Tanagra" adı verilmektedir.

Tanagra heykelciği

15 Mart 2020 Pazar

RUFİNO TAMAYO (ressam)

MEKSİKALI  ressam, 1899 yılında Oaxaca'da doğdu. Mexico Güzel Sanatlar okulunda yetişti. 1928' de Eğitim Bakanlığı Plastik Sanatlar bölümü müdürü oldu. Millî konservatuarda (1933), Mexico müzesinde, Mexico Güzel sanatlar sarayında (1952), Unesco sarayında (1958) birçok fresk yaptı.

Tamayo, 1943' de New York'a yerleşti. Northampton'daki (Massachusetts) Smith College'ın fresklerini yaptı. Eserlerinde, Picasso etkisinde modern bir üslûplaştırma ile Meksika halk sanatı geleneğini birleştirir. Rufino Tamayo, 1991' de Mexico City'de öldü.

Bazı ilgi çeken eserleri: "Şarkıcı (1950)", "Hayvanlar (1943)", "Uyuyan Müzikçiler (1950).


Rufino Tamayo  -  Şarkıcı

11 Mart 2020 Çarşamba

TALAVERA DE LA REİNA (seramik)

İSPANYA'DA  seramikleriyle meşhur bir şehir. Bu şehirde imâl edilen çiniler ve işlemeler  17. ve 18. yy.' da çok meşhurdu. Başlıca özellikleri; minelerinin açık yeşil tonudur. Süslemeleri İtalyan çinilerini andırır.

Talavera de la Reina seramiği

9 Mart 2020 Pazartesi

TAKVİMİ VEKAYİ (gazete)

TÜRKÇE  yayınlanan ilk gazete (1831 - 1922). İlk sayısı  11 Kasım 1831' de yayınlandı. Bu iş için İstanbul'da, Serasker kapısı yakınlarında, Kapıcıbaşı Musa Ağa'dan alınan bir konakta "Takvimhane" adıyla bir matbaa kuruldu.

Takvimhane'nin başına Vakanüvis Esad Efendi getirildi. Karslızade Cemaleddin Efendi "musahhih" oldu. Amedî halifelerinden Küçük Evkaf hocası Sârım Efendi iç olayları, Serasker Hüsrev Paşa'nın divan kâtibi Said Bey askerî olayları yazmakla görevlendirildi.

Haftada bir çıkması kararlaştırılan gazetenin ilk basımı  5 bin nüsha olarak yapıldı. Yıllık abone bedeli 120 kuruştu. Haftalık gazete olmasına rağmen  1838 yılına kadar yılda 30 sayı çıkarabildi.

Tanzimat'tan sonra düzenli olarak 1878' e kadar yayınlandı. Bu yılda,  2119. sayısında yayın durduruldu. 1891' de tekrar yayınlanmaya başlandıysa da  1 yıl 3 ay sonra tekrar kapandı. 2. Meşrutiyet'ten sonra  1 Eylül 1908' de yeniden yayın hayatına girdi ve kesintisiz olarak İstanbul Hükümeti'nin sonuna kadar devam etti.

Takvimi Vekayi'nin zaman zaman Fransızca "Le Moniteur Ottoman" , Ermenice "Liro-Kir", Rumca "Othomanikos Minitor" ve Arapça olarak da yayınları oldu.

7 Mart 2020 Cumartesi

TAHTAKURUSU (böcek)

EVLERDE  yaşayan, insanların ve hayvanların kanını emen bir böcek (cimex lectularius). Tahtakurusu dünyanın her tarafında yaygındır. Sevimsiz bir koku çıkarır. Geceyi, duvar çatlaklarında, tahta aralıklarında, döşeme yarıklarında, mobilyaların ek yerlerinde geçirir.

Çok çabuk ürediğinden bazen bütün evleri ve mahalleleri sarar. Bazı memleketlerde, tahtakurusu bulunan evlerin hükümete haber verilmesi mecburîdir. Ev ilâçlanmadan evvel odanın bütün hava alan yerleri kapatılıp tıkanır.

Tahtakurusunun benzer bazı türleri, güvercinliklerde ve yarasaların yaşadığı yerlerde bulunur.

5 Mart 2020 Perşembe

TAHLİSİYE MADALYASI

DENİZCİLİKTE  can kurtarma faaliyetine "tahlisiyecilik" adı verilir. Türkiye'de ilk tahlisiyecilik 1869' da İstanbul'daki yabancı sefaretlerin delegelerinden meydana gelen karma bir komisyonun sürekli denetimi altında kurularak "Bahriye Nezareti"ne bağlandı.

50 yıldan fazla bir süre, milletlerarası bir denetim altında yürütülen Türk tahlisiyeciliği, cumhuriyet döneminde bir devlet kuruluşu haline getirilerek Ekonomi bakanlığına bağlı "Tahlisiye Umum Müdürlüğü" adıyla çalışmaya başladı. Sonra Denizcilik bankasına katılan bu kuruluş, "Kıyı emniyeti müdürlüğü" içinde yer aldı. Günümüzde geniş kapsamlı faaliyetlerle "Ulaştırma ve Altyapı bakanlığı"na bağlı çalışmaktadır.

Yangınlarda, depremlerde ve deniz kazalarında can kaybını önlemek için çaba gösterenlere "Tahlisiye madalyası" ihdas edilmişti (1860). Madalya gümüş ve bakırdan yapıldı. 36 milimetre çapında ve 23,8  gram ağırlıktadır. Tahlisiye madalyası, sahibinin vefatında taşınmamak üzere miras olarak kalır ve bununla ilgili bir berat verilirdi.

