14 Haziran 2015 Pazar

YEMEK BORUSU HASTALIKLARI

Mide ile boğaz arasında uzanan yemek borusu önemli bir yutma organıdır. Yutulan lokmalar, bu borunun sıkışıp genişlemesi ile kısa zamanda mideye sevk edilirler. Yemek borusu da diğer organlar gibi mikroplarla kolayca iltihaplanabilir. "Özofajit" denilen bu durumda, yutma zorlukları, göğüs kemiğinin arkasında ağrılar ve yanmalar hissedilir. 

Bazan yemek borusunun alt ucunda mideyle birleştiği yerde mide ülserleri gibi ülserler de olur. Buna reflü (mide asidinin yukarı yükselmesi) sebep olur. Bu ülserler, yemek borusunun daralmasına, yutma esnasında sancıya sebep olurlar

Yemek borusunun diğer önemli bir hastalığı da "Divertikül" adı verilen eldiven parmağı şeklinde genişlemelerdir. Yemeklerin bir kısmı burada toplanır ve kokar. Bu durumda hastanın ağzından fena kokular gelir. Yutma sırasında da ağrılar ortaya çıkar.

13 Haziran 2015 Cumartesi

YILAN SOKUNCA DAKİKALAR SAYILI

Yılan sokması, çok tehlikeli bir zehirlenme şeklidir. Bilhassa engerek, kobra, kum yılanı gibi yılanların sokması öldürücü olabilir. Büyük damarlara yakın olması ve zehirin çabuk kana karışması hallerinde tehlike çok daha büyüktür. Zehir, kanı hızla pıhtılaştırmaya başlar. Hastayı kurtarmak için dakikalar sayılıdır.

Sokulan yeri kuvvetle emmek ve sokulan yerin üzerinden herhangi bir bağ ile (ip, lastik, kayış, vs) damarları sıkmak suretiyle zehirin kana karışma miktarını en aza indirmek veya engellemek, yılan zehiri serumu bulunan ilk yardım merkezine hızla ulaşmak gerekir.

NİHAT AKYUNAK TABLOSU

NİHAT AKYUNAK  (1922 - 1986)


Nihat Akyunak - Gülhane Parkı'ndan   128x94 cm

KANSERDEN BİRAZ KAÇINABİLİRİZ

İnsan sağlığının en önemli konularından biridir. Sebebi tam bilinemeyen bu hastalık vücudun her tarafında olabilir ve kısa zamanda bütün vücudu sarar. Sebebi konusunda; yüzde 35  iç ve dış faktörlerin (gıda, yaşam tarzı, stres, genetik vs) kanseri başlatmada etkili olduğu, yüzde 65  ise şansa dayalı olduğu öne sürülmüştür. Yani, tesadüfen bir hücre yanlış kodlanır ve çoğalma hızı gereğinden fazla olur. Bu aşırı çoğalma ilgili dokuda tümör oluşturur.  Hücrenin hiç bir tetikleyici sebep yokken neden yanlış kodlandığı meselesi tam bir muammadır. Bu durum, düz yolda yürüyen bir insanın aniden ayağının burkulması gibi tesadüfi bir şeydir. (Tesadüflerin dahi bir sebebi olduğunu öne süren görüşler vardır) 

Kanser yaşlılarda daha çok görülür. Halk arasında kanser diye bilinen ölümcül hastalıkların çeşitli cinsleri vardır. Kanser, epitel dokudan kaynaklanan habis tümörlere verilen isimdir. Deri en büyük epitel dokudur. Bu dokudan başka kas, bağ, yağ, kemik dokuları da vardır. Tıpda her kanser tipine farklı adlar verilir. 

12 Haziran 2015 Cuma

KANLI İDRARA DİKKAT

İdrardan kan gelmesi, hastalık teşhisinde özel bir yer tutar. Tamamen böbrek, idrar yolları, idrar kesesi (mesane) ile ilgili bir durumdur. Kan pıhtılaşmasını önleyen ilâçlar alan bazı hastalarda da görülür. İlâç kesildiğinde kanama da kesilir.

Kanın, idrarı boyama tonuna göre hastalığın mesanede mi yoksa daha yukarıdaki böbreklerde mi olduğu tahmin edilebilir.

Çok kanlı idrar, böbrek tümörlerinde, böbrek tüberkülozunda, böbrek taşlarında ve mesane tümörlerinde olur. Bu hastalar sanki kan işerler. İdrar kesesi (mesane) tümörlerinde kanla birlikte ayrıca, tümörden kopan ufak kanlı doku parçaları da idrarla beraber gelir. 

Hafif kanlı idrara akut ve fazla tahriş yapmayan böbrek nefritlerinde, kumlu böbrek iltihaplarında rastlanır.