3 Mart 2020 Salı

TAHİR İLE ZÜHRE (halk hikâyesi)

TÜRK  halk hikâyesi, padişahın kızı Zühre ile vezir oğlu Tahir'in birbirlerini sevdikleri halde kavuşamayışlarını, başlarından geçen çeşitli olaylardan sonra beraber intihar edişlerini anlatır.

Hikâyenin birbirinden farklı şekilleri Türk boylarının yayıldığı alanlarda (Tobol, Tarançı vd.) yaşar. Doğu Anadolu'da "Tahir Mirza" adıyla anlatılır.

Karagöz ve ortaoyununda güldürücü unsurlar ilâve edilerek mutlu sona bağlanır. "Mâni katarı" denilen manzum bölümlerin geniş ölçüde yer aldığı hikâye, şairlerimiz tarafından da işlendi: Afşar Timuçin (1968), Ceyhun Atuf Kansu ('Sevgi elması' adıyla, 1972), Tarık Dursun Kakınç, konuyu gerçekçi bir hikâye olarak ele aldı (1971).

Tahir ile Zühre'nin sonu acıklı biten aşklarını, mezarlarında biten iki gül fidanı ve iki fidan arasında çıkan karaçalı simgeler.

1 Mart 2020 Pazar

TADDEO Dİ BARTOLO (ressam)

İTALYAN  ressam, 1362 yılında Siena'da doğdu. Fresk ressamı, özellikle Siena Belediye sarayında çalıştı. "Eskiçağ ünlü kişilerin portreleri (1414)", "Meryem'in hayatından sahneler (1406-08). Diğer eserleri: "Meryem azizlerle beraber ve tebşir", "Meryem'in urucu (1401)", bir triptik: "Meryem azizlerle birlikte". Taddeo di Bartolo, 1422' de doğduğu şehirde öldü.

Taddeo di Bartolo  -   Meryem ve çocuk İsa  (1411)

28 Şubat 2020 Cuma

PİETRO TACCA (heykeltraş)

İTALYAN  heykeltraş, 1577 yılında Carrara'da doğdu. Giambologna'nın öğrencisi ve yardımcısıydı. Floransa'da "1. Cosimo'nun atlı heykelinin kabartmaları" ve Ammannati tarafından Signoria alanına yapılan çeşmede; "Neptunus'u çevreleyen vahşi hayvanlarla su tanrıçaları" onun eseridir.

Giambologna onu Paris'te Pont-Neuf'e dikilecek olan 4. Henri'nin heykelini tamamlamakla görevlendirdi. Diğer eserleri: Floransa'da "Annunziata meydanı çeşmesi", Madrid'de "İspanya kralı 3. Felipe'nin atlı heykeli (şaheseri)" ve Liverno'da "1. Ferdinando anıtı". Pietro Tacca, 1640' da Floransa'da öldü.

Pietro Tacca  -  3. Felipe'nin heykeli

26 Şubat 2020 Çarşamba

FYODOR İVANOVİÇ ŞUBİN (heykeltraş)

RUS  heykeltraş, 1740 yılında Arkangelski ilinde doğdu. Akademide Gillet'den ders gördü. Paris'e gönderildi, orada Pigalle'in etkisinde kaldı. Rusya'ya döndü, sefil bir hayat sürdü. Yalnız portre yaptığı için diğer heykeltraşlar tarafından küçümsendi.

Şubin fizyonomisttir. Büstleri bazen Houdon'unkileri andırır. Başlıca eserleri: "2. Katerina", "Potemkin", "Rumyantsev-Zadunayskiy". Şubin, 1805' de Petersburg'da öldü.

Fyodor İvanoviç Şubin  -  2. Katerina

24 Şubat 2020 Pazartesi

İBRAHİM ŞİNASİ (şair, yazar)

TÜRK  şair ve yazarı, 1826 yılında İstanbul'da doğdu. 1828 Türk-Rus savaşında şehit düşen (1829) Topçu yüzbaşı Mehmed Ağa'nın oğlu. İlköğrenimini Tophane Feyziye mektebinde yaptı. Tophane Müşiriyeti kalemine memur olarak girdi.

Burada, İbrahim Efendi adlı bir memurdan eski doğu bilimleri ve Arapça öğrendi. Müslüman olduktan sonra Reşat Bey adını alan eski bir Fransız subayından da (Châteauneuf) Fransızca öğrendi. 1849' da devlet hesabına maliye öğrenimi için Fransa'ya gönderildi. Dönüşünde bir müddet aynı kalemde vazifeye devam etti.

Reşid Paşa'nın yardımıyla Meclisi Maarif üyeliğine getirildi (1855). Önce Agâh Efendi ile beraber "Tercüman-ı Ahval" (1860), sonra tek başına "Tasvir-i Efkâr" (1862) gazetelerini çıkardı. Bu dönemde, Yusuf Kâmil Paşa, Subhi Paşa, Ahmet Vefik Paşa ile dost oldu. Onların "Tasvir-i Efkâr"a yazı yazmalarını sağladı.

22 Şubat 2020 Cumartesi

ŞİMŞİR (ağaçcık)

ŞİMŞİR  genellikle kireçli çorak yamaçlarda biten, çok sert sarı odunlu ağaçcıktır. Şimşirgiller familyasındandır (buxus sempervirens). Her zaman yeşil ve basit yapraklıdır.

Şimşirin boyu iklime göre değişim gösterir. Cüce şimşir bahçelerde kenar süsü olarak yetiştirilir. Bütün şimşir türlerinin keskin bir kokusu ve acı bir tadı vardır. Çok sıkı olan odunundan; tavla taşı, satranç taşı, müzik aleti, tarak, kaşık, kepçe vb. yapılır. 

Kafkasya ormanlarında yetişen şimşirler gravürcülük işinde kullanılır. 

20 Şubat 2020 Perşembe

ŞİGA NAOYA (romancı)

JAPON  roman yazarı, 1883 yılında Miyagi'de doğdu. Titiz üslûpçuluğuyla genç neslin çok benimsediği kısa romanlar (kurgu ve özyaşam öyküleri) yazdı. "Şirakaba" edebiyat dergisinin kurucularındandı. Tedirgin (huzursuz) bir yaratılışı vardı. Yavaş yavaş bu durumu yatıştı ve sonunda Hristiyanlık diniyle ilişkisini kesti. Şiga Naoya, 1971' de Şizuoka'da öldü.

Eserleri :  "Aru Asa (bir sabah) (1908)", "Vakai (uzlaşma) (1917)", "Han no Hanzay (hokkabazın suçu) (1913)", "Anya Koro (kara gecedeki yol) (iki bölüm halinde 1921-37)".

18 Şubat 2020 Salı

TARAS ŞEVÇENKO (şair)

UKRAYNALI  şair, 1814 yılında Morintzy, Kiev'de doğdu. Serf (toprak işçisi) ana babadan dünyaya geldi. Küçük yaşta memleketini terkederek Petersburg'a gitti. Güzel Sanatlar okulunda "resim"  öğrenimi gördü. 1840' da Ukrayna lisanıyla "Kobzar (halk şairi)" adlı bir şiir kitabı yayınladı ve büyük ün kazandı.

Ukrayna'ya dönünce Kiev üniversitesine çağrıldı (1845). Orada aşırı radikal bir tutumla toplumsal ve milliyetçi bir eyleme girişti. 1846' da "Kiril ve Metodiy" derneğinin kurulmasında öncü oldu. Bu derneğin programında; "serfliğin kaldırılması, tam bir toplumsal eşitlik ve Slav ülkelerinin federal demokratik cumhuriyetler haline getirilmesi" öngörülüyordu.

Ertesi yıl dernek Rus hükümeti tarafından kapatıldı, üyeleri sürüldü veya askere alındı. Şevçenko, Orenburg'daki bir askerî birliğe gönderildi. Çar 2. Aleksandr, 1857' de onu affetti. Taras Şevçenko, 1861' de Petersburg'da öldü.

Eserleri: "Kobzar", "Katerıyna", "Naymıyçka", "Mariya", "Haydamah" lar. İlhamını halktan alan bu eserleriyle Şevçenko, Ukrayna millî edebiyatının kurucusu sayılır.

16 Şubat 2020 Pazar

TURGAY ŞEREN (sporcu)

TÜRK  futbolcusu, 1932 yılında Ankara'da doğdu. Spora Galatasaray lisesinde "voleybol" oynayarak başladı. 1948' de Galatasaray futbol takımının kalecisi oldu. 1950' deki İran maçıyla da millî oldu. 1948' den 1968 yılına kadar Galatasaray kulübünde ve Türk millî takımında kalecilik yaptı.

51 kez millî formayı taşıyarak en çok millî olan futbolcu ünvanına erişti. Futbol Federasyonu tarafından "altın şeref madalyası" ile ödüllendirildi. 10 sene Galatasaray futbol takımının, 33 maçta da Millî futbol takımının kaptanlığını yaptı.

Futbolu bıraktıktan sonra Galatasaray, Vefa, Mersin İdmanyurdu futbol takımlarında antrenörlük yaptı. Daha sonra gazete ve televizyonlarda spor yazarlığı ve yorumculuğa başladı.

Turgay Şeren, sezgi ve refleksleri güçlü, iyi yer tutan ve topu çok iyi takip eden bir kaleci olarak değerlendirildi. Şeren, 2016' da İstanbul'da öldü.

14 Şubat 2020 Cuma

ŞEMPANZE (maymun türü)

AFRİKA'NIN  Atlantik tarafında bulunan kuyruksuz büyük maymun tipidir. Erkeği  1,70 m boyunda, dişisi  1,30 m boyundadır. Şempanze (pan troglodytes), hayvanların en akıllısıdır (insansılar grubunun darburunlu maymunlar alttakımından). Kulakları büyük, yüzü çıplak, beyaz veya siyahtır. Ortalama ömrü  40  yıl kadardır.

Kolları dizlerine kadar sarkar. Ellerindeki ikinci parmak kemiğinin sırtına dayanarak dört ayak üzerinde yürür (ellerini ters basar).

Kaburgaları 13  çifttir. Çevik ve uzun boyludur. Ormanlarda yaşar, yerde oynayarak koşar, sonra dallara tırmanır. Yiyecek temini için gerektiğinde sopa gibi araçlar kullanabilir. Ağaçlarda yuva kurar. Meyve, yumurta ve böceklerle beslenirler.

Şempanzenin hamilelik müddeti  236 gündür (insanda 281,5 gün). Çok duygulu bir hayvandır. Anne-yavru ilişkileri uzun sürer. Şempanzeler Gine'de, Gambiya'da, Albert ve Victoria göllerine kadar ekvatoral Afrika ormanlarında yaşarlar.