Yapılacak tahlillerle, hastalığın hangi bölgeden kaynaklandığı teşhis edilir ve tedavisi ona göre yapılır.  

NACİYE İZBUL TABLOSU

NACİYE İZBUL  (1912 - 2002)


Naciye İzbul - Ankara Kalesi'nden    146x114 cm

11 Haziran 2015 Perşembe

YILANCIK, MENENJİTİ DAVET EDER

Daha çok yüzde ve bacakda görülen bu hastalık vücudun her yerinde olabilir. Mikrobik bir hastalıktır ve bazen çok tehlikeli olur. Bilhassa yüzde olanlar menenjit tehlikesine fırsat verirler. Çok ufak bir sivilce şeklinde başlayan bu hastalıkta deri yavaş yavaş kızarır ve şişme başlar. Bu şişme ve kızartı giderek artar ve derinin gerilmesine sebep olur.

Parlak ve el değmeyecek kadar ağrılı olan deri üzerinde yer yer kanamalar da görülebilir. Hastada titremeler ve ateş yükselmeleri görülmeye başlar. Bu hastalığın ilerlemiş şekli yüzde olursa; anormal ve bir taraflı bir şiş ve çarpıklık olur. Ağız zor açılır. Hasta bütün huzurunu kaybeder ve bütün ateşli hastalıklarda olduğu gibi hâlsizlik, iştahsızlık, baş ağrıları kendini gösterir.

Yılancık, kanın zehirlenmesine kadar sebep olabilen tehlikeli bir hastalıktır. Beklemeye gelmez, derhal tedavi edilmelidir. Doktorun tavsiyesine göre ağızdan veya enjeksiyon yoluyla antibiyotik kullanılır. İltihaplı derinin üzerine antibiyotikli pomad sürmek ayrıca faydalıdır.

ZAFERİN ASIL SAHİPLERİ

30 Ağustos 1928  Dolmabahçe

Şafak söküyordu. 30 Ağustos sabahına hazırlanıyoruz. Bütün İstanbul, büyük Zafer Bayramı’nın hazırlıklarını tamamlamıştı.

Sofrada bulunanların bir kısmı, o sabah Taksim Meydanı’nda yapılacak kutlama törenine gideceklerdi.

Hep birden kalkıldı. Türk yurdunu ve milletini kurtaran büyük zaferin yıldönümünü kutluyorduk.

Atatürk, kutlamaları derin bir bakış açısıyla dinledikten sonra, şöyle dedi:

10 Haziran 2015 Çarşamba

YORGUNLUK VÜCUT SAVUNMASI

Her vücut çalışmakla bir müddet sonra yorulur. Yorgunluk hissi vücudun bir nevi kendisini savunmasıdır. Çalışan vücutta, organların, kasların, beynin metabolizması artar ve fazla oksijen harcanır. Yanan gıdalar enerji vermek için su ve karbondioksite kadar parçalanırlar, fakat bu parçalanma bazen "laktik asit" denilen bir maddeye kadar olur ve bu madde dokularda artar. Oksijen sarfiyatı ve enerji teşekkülü de kâfi miktarda olamaz. Bunun neticesi olarak sinirler tahriş olur ve "yorgunluk hissi" duyulur.

En çabuk yorulan organlar, beyin, gözler ve adalelerdir. Bunun için uyumak, dinlenmek  ve vücuttan laktik asidin atılışına kadar metabolizmayı artıracak fazla hareketlerden kaçınmak lâzımdır.

Hasta ve kansızlığı olan vücutlar muhakkak ki; çok daha çabuk yorulurlar. Yapılan tetkiklere göre bir insanın devamlı çalışma gücü, günde 8 saatten fazlasına yetmemektedir. Daha fazlası dokuların yıpranmasına sebep olmaktadır.

KAN NAKLİ HAYAT KURTARIR

Kan nakli, hayat kurtarıcı bir tedavi şeklidir. Bilhassa büyük kanama durumlarında derhal bu yola müracaat edilir. Ameliyatlar esnasında da kan nakline ihtiyaç vardır. Uzun süren kansızlıklarda ve beslenemeyen şahıslara da kan nakilleri yapılır.

Özel olarak kan merkezlerinde veya hastanelerde alınan kanlar, grup tayinleri ve hastalık taşıma testleri yapıldıktan sonra hastaya verilirler. 

İnsanda kan, "A, B, AB, O " olarak dört ana gruba ayrılır. Verilen kanla, kan alanın aynı gruptan olması şarttır. Ancak "O" grubu kan, bir defaya mahsus olmak üzere diğer gruptaki hastaya verilebilir. 

Kanın ayrıca; Rh(+) ve Rh(-) olan ikinci bir gruplaşması da vardır. Kan naklinde buna da dikkat edilir.

Yanlış gruptan kan verildiği zaman birçok tehlikeli durum ortaya çıkar. Ağır sarılıklar olur ve kan alan ölebilir. Ayrıca, alınan kanın, içinde taşıdığı hastalık virüsleri tespit edilmeden nakli yapılırsa; o hastalık sağlam insana bulaşmış olur. 

YUTMA ZORLUĞU

Bazı insanlar katı lokmaları, bazıları sulu maddeleri, bazıları da bütün gıdaları yutmakta güçlük çekerler. Bir yutma zorluğu karşısında boğaz ve bademcik iltihaplarının yanında, yemek borusu hastalıklarını da düşünmek gerekir. Bunların haricinde bazı sinir hastalıklarında ve sinirli çocuklarda da yutma güçlükleri görülebilir. Demir eksikliğine bağlı kansızlıklarda da yutma zorluğu olabilir.

Bu bozukluğun esas sebebini mutlaka teşhis ettirip ona göre tedavi uygulamak lâzımdır. Uzman hekime müracaat gerekir. 

HULUSİ MERCAN TABLOSU

HULÛSİ MERCAN  (1913 - 1988)


Hulûsi Mercan - Boğaz'da Kotralar    90x55 cm

9 Haziran 2015 Salı

İÇ KANAMA TEHLİKELİ

Kanama, damarlardan akan kanın dışarı çıkma halidir. Kanamalar, bir yaralanmadan sonra veya bir hastalık neticesinde kendiliğinden olurlar. İki tip kanama vardır. 1) Dışarıya olan kanamalar. 2) İç kanamalar. 

İç kanamalar daha tehlikelidir ve çoğu zaman farkedilmeyebilir. Bu iki çeşit kanamada damarların yırtılması, K vitamini eksikliği, kalsiyum ve fibrinojen denilen maddeler, trombosit hücreleri, karaciğerde yapılan protrombin denilen bir madde önemli rol oynarlar. Kanamanın durması için bu maddelerin ahenk içinde çalışması lâzımdır. Tek birinin bozukluğu kanamalara sebep olabilir veya kanamanın durdurulması uzayabilir.

Bir insan kısa zamanda iki litreden fazla kan kaybederse hayatı tehlikeye girer. 

MUSTAFA AYAZ, ESER, BİYOGRAFİ

MUSTAFA AYAZ  (D.1937 -        )

Gazi Eğitim Enstitüsü Resim Bölümü'nde yetişmiştir (1960-63) . Aynı bölümdeki asistanlıktan sonra, aynı yerde öğretmenlik yaptı. İki defa "Devlet Resim Ödülü" kazandı. Ayrıca; TRT, Cumhuriyet ve Dyo (çevre) ödülleri de kazanmıştır. Eserleri soyut, figüratif bir lirizme sahiptir.

Mustafa Ayaz - Cumhuriyet Orkestrası   99x96 cm

EMRİ KİM VERİYOR

Mustafa Kemal Paşa, 1923 de Konya’da verdikleri demeci, ayrılacakları gece, basına verilmek üzere tekrar okutturuyorlar.

Şakacı bir adam olan (İngiliz) Muhtar : Yaşasın Başkomutan! diye bağırıyor.
Paşa : “Niye Mustafa Kemal demiyorsun da Başkomutan diyorsun?”

Muhtar Bey : Hele, ne olur ne olmaz, daha uzun süre şu başkomutanlık üzerinizde kalsın!

Biraz evvel şakalaşan Gazi, kartallaşıveriyor: “Vay!, sen beni Başkomutanlıktan mı kuvvet alır zannediyorsun? Dinle bak, sana bir hatıra anlatayım. Hani ben Erzurum’da ordu müfettişliği nişanlarını yakamdan atarak, ferd-i millet kalmıştım ya? O zamana kadar, emirlerimi dinleyen komutan; ondan sonra, verdiğim emirleri dinlememeğe başlamasın mı?. Makamına gittim. Paşa paşa dedim, size o emirleri bu yakadaki yıldızlar vermiyor, Mustafa Kemal veriyordu, O yine karşınızdadır.”

Muhtar Bey yürekten bağırıyor : Yaşasın Mustafa Kemal !...

                                                                    İsmail Habip Sevük (*)

(*)milletvekili,edebiyat yazarı ve öğretmeni, gazete başyazarı (1892-1954)

Kaynak: kemal arıburnu, atatürk’ten anılar, isbank kültür  yayınları, 1976, s.19

8 Haziran 2015 Pazartesi

KAN ALMAK

Bazı durum ve hastalıklarda kan almanın faydalı olduğu eskiden beri bilinmektedir. Eskiden hacamat veya sülük tutturmak gibi usüller kullanılırdı. Tehlikeli ve zararlı olan bu usüller, bugün yerlerini modern kan alma metodlarına bırakmıştır.  