12 Şubat 2020 Çarşamba

ŞEMSEDDİN SAMİ (yazar)

OSMANLI  yazarı ve dilci, 1850 yılında Fraşer-Yanya'da doğdu. Yanya'da Zossimaia Skoli adlı Rum lisesini bitirdi (1868). Bir süre Yanya'da "Mektubî kalemi"nde çalıştı. 1871' de İstanbul'a yerleşti. "Matbuat kalemi"ne girdi. Ebuzziya Tevfik'in çıkardığı "Sirac" gazetesinde çalıştı. "Hadika" gazetesinin yazı işlerini idare etti (1873).

Trablusgarp'ta çıkan "Vilâyet" gazetesini yönetmekle görevlendirildi (1874). Bir yıl sonra İstanbul'a dönünce bir müddet gazetelerde çalıştı. 1876' da "Sabah" adlı bir gazete çıkardı. "Cezayir-i Bahr-i Sefid" valiliğine tayin edilen Sava Paşa'nın mühürdarı olarak Rodos'a gitti (1877). Yanya'da, Rus seferi dolayısıyla Âbidin Paşa'nın başkanlığında kurulan "sevkiyat-ı askeriye" komisyonunda kâtip olarak çalıştı.

İstanbul'a döndü, Mihran Efendi'nin çıkardığı "Terceman-ı Şark" adlı gazeteye yazar olarak girdi. "Cep kütüphanesi" için küçük kitaplar hazırlandı. "Aile" ve "Hafta" dergilerini çıkardı. Mabeyinde kurulan "Teftiş'i Askeri" komisyonuna önce kâtip sonra da başkâtip oldu (1893). Hayatının sonuna kadar bu vazifede kaldı. Son yıllarında Erenköy'deki köşkünde (mecburi) ikâmete memur edilen Şemseddin Sami, 1904' de İstanbul'da vefat etti.

ESERLERİ :

Şemseddin Sami, bir yandan gazete ve dergilerde yazılarını sürdürürken, diğer yandan roman, tiyatro türünde eserler, dilbilgisi ve öğretici nitelikte kitaplar da yazdı. Türkçe-Fransızca lûgat hazırladı. Osmanlıcanın en geniş ve en güvenilir lûgatını meydana getirdi.

8 Şubat 2020 Cumartesi

ŞEFTALİ (meyve)

ŞEFTALİ,  "gülgiller" familyasındandır (Prunus persica). Anayurdu Asya'dır. Farsça ismi "şeft-alu"dur. Ilıman ve sıcak ülkelerde bahçelerde yetiştirilir. Meyvelerin olgunlaşması için bol ışık ve ısıya ihtiyaç vardır. Türkiye'nin, özellikle Bursa ve dolaylarının iklim ve toprağı şeftali yetiştirilmesine çok elverişlidir. İklimi daha serin olan Avrupa ülkelerinde, şeftali bahçelerinde dona karşı tedbirler alınır.

Şeftali bahçeleri zengin topraklarda aşılı fidanlarla kurulur. İlk yıllarda terbiye ve şekil budamaları yapılır. Ağaç şeklini almaya başladığı zaman kışın meyve budaması (kuru budama), yazın ise yeşil budama yapılır. Meyveler bir yıllık dalda oluşurlar.

Şeftali "A" vitaminince zengindir. Şeftaliler iki büyük gruba ayrılır; kabuğu havlı olanlar ve kabuğu düz olanlar. Kabuğu düz olanlar daha az makbuldür. Kabuğu havlı olan şeftalilerin eti beyaz, kırmızı veya sarı olur. Bunların çekirdeğe yapışık ve yapışık olmayan çeşitleri vardır. Eti çekirdeğe yapışık olanlara "et şeftalisi" denir. Bunlar pek makbul sayılmaz. Eti çekirdeğe yapışık olmayanlara ise "yarma şeftali" denilir.

Şeftali yaz ve sonbahar aylarında taze olarak yenilen hoş bir meyvedir. Meyve suyu olarak da içilir. Şeftali çiçeği önceleri "hafif müshil" ve "solucan düşürücü" olarak kullanılırdı. Şeftalinin; kompostosu, reçeli, şurubu ve marmelâtı yapılır. Pasta, jöle ve turtalarda garnitür olarak kullanılır.

6 Şubat 2020 Perşembe

MEHMED ŞEFİK BEY (hattat)

OSMANLI  hattatı, 1819 yılında İstanbul'da doğdu. Divanı Hümayun'a memur olarak girdi. Ali Vasfi Efendi'den sonra Kazasker Mustafa Efendi'den yazı dersleri aldı. 1835' de "Hacegânlık" rütbesini aldı. 1845' de Hademei Hümayun'a yazı hocası oldu.

Sultan Abdülmecid'in Sakız'da tamir ettirdiği caminin yazıları için bir süre orada kaldı. Özellikle "aklamı sitte" ve "divanî" yazılarda ustalaştı. Zelzeleden zarar gören Bursa Ulucamii'nin duvar yazılarını elden geçirdi. "Celi divani" ile ilginç levhalar yazdı.

Eserleri arasında: İstanbul Üniversitesi'nin kapısı üzerindeki "sülüs" ve "celî" yazıları; 2 Kur'an; 8 delaili hayrat; murakka ve kıtalar vardır. Mehmed Şefik Bey, 1880' de İstanbul'da öldü. 

4 Şubat 2020 Salı

SÜVEYŞ KANALI

KIZILDENİZ'DE  Süveyş Körfezi'ni, Mısır topraklarından geçerek Doğu Akdeniz'e bağlayan su kanalı. Süveyş şehri, ortaçağda bir ticaret transit merkeziydi.

Osmanlılar Mısır'a hâkim olunca, Padişah 1. Selim Süveyş'te bir deniz üssü kurdu. Şehre kemerlerle su getirildi. Kanalın açılmasından sonra Süveyş, Mısır'ın en büyük şehirlerinden biri oldu.

Süveyş'ten Akdeniz'e sefere elverişli bir su yolu kurmak için ilk denemeler Eskiçağda yapıldı. Firavun Neko zamanında, Milattan önce 600' e doğru; Nil, Timsah gölü ve Kızıldeniz arasında bir kanal açılmaya başlandı. 2. Ptolemaios zamanında, Mö: 3. yy.'da bitirilen bu kanal, sonraki yıllarda dönem dönem kullanıldı. 776' da kullanımı tamamen bırakıldı.

2 Şubat 2020 Pazar

SÜSEN (çiçek)

SÜSEN,  soğanlı veya köksaplı çok yıllık bir bitkidir. Pek çok melez çeşidi süs bitkisi olarak yetiştirilir. Süsenler, basit saplı veya sapları az dallı bitkilerdir. Yaprakları kınlı ve iki sıralıdır. Çiçekleri iri, kokulu ve güzel görünüşlüdür. Ilıman bölgelerde yetişir.

Bazı türleri şunlardır: Büyük sarı çiçekli bataklık süseni; pis kokulu süsen; cüce süsen vb. Eskiden hekimlikte kullanılan süsenin köksapı güzel kokar. Bundan "süsen esansı" elde edilir. Süsen esansı için en uygun tür; "İ. pallida" veya "İ. Floreutina" dır.

Süsen esansı bazı burun damlalarında kullanılır.

29 Ocak 2020 Çarşamba

SÜPÜRGEÇALISI (çiçek)

DOĞU  Akdeniz çevresinde, Batı ve Güney Avrupa'da, Kuzey Afrika'da yetişen, "katırtırnağı"na benzer bir ağaççık.

Parlak sarı çiçekli, üç yaprakçıktan oluşan bileşik yaprakları vardır. Sert ve uzun dalları süpürge yapımında kullanılır.

"Baklagiller" familyasındandır (Cytisus scoparius). Yeşil meyvaları ve sapları aromatik amin grubu ihtiva ettiğinden damar genişletici (tansiyon düşürücü) özellik taşır.

Ayrıca dallarından kalp güçlendirici spartein elde edilir.

25 Ocak 2020 Cumartesi

SÜPREMATİZM (sanat akımı)

RUS  ressam Maleviç'in kurduğu öncü sanat akımı. Maleviç, "Kübizm ve fütürizmden süprematizme" başlığını taşıyan manifestosunda (1916' da Sen Petersburg'da yayınlandı), hareketin 1913' de başladığını belirtir. "Sanatı nesnenin gereksiz ağırlığından kurtarmayı" isteyen harekettir.

Kurucusu, 1918' de Moskova'da sergilenen "Beyaz zemin üzerinde siyah kare" ve "Beyaz zemin üzerinde beyaz kare" adlı eserlerinde tanıklık ettiği gibi, geometrik şekillerin kullanılmasına dayanan soyutlamayı sonuna kadar zorladılar.

Manifestolar ve konferanslarla yayılan ve mimarîde de temsil edilen süprematizm, Bauhaus akımı üzerinde etkili oldu. Süprematizm, "geometrik soyutlama", "minimal art" ve "kavramsal sanat" gibi bazı  20. yy. sanat akımlarının da habercisidir.

Maleviç  -  "Süprematizm 418"

23 Ocak 2020 Perşembe

SÜNNET OLMAK

ERKEK  çocuğun üreme organının (penis) ucunda bulunan derinin çepeçevre kesilmesidir. Cerrah tarafından yapılan tehlikesiz bir müdahaledir.

Kur'anı Kerim'de "sünnetullah (Allah'ın sünneti)" adıyla anılan sünnet, "Tanrı yolu" mânâsına gelir. Genellikle Hz. Muhammed'in koyduğu kurallar ve müslümanlara gösterdiği yol demektir.

İslâm'a göre; bütün erkek çocuklarının bulûğa ermeden evvel sünnet edilmeleri, bu işlem esnasında dua edilmesi, Kur'an okunması, çocuğa Allah'tan iman sağlamlığı dilenmesi gereklidir. İslâm ülkelerinde çocuklar tek tek veya toplu olarak sünnet edilirler. Anadolu'da sünnet genellikle düğün veya küçük çaplı eğlenceler eşliğinde yapılır. Bazı dindar çevrelerde ise; çalgı, oyun yasak olduğu için sünnet sadece dualar okunarak yapılır. 

Sünnet edilecek çocuğun yatacağı oda süslenir, döşenir. Yatağın başucuna işlemeli muhafaza içinde Kur'anı Kerim asılır. Etrafa güzel kokular serpilir. Ortaya şekerlemeler konulur. Çocuğa yakınları tarafından çeşitli hediyeler verilir ya da vadedilir.

Düğünde çocuk, sırmalı işlemeli başlık, ipekli, yakası kurdeleli entari giyer, başlığına veya omuzlarına işlemeli "Maşallah" yazısı asılır.

Sünnet düğünlerinde kurban kesme geleneği de vardı. Osmanlı saraylarında şehzadeler için büyük sünnet törenleri düzenlenmiştir. Bunların 40 gün 40 gece sürenleri de olurdu.