Kan, koldan, dirsek bölgesindeki siyah kan damarlarından alınır. Kan alırken, dezenfeksiyona ve steril şartlara dikkat etmek gerekir.

Hangi durumlarda kan alınır?

ZATÜLCENP (Plörezi) İKİ TİPTİR

Akciğerlerin üzerini örten zara "plevra" adı verilir. Bu zarın iltihaplanmasına "zatülcenp" (plörezi) denir. İki tip zatülcenp vardır. Birisi kuru, diğeri sulu zatülcenptir. Bu hastalığa her yaşta rastlanabilir ve çeşitli mikroplarla meydana gelir.

Tüberküloz basili ile olan zatülcenpte ateş pek fazla değildir. Fakat sıradan mikroplarla olanlarda yüksek ateş ve hastalanan akciğer tarafında şiddetli ağrı vardır. Bu ağrı nefes aldıkça artar. Öksürük sıktır, genel kırıklık ve hâlsizlik daima vardır. Öksürükle beraber göğüs ağrısı da artar.

Röntgen muayenesi ile sulu zatülcenp, akciğer ve göğüs cidarı arasında su toplandığı hemen görülür. Bir iğne ile hasta yere girildiği zaman, bazan sarı, bazan kanlı bir sıvı gelir. Toplanan su fazla olursa nefes darlıkları ortaya çıkar.

Sebebi tüberküloz veya diğer sıradan mikroplar olsun; antibiyotiklerle zatülcenpin tedavisi daima mümkündür. Teşhis ve tedavi için hekim kontrolüne girmek gerekir. 

HASAN KAPTAN TABLOSU

HASAN KAPTAN  (D.1942 -        )



Hasan Kaptan - Kompozisyon   75x60

7 Haziran 2015 Pazar

YÜZME, HER YAŞTA FAYDALI

Yüzme iyi bir spordur. Vücut mukavemetini artırır. Kan dolaşımını hızlandırır ve kasların gelişmesine, akciğerlerin genişlemesine sebep olur. Her yaşta yüzmek faydalıdır. Fakat, yorucu yüzmelerden ve üşüyecek kadar fazla suda kalmaktan çekinmelidir.

Günün çok sıcak saatlerinde yüzmek de faydalı değildir. Yüzmek için en uygun zaman sabah ve akşam üzerleridir.

Kansızlığı olanlar, kalp hastaları, yüksek tansiyonlular, ateşli hastalar, romatizmalılar, böbrek hastaları, sarılığı olanlar yüzmekden kaçınmalıdırlar.

Her spor gibi yüzme de sağlam vücut ister. Bakımlı bir yüzme havuzuna girilecekse; havuzun en az kirli olduğu sabah saatleri tercih edilmelidir. 

İŞTAHSIZLIK VE ZAYIFLIK

Bir insanın kilosunun çok düşük olmasına yani; boyunun son iki rakamından ondan fazla fark bulunmasına "zayıflık" denir. 

Zayıflayan bir insanda, önce yağ dokusu, sonra adale (kas) dokusu erimeye başlar. Adaleler incelir ve kuvveti azalır. Zayıflama durmaksızın devam ederse, şahıs deri-kemik haline gelebilir, buna "Kaşeksi" ismi verilir.

Hızlı zayıflamalar, diyet yapmadan, yılda 5-6 kilodan fazla vermeler daima sorunludur. Özellikle kanser gibi hastalıklarda, gizli iltihaplarda, veremde en çok görülür. Bu hastalıklarda, zayıflamayla beraber iştah azalması da vardır.

İştahı iyi olmasına rağmen zayıflayan insanlar, fazla enerji sarfından kilo verirler. Bazı sinirsel bozukluklar, hormon hastalıkları da bu tür zayıflama sebepleri arasındadır.

Bir insanın günlük harcadığı enerji miktarı ölçülebilir. Bu enerjinin üstünde kalori ihtiva eden gıdaları alan insanlarda zayıflama durur ve bilakis kilo alma başlar.

EŞREF ÜREN, ESER, BİYOGRAFİ

EŞREF ÜREN  (1897 - 1984)

Sanayi-i Nefise Mektebi'nde öğrenim gördü. Paris'e giderek André Lhote ve Othon Friesz atölyelerinde çalıştı. "D" Grubu ve Devlet Sergilerine katıldı. İstanbul ve Ankara'da sergiler açtı. Üç kez "Devlet Resim Ödülü" almıştır. Eserleri yurt dışında Venedik, Paris, San Francisko ve Atina'da uluslararası sergilerde yer aldı. 

Refik Epikman'dan sonra Ankara'ya yerleşen ilk ressamlarımızdandır. Gerçek bir izlenimciliğe sahip, duygulu, şiirsel bir peyzaj resminin en iyi temsilcisidir. Bu arada kendine has bir üslûbu olan yazılar da yazmıştır.


Eşref Üren - Kürklü Kadın    60x50 cm

6 Haziran 2015 Cumartesi

ZEHİRLENMELER

Zehirlenmeler birçok sebeplerle olabilirler. Çok ağır ve öldürücü zehirler ekseriyetle yanlışlıkla veya intihar kasdı ile içilir. İçilen zehrin cins ve miktarına göre ölüm ya hemen veya birkaç saat içinde gerçekleşir. Hemen ölüm olan zehirlenmelerde yapılacak bir şey yoktur. Diğer zehirlenmelerde hasta derhal hastaneye nakledilmelidir. Orada midesi yıkanır ve kullanılan zehirin tesirini ortadan kaldıran maddeler kullanılır. Gerektiğinde hastanın kanı değiştirilir ve suni böbrekte kan temizlenir.

Zehirlenmelerin önemli sebeplerinden biri de ilâçlardır. Bilmeyerek veya kazaen fazla dozda alınan ilâçlar zehirlenmelere sebep olabilir. Bütün ilâçlar belli dozun üzerine çıkılınca zararlı hale gelirler. Aşırı dozları her zaman öldürücü olmamakla beraber, tehlikeli sakatlıklara ve bozukluklara neden olabilirler.

MELAHAT ÜREN, ESER, BİYOGRAFİ

MELÂHAT ÜREN  (1918 - 1969)

Eşinin çevresinde yer alan sanat havası içinde kendi kendini yetiştirmiştir. İki kez gittiği Paris'te bilgi ve görgüsünü artırmıştır. Eşi Eşref Üren gibi duygulu, şiirsel bir boya anlatımına ulaşmıştır. Özellikle natürmortlarında başarılı olmuştur.

Melâhat Üren - Vazoda Çiçekler  68x50 cm

5 Haziran 2015 Cuma

ZATÜRRE TEDAVİSİ MÜMKÜN

Akciğerin doğrudan doğruya kendisinin iltihaplanmasına "zatürre" adı verilir. Ekseriyetle "Pnömokok" denilen bir mikropla olur. Bazı virüsler de bu hastalığı yapabilirler.

Akciğerler loblar şeklinde olduğundan, bu hastalık çok zaman lobları tutar. Yüksek ateş, öksürük, kanlı balgam, nefes darlığı, göğüs ağrısıyla kendisini gösterir. Ani başlar ve bazan çok ağır seyreder. Kanlı balgam tıpta kayısı ezmesi rengine benzetilir.

Bu hastalık zamanında tedavi edilmezse; vücutta başka hastalıklara ve bozukluklara sebep olabilir.

Zatürre, antibiyotiklerle yüzde yüz tedavi edilebilir. Hekim kontrolüne girmek lâzımdır.

ATATÜRK'ÜN FELSEFE TARİFİ

Birgün Atatürk’le bulunduğumuz bir sofrada, “felsefe” konusu açıldı. Hazır bulunanların hemen hepsine ayrı ayrı bu konuda sordu...

Gelen çeşitli açıklamalardan hiçbirini beğenmedi. Bu defa kendisinden bir açıklama rica ettiler.

                  “Felsefe; çölde sıcak kumlar içinde cayır cayır yanan, tutuşan, dili damağı kuruyan bir gezginin, ufukta oluşan serapı su sanarak arkasından koşmasına benzer...” dedi.

                                                                                 Damar Arıkoğlu(*)

(*) (1889-1969) Adana milletvekili, kurtuluş savaşı hatıraları adlı eseri mevcut
Kaynak: atatürk’ten anılar, kemal arıburnu, işbank kült. yay. 1976 s.146-147

4 Haziran 2015 Perşembe

ZONA AĞRISI DAYANILMAZDIR

Zona hastalığı bir virüsle meydana gelir. Bilhassa göğsün ya da karnın yan tarafında ve deri üzerinde, yol şeklinde kızartılar ve sivilcelerle kendini gösterir. Şiddetli ağrı ve yanmalara sebep olur. Bazan ağrısı tahammül edilemez derecededir.  Ağrıya dayanamayıp avazı çıktığı kadar bağıran hastalar vardır. Çünkü hastalık sinir uçlarını tutar. Uzun sürebilir, bulaşıcıdır.

Yaralar kaşınmamalı ve üzerine fırsatçı bakteri enfeksiyonlarına karşı, antibiyotikli pomad sürülür. Ağızdan günde 6 tablet B1 vitamini alınır. Ağrının azaltılması için hekimin vereceği ağrı kesici ilâcı ara vermeden almak gerekir. Ağrı kesici tabletin etkisi geçmeye başladığı hissedildiği anda veya daha evvel beklemeden diğer tableti almalıdır. Ara verilirse acı ve ağrı hızla geri gelir. 