Sünnet, çok eski zamanlardan beri; Yahudiler, Müslümanlar ve birçok Afrika halkı tarafından uygulanmaktadır. Yahudiler'in inancına göre; "Yahve", bu âdeti, Hz. İbrahim ile bağdaşmasının görünür bir işareti olmak üzere koymuştu. Hristiyanlar'da sünneti farz sayan tek kilise Habeşistan kilisesidir.

Sünneti bir sağlık tedbiri olarak yorumlayan ilk tarihçi Herodotes'dir. Bazı toplumlarda sünnetin, delikanlıların topluma kabul edildiklerini ifade etmek için yapıldığı ileri sürülebilir. Bir görüşe göre de sünnet, bir çeşit kurban törenidir. Bu törende kişi, hayatını borçlu olduğu Tanrısına gövdesinin bir parçasını kurban eder. Philon'a göre; cinsel günahlardan vazgeçmenin sembolü olarak ortaya çıkmıştır.

İslâm'ı sonradan kabul edenler, hangi yaşta olursa olsunlar sünneti uygularlar. Sünnet olmayan bir erkek müslüman olarak kabul edilmez. Sünnet ile kesilen parça hemen toprağa gömülür

19 Ocak 2020 Pazar

SÜLEYMAN NAZİF (şair ve yazar)

TÜRK  şair ve yazarı, 1870 yılında Diyarbakır'da doğdu. Şair ve tarihçi Said Paşa'nın oğlu. Özel öğrenim gördü. Ziya Paşa ile Namık Kemal'in tesiri altında kaldı. 1897 yılında Paris'e kaçtı. Dönüşünde, 2. Abdülhamid tarafından, "vilâyet mektupçuluğu" vazifesiyle Bursa'ya gönderildi.

1908 Meşrutiyet'inden sonra, Ebuzziya Tevfik ile "Tasvir-i Efkâr" gazetesini çıkardı. 1909' da Basra, 1910' da Kastamonu, 1911' de Trabzon, 1913' de Musul, 1914' de Bağdat valiliklerinde bulundu. 1915' de görevinden ayrılarak İstanbul'da yazı hayatına devam etti.

İstanbul'un işgâli sırasında (1918), "Hadisat" gazetesinde yazdığı "Kara bir gün" adlı makalesi üzerine kurşuna dizilme tehlikesi geçirdi. Bir ara Malta'ya sürüldü (1920). Sürgünden dönünce yeniden gazeteciliğe başladı. "Resimli Gazete"de makaleler yazdı.

Süleyman Nazif, daha çok Namık Kemal ve Tanzimat edebiyatı geleneğini sürdüren bir yazardır. Dili ağır ve ağdalıydı, Osmanlıcayı ve Osmanlılığa bağlı değerleri savundu. Türkçenin, Arapça ve Farsçanın katkısı olmadan, insan duygu ve düşüncelerini ifade etmeye kâfi olmadığı görüşündeydi.

Kurtuluş savaşından sonra, Cumhuriyete, Batılılaşmaya ve yapılan tüm yeniliklere karşı çıktı. Ziya Gökalp'ın Türkçülüğünü acı bir dille eleştirdi. Süleyman Nazif, 1927' de İstanbul'da öldü.

Eserleri :  Gizli Figanlar (şiirler, 1906); Malta Geceleri (nesirle karışık şiirler, 1924); Batarya ile Ateş (nesirler, 1918) ; Mehmed Âkif (inceleme, 1924); Fuzulî (inceleme, 1926); İki Dost (inceleme, 1926)

17 Ocak 2020 Cuma

SÜLEYMANİYE CAMİİ


KANUNΠ Sultan Süleyman'ın emriyle, Mimar Sinan tarafından, İstanbul, Süleymaniye semtinde inşa edilmiş cami. 1550 - 1557  yılları arasında yapıldı. Klâsik Osmanlı mimarisinin en büyük eserlerinden biri olan bu cami, Mimar Sinan'ın ikinci önemli camisidir. İnşasına  60  yaşında başladığı bu camiyi Sinan, "kalfalık" eseri olarak sayar.

Boğaz ve Haliç'e hâkim bir tepe üzerinde yer alan cami, çevresindeki binalarla beraber büyük bir "külliye" halindedir. Bu, İstanbul'da Fatih külliyesinden sonra kurulmuş ikinci büyük külliyedir. Külliyenin merkezini meydana getiren caminin planı, biri avlu diğeri esas cami olmak üzere iki kareden oluşan bir dikdörtgen şeklindedir. Caminin çevresinde; dârüttıp, medreseler, dârülkurra, sıbyan mektebi, hamam, imaret, bimarhane ve çarşı gibi sosyal yapılar yer almıştır.

13 Ocak 2020 Pazartesi

LÉOPOLD SURVAGE [STURZWAGE] (ressam)

RUS  asıllı ressam, 1879 yılında Moskova'da doğdu. Moskova Güzel Sanatlar okuluna gitmeden evvel, piyano yapımcısı olan babasının atölyesinde marangozluk öğrendi. 1908' de Paris'e yerleşti ve 1911' de Bağımsız Ressamlar Salonu'na (kübistlerin salonu) girdi.

İlk özel sergisinin kataloğunda "Guillaume Apollinaire" imzasıyla bir tanıtım yazısı yer alıyordu. 1912' den sonra "Renkli ahenk" adıyla 7 "Senfonimaketini yaptı (bunlardan 5 tanesi New York modern sanatlar müzesindedir). Bunların, nonfigüratif sanatın sinemaya girmesine yol açtığı sanılır.