Bu tedavi ile zona 10-15 gün sonra tamamen geçer.

KAN VARSA HAYAT VAR

Kan, hücrelerden ve "Plâzma" adı verilen sıvıdan meydana gelen ve vücutta damarlar içinde bulunan bir maddedir. Yaşamın devamı, ancak kan ile mümkün olur. 70 kiloluk bir insan vücudunda ortalama 6 litre kan bulunur. 

Kan hücreleri; kırmızı kan hücreleri "Eritrositler", beyaz kan hücreleri "Lökositler" ve kanın pıhtılaşmasında önemli vazife gören "Trombositler" olmak üzere üç kısımdır.

Normal bir insanın 1 milimetreküp kanında 5 milyon eritrosit, 6-7 bin lökosit ve 300 bin trombosit vardır. Kan hücreleri, kemik iliğinde, lenf dokularında ve kısmen de karaciğerde yapılır.

Plâzmada, proteinli maddeler, tuzlar, fermentler, hormonlar, gıda maddeleri, vitaminler, demir, bakır, kobalt, çinko gibi madenler ve kalsiyum bulunur. Bu maddeleri vücudun bütün organlarına taşıyıp dağıtır ve organlardan çıkan atık maddeleri alır.

Kan, kırmızı hücrelerle oksijeni taşır. Beyaz hücreler vücudun müdafaasında vazife görürler. Trombositler de kanayan bir yerde toplanarak kanamanın durmasını temin ederler. 

Kan, kalpten atardamarlar ile dokulara, toplardamarlar ile dokulardan kalbe taşınır. Bu dolaşım durmaksızın devam eder. Kalp beş litre kanı bir dakikada vücuda pompalar.

3 Haziran 2015 Çarşamba

KALP VE HASTALIKLARI

Vücuttaki kan dolaşımını temin eden ve bir pompa vazifesi gören kalp, yetişkinde 300 gram cıvarı ağırlıkta, adaleden yapılmış, göğüste iki akciğer arasına yerleşmiş bir organdır. Dört gözü olan kalp, normal bir insanda dakikada 60-80 defa atar ve her seferinde de büyük dolaşıma ve akciğere giden küçük dolaşıma kan pompalar. Kalbin sağ tarafı, oksijeni azalmış kirli kanı, sol tarafı da oksijenden zengin temiz kanı taşır.

Kalbin kendine has özel bir sinir sistemi vardır. Gerektiğinde, kendi kendine sinir sisteminin kontrolünde olmadan da çalışabilir. Kalp hayati bir organ olmakla beraber; pompa görevinden başka bir görevi de yoktur.

Kalbin çeşitli hastalıkları vardır. Bu hastalıkların bir kısmı, doğuştan olan, kalp cidarlarına, kapaklarına, bölmelerine ve kalpten çıkan büyük damarlara ait bozukluklardır. Bunların büyük kısmı çocuk doğduktan sonra teşhis edilebilir.

SAMİ YETİK, ESER, BİYOGRAFİ

SAMİ YETİK  (1878 - 1945)

Harbiye'yi bitirdi (1898) . Osman Nuri Paşa ve Hoca Ali Rıza'dan ders aldı. Baytar Mektebi'ni bitirdi (1908) . Paris'e resim öğrenimine gönderildi (1908) . Balkan ve I. Dünya Savaşlarına katıldı. Berlin ve Viyana sergilerine girdi. Balkan ve Kurtuluş Savaşlarıyla ilgili kompozisyonlar yaptı. Son derece işlek bir fırçaya sahip natürmort ve kompozisyonlarında, boya hamuruna hakim bir tutumla kullanılmış büyük zevkli tuşlar yer almıştır.


Sami Yetik - Eski Ankara'dan     26x19 cm

2 Haziran 2015 Salı

YETİŞKİNDE KABIZLIK ÇARELERİ

Öğünlerini zamanında alan normal bir insan, her sabah kahvaltıdan sonra büyük abdeste hiç zorlanmadan çıkabilir. Bu çıkma ikinci güne sarkarsa çıkış biraz sertleşebilir, fakat yine de pek sorun teşkil etmez. Eğer üçüncü güne kadar uzamışsa, tam sertleşme olur ve büyük abdestin çıkışı çok zorlanabilir. Basur memelerinin (Hemoroid) ortaya çıkması veya kanamaları da bu aşamada olur. Bu yüzden büyük abdest asla ertelenmemelidir.

Bazı insanlarda, bağırsak sinirlerinin bozukluğuna bağlı doğuştan bağırsak tembellikleri vardır. Bunlar devamlı kabızdırlar ve ilâçlardan da kolay kolay istifade edemezler.

Ateşli hastalıklarda da kabızlığa sık rastlanır. Grip gibi bir enfeksiyon hastalığı geçiren kişilerde, öğünlerin aksaması ve sürekli dinlenme hali de dışkılamanın gecikmesine ve kabızlığa sebep olabilir.


KABAKULAK KISIRLIK YAPABİLİR

Bir virüsle bulaşan bu hastalık, dünyada büyük salgınlar yapar. Hastalığa yakalananlarda kulak altında "parotis" adı verilen tükürük bezleri iltihaplanarak şişer ve ağrır. Ateş 38 dereceye kadar çıkar. Vücutta genel bir kırıklığa sebep olmaz.

Kabakulağın en büyük tehlikesi, yumurtalıklara sıçrayarak kısırlığa sebep olma ihtimâlidir. 

Kabakulaktan korunmak zordur. Hastalarla temas etmemek lâzımdır. Kabakulak aşısı, Sağlık Bakanlığı'nın çocuklar için mecburi aşı sistemine dahildir. Bir aşı, ömür boyu hastalığa karşı muafiyet kazandırır

Çocuklarda daha sık görülen bu hastalıkta, çocuklar üç hafta yatak istirahatine alınmalı ve sık sık yumurtalıkları kontrol edilmelidir. Her kabakulak hastası mutlaka kısır olmaz. Kabakulağın ilâcı yoktur. 

CELAL UZMEN, ESER, BİYOGRAFİ

CELÂL UZMEN  (D.1901 -       )

Kendi kendini yetiştiren ve bir ara Zeki Faik İzer (D.1905-Ö.1988) den ders almış bir ressamdır. Gelenekçi bir izlenimcilik anlayışındadır.

Celâl Uzmen - Köy Çevresi       61x46 cm

1 Haziran 2015 Pazartesi

KOCATEPE'DE HEYECANLI BEKLEYİŞ

Mustafa Kemal Paşa, 25-26 Ağustos gecesini Kocatepe’de geçirdi. O gece Kocatepede bulunan Osman Çavuş anlatıyor :

Gazi’nin yüzüne bakmaya korkuyorduk. En yakın dostları bile kendisine birşeyler sormaya çekiniyorlardı. Saldırı hazırlığı kesindi, fakat saldırı nerede ve ne zaman başlayacak, bunu bilen yoktu. Komutanlar hiç kimseye bir şey söylemiyor, herkesin ağzından aynı sözler işitiliyordu : “Çok yakında, zafer bizimdir!..” Ve bu sözün etkisine kapılarak günlerimizi iple çekiyorduk...

Gazi karanlıklardan korkmuyordu. Kim olduğunu şimdi hatırlayamadığım uzun boylu bir arkadaşına Gazi soruyordu:

31 Mayıs 2015 Pazar

İŞTAH AÇAN İLAÇ YOKTUR

Vücut, ihtiyaca göre iştah mekanizmasını kendi kendine tanzim eder ve ayarlar. Bu mekanizma karmaşık olup, tam olarak bilinmemektedir ve beyinde bir iştah merkezinin olduğu kabul edilmektedir. Bu merkez sindirim organlarının ve ruhi sebeplerin etkisi altında işler. Önceden yenmiş ve beğenilmiş bir yiyeceğe karşı gelişen iştah duygusuna, yoğun bir tükürük ve mide salgısı da eşlik eder. Genellikle yenen ilk lokmalar iştah açıcı bir rol oynar. Hoşa gitmeyen gıda kokusu, o yiyeceğe karşı iştahı derhal azaltabilir hattâ yok edebilir de.  

Normal bir insanın doyduktan sonra iştahı azalır. Fakat devamlı bir iştahsızlık karşısında organizmada bir rahatsızlığı düşünmek lâzımdır. Bu bozukluk, sindirim sisteminde olduğu kadar diğer sebeplerle de olur. Kansızlıklar, vitamin eksiklikleri, ateşli hastalıklar, karaciğer ve böbrek hastalıkları iştahın kesilmesine sebep olurlar. 

SAİT FAİK ABASIYANIK, HİKAYE, BİYOGRAFİ

SAİT FAİK ABASIYANIK  (1906 - 1954)

Adapazarı'nda doğdu. İstanbul Erkek Lisesi'nin onuncu sınıfından Bursa Lisesi'ne nakil oldu. Oradan mezun oldu. Bir süre Edebiyat Fakültesi'nde okudu. Babasının isteği üzerine, ekonomi tahsili için İsviçre'ye gitti. On beş gün sonra Fransa'ya geçti. Üç yıl orada yaşadı. Geri dönünce, bir taraftan hikâye yazarlığı, bir taraftan ticaret yaptı. Doğru dürüst bir meslek sahibi olamadı. Annesiyle Burgazadası'nda yaşadı. Evlenmedi de. Vefatından sonra evi müze haline getirildi. Annesi bir Sait Faik Hikâye armağanı tesis etti. Şiir, roman ve hikâye türlerinde yazılar yazmıştır. İnsanlığın çelişkileri, bunalımları, insan-doğa ilişkileri hikâyelerinin ana temaları oldu