Sanatçı, süsleyici bölümlere ayırarak mekâna yeni bir anlam kazandırırken, eserlerinde düşünceye de büyük yer verdi ("İkaros'un düşüşü", "İnsan yarı hayvan yarı melek"). Liège Kongre sarayına  24 x 5  metre ebadında büyük bir fresk yaptı (1959). Birçok eser resimledi, Rus baleleri için dekorlar ve elbise modelleri hazırladı. Léopold Survage, 1968' de Paris'te öldü.

Léopold Survage  -  Balıkçı  (1927)

11 Ocak 2020 Cumartesi

İSTANBUL SURLARI

BİZANS  devrine ait en önemli sur İstanbul'dadır. İstanbul'un ilk surları şehrin kuruluş tarihlerinde yapıldı (Milattan önce: 657). Bu surlar Sirkeci yakınlarından başlayarak Sarayburnu ve Marmara kıyılarını takip eder; burnu dolaşarak bugünkü Sultanahmet Camii'nin deniz tarafından bugün Ayasofya'nın bulunduğu tepelere doğru ilerler ve Sarayburnu tepesini kısmen içine aldıktan sonra tekrar Sirkeci'de son bulur.

Roma imparatoru Septimus Severus (hükümdarlığı: 193 - 211 yılları arası), Bizans'ı işgâli sırasında bu surları tahrip etti. Sirkeci çevresinde bu ilk surlara ait parçalar son zamanlara kadar duruyordu. Sultan Abdülaziz devrinde (hükümdarlığı: 1861 - 1876) demiryolu yapılırken bu surlar da ortadan kaldırıldı.

Septimus Severus, İstanbul'da bazı binalarla beraber yine Sirkeci yakınlarından başlayan Sarayburnu'nu ve Sultanahmet meydanını içine aldıktan sonra karaya yönelerek Ayasofya yakınında son bulan bir sur yaptırdı. Daha sonra Büyük Constantinus (hükümdarlığı: 306 - 337), Marmara kıyısında Ahırkapı'dan başlayarak Samatya'ya kadar uzanan ve buradan karaya yönelen, Cerrahpaşa ve Fatih bölgelerini içine aldıktan sonra Haliç'e uzanan ve Haliç'ten Sirkeci'ye kadar devam eden bir surla şehir çevrildi.

9 Ocak 2020 Perşembe

SULUBOYA RESİM

SULANDIRILMIŞ  boya ile kâğıt veya mukavva üzerine yapılmış resim. Renklerinin saydamlığını kaybeden guvaştan farklı olarak, suluboya yalaması saydam kalır. Suluboya resimde, kâğıdın beyazlığı, renkler arasında sezilir ve açık renkler olduğu gibi kalır.

Suluboya ile guvaşı birleştirmek için bazı çabalar gösterilmiştir. Bunlara "guvaşlı suluboya" denilir. Suluboyalar berraktır ve çabuk bozulur. Buna karşılık onlarda bir tazelik vardır ve hızla yapılmaları mümkündür.

Turner, Bonington ve Fielding kardeşler, suluboya sanatını Fransa'ya getirmişlerdir. Géricault, Decamps, Eugène Lami ve özellikle Delacroix gibi romantik ressamların çoğu suluboya resimler yapmışlardır. Hayvanları eserlerine konu eden ressam ve heykeltraş Barye dışında, Barbizon okulunun manzara uzmanı ressamları, yağlıboyayı suluboyaya tercih etmişlerdir.

"İzlenimciler", gelip geçici izlenimleri tespit etmek için akıcı olan ve çabukluk sağlayan suluboyadan geniş ölçüde faydalanmışlardır. Önceleri Bonington'un oynadığı öncülük rolünü, o sıralarda Jongkind oynamıştır. Monet'nin öğretmeni olan Eugène Boudin, daha sonraları Seurat, Signac ve Cross gibi "yeni-izlenimciler" ve Dunoyer de Segonzac suluboya resmin ustalarıdır.

John Singer Sargent - Venedik kanalı  (suluboya)

7 Ocak 2020 Salı

SULTANAHMET CAMİİ (Mavicami)

SEDEFKÂR  Mehmet Ağa tarafından, 1. Ahmed adına, İstanbul Sultanahmet meydanında yapılan cami (1609 - 1616). Caminin önü ve iki yanı, geniş bir dış avluyla çevrilidir. Çevresi pencereli bir duvarla kuşatılan bu dış avluya, 3' ü cephede olmak üzere 8 kapıdan girilir.

Caminin iki ayrı kareye yakın planı vardır. Birinci (öndeki) kare (iç avlu)  26  tane granit mermer ve porfir sütûna oturtulan  30  kubbeyle çevrilidir. Mermer döşemeli olan avluda, çevresinde 6  mermer sütûn bulunan bir şadırvan vardır. Şadırvan kemerleri, kabartmalı olarak "rumî" geçmelerle; köşebentleri de kabartma lâle ve karanfil motifleriyle süslüdür.

İç avluya, biri cepheden, ikisi yandan merdivenle çıkılan 3  kapıdan girilir. Bu kapılar ve cümle kapısı bronzdandır. İkinci kare (caminin harem kısmı)  64 x 72  metre ölçülerinde bir alanı kaplar ve çapı 24 metre, yüksekliği 43 metre olan bir orta kubbeyle örtülüdür. Bu kubbe, 4 büyük "filayağı" üzerine binen 4 büyük kemere, pandantiflerle oturur. 5 metre çapında olan bu ayaklar, aşağıdan yukarı doğru  yivlidir. Bu yivler, ayaklara yumuşak bir görünüm sağlar.