Hikâyeleri: Semaver, Sarnıç, Şahmerdan, Lüzumsuz Adam, Mahalle Kahvesi, Havada Bulut, Kumpanya, Havuzbaşı, Son Kuşlar, Alemdağında Var Bir Yılan, Şimdi Sevişme Vakti, Az Şekerli, Tüneldeki Çocuk, Mahkeme Kapısı (Adliye röportajları)
Romanları: Kayıp Aranıyor, Medarı Maişet Motoru (1952 de Birtakım İnsanlar adıyla basıldı, fakat toplatıldı) 

30 Mayıs 2015 Cumartesi

FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA, ŞİİR, BİYOGRAFİ

FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA  (1914 - 2008)

İstanbul'da doğdu. Asker okullarında yetişti. Kuleli'den sonra Harbiye'yi bitirip piyade subayı oldu. Memleketi vazifeyle dolaştı. 15 yıl hizmet gördükten sonra, 1950 yılında önyüzbaşılıktan emekliye ayrıldı. Çalışma Bakanlığı müfettişi oldu. İstanbul Aksaray'da "Kitap" adıyla bir kitabevi açarak yayıncılık hayatına girdi. Şiirleri çeşitli dergi ve gazetelerde yayınlandı. Naaşı Karacaahmet mezarlığındadır.

Şiirlerindeki temalar; hayat, ölüm, Tanrı, zaman, düşünce-inanç-tutku çatışmaları, evrenin gizemi, insanın evrendeki yalnızlığına çözüm bulma çalışmaları olarak özetlenebilir.

ŞİİRLERİ: Havaya Çizilen Dünya, Çocuk Ve Allah, Daha, Çakırın Destanı, Taş Devri, Üç Şehitler Destanı, Toprak Ana, Kınalı Kuzu Ağıdı, Aç Yazı, İstiklâl Savaşı, Sivaslı Karınca, Anıtkabir, Âsû, Delice Böcek, Batı Acısı, Aylam, Türk Olmak, Yedi Memetler, Çanakkale Destanı, Vietnam Savaşımız, Haydi, Uzaklarla Giyinmek, Dildeki Bilgisayar, Yavaşlayan Ömür

29 Mayıs 2015 Cuma

CEVAT ÜSKÜDARLI, ESER, BİYOGRAFİ

CEVAT ÜSKÜDARLI  (1871 - 1939)

Harbiye'yi bitirdi. Hoca Ali Rıza'dan resim öğrendi. Osmanlı Ressamlar Cemiyeti'nin kurucularındandır. 1918 Viyana Sergisi'nde ilgi uyandıran bir "Büyükada" tablosu yapmıştır. Hoca Ali Rıza ve İbrahim Çallı karışımı bir izlenimciliğin örneklerini vermiştir.


Cevat Üsküdarlı - Savaş Gemisi    77x45,5 cm

28 Mayıs 2015 Perşembe

İSHALDE, AÇ KAL SUSUZ KALMA

Bağırsakların çalışma bozukluğuna bağlı günde 4-5 defadan fazla sulu şekilde çıkan dışkıya "ishal" denilir. İshallerde daima bir bağırsak bozukluğu akla gelir. Bu bozukluk ince veya kalın bağırsaktadır. Çoğu zaman ince ve kalın bağırsaklar beraber bozulurlar.

En çok rastlanan ishal şekli yaz ishalleridir. Bakterilerce bozulmuş gıdaların alınmasıyla veya soğuk algınlığıyla vücut direncinin düşmesi neticesinde bağırsaklarda mikroplar çoğalır ve faydalı bakteri florasına galip gelerek çıkardıkları toksinlerle bağırsakların normal çalışma düzenini bozarlar. Bağırsaklar da bu zararlı durumdan kurtulmak için muhtevayı sulandırarak hızla dışarı atmak isterler.

27 Mayıs 2015 Çarşamba

ENFARKTÜSE KİMLER ADAYDIR

Enfarktüs, vücuttaki bir organa ait bir kısım doku parçasının ölmesine verilen isimdir. En çok kalpte görülür. Bunun haricinde, akciğerlerde, böbreklerde de görülebilir.

Kalp enfarktüsü, kalbi besleyen ve koroner damarlar ismi verilen kalbin üzerindeki ince damarlardan birinin tıkanması ile ortaya çıkar. Tıkanan damarın kan verdiği kas bölgesinde ilk