3' er eksadra ile genişletilen sivri kemerli 4 yarım kubbe, caminin içine büyük bir hacim verir. Aşağıdan yukarıya 5 sıra olarak istiflenen 260 yuvarlak kemerli pencere, yapıya büyük bir hafiflik ve hiçbir camide görülmeyen bir ışık sağlar.

Caminin sol köşesinde "hünkâr mahfeli" yer alır. Mozaik ve yeşim süslemeli mihrabı, sedefli kapısı, turkuaz üzerine altın yaldızla yazılı çinileri, süsleme bakımından büyük bir değer taşır. Mahfelin oyma ve kabartma işleri, mermer korkulukları, taş işçiliğinin en güzel örnekleri arasındadır.

Mahfelin yanında, 1. Ahmed'in bir çilehanesi (itikaf köşesi) bulunur. Hünkâr mahfelinin camiden ve "Kasrı Hümayun"dan da girişi vardır. Mahfelin altındaki ahşap tavan da süsleme bakımından zengindir.

Caminin duvarları 16. yy. sonuyla 17. yy. başlarına ait çini panolarla kaplıdır. İnşaat defterlerine göre; burada  21 043  çini kullanıldı. Çinilerdeki motifler sayılamayacak kadar çoktur. Camideki yazılar, devrin ünlü hattatlarından Ahmed Gubarî tarafından yazıldı. Sedef işleri mimarın kendisi tarafından yapıldı. Zamanla bozulan kalem işleri, eski özelliklerini korur.

Caminin diğerlerinde olmayan özelliklerinden biri de  6  minareli olmasıdır. Ana kapının iki tarafında yer alan minareler ikişer şerefeli, köşelerde yer alanlar üçer şerefelidir. Cami bu 6 minare ve kubbesiyle, Ayasofya'nın ağırlığı karşısında, hafifliğin ve inceliğin başarılı bir örneğidir.

Cami; Sultan Ahmed'in türbesi, misafirhane, imaret, medrese, dârüşşifa, çarşı gibi yapıların merkezi durumundaydı. Atmeydanı'nın (Sultanahmet) bir ucunda yer alan bu binalar, sonradan ortadan kaldırıldı. Caminin sol tarafında bulunan Kasrı Hümayun da yandı.

5 Ocak 2020 Pazar

LOUİS HENRİ SULLİVAN (mimar)

AMERİKALI  mimar, 1856 yılında Boston'da doğdu. Çıraklığını Chicago'da, ilk gökdelenin mimarı W. Le Baron Jenney'nin yanında yaptı. Öğrenimine Paris'te Güzel Sanatlar okulunda, Vaudremer'in atölyesinde devam etti (1874).

İtalya'ya gitti, sonra Chicago'da mühendis Dankmar Adler ile ortak oldu. Bu şehirde beraber yaptıkları binaların en önemlisi; akustiğe elverişli parabolik tavanı ve eğri çatısıyla  6 bin kişilik "Auditorium"dur.

Yine ikisi birlikte, 1890' da Saint-Louis'de "Wainwright Building" adlı gökdeleni yaptılar. Sullivan, tek başına, 1899-1904 yılları arasında Chicago'da, orantıları bakımından bütünlük ve yetkinlik şaheseri sayılan "Carson", "Pirie Scott and Co" mağazalarını yaptı. Bu onun son eseridir. Kısa zamanda ayyaşlığa ve yoksulluğa düşen Louis Henri Sullivan, 1924' de Chicago'da öldü.

Louis Henri Sullivan  -  Auditorium    (Chicago)

3 Ocak 2020 Cuma

SUCUK (gıda ürünü)

SUCUK,  içine baharlı maddeler konularak yoğrulan et kıymasının, kurutulmuş bağırsaklara doldurulmasıyla yapılan bir çeşit gıda ürünüdür.

Sucuk yapımında manda, malak veya sığır eti kullanılır. Bunların içine bazen koyun eti de katılır. Yağlı ve lezzetli olması için kuyruk kıyması karıştırılır.

10 kilo sucuk yapmak için gerekli malzemeler: 

5 kilo sığır kıyması, 5 kilo manda veya malak kıyması, 1 kilo koyun kuyruk kıyması, 70 gram karabiber, 40 gram kırmızı biber, 70 gram kimyon, 5 gram tarçın, 5 gram zencefil, 5 gram nitrat, 5 gram yenibahar, 100 gram ezilmiş sarımsak.

Bu malzeme karıştırılarak iyice yoğrulur. Önceden kurutulmuş olan bağırsaklar ıslatılarak yumuşatılır ve karışım bağırsaklara doldurularak kurutulur. Bazı bölgelerde kıymaya daha fazla baharat karıştırılır.

1 Ocak 2020 Çarşamba

PİERRE SUBLEYRAS (ressam)

FRANSIZ  ressam ve gravürcü, 1699 yılında Saint-Gilles-du-Gard'da doğdu. 1726' da Roma ödülünü aldı. Roma'ya yerleşti. Başlıca eserleri: "Styx'in gölgelerini aşan Charon", "Aziz Ambrosius imparator Theodosius'u bağışlarken", "14. Benedictus'un portresi", "Aziz Benedictus bir bahçıvanın çocuğunu diriltirken" Pierre Subleyras, 1749' da Roma'da öldü.

Pierre Subleyras  - Aziz Benedictus bir bahçıvanın çocuğunu diriltirken  (1744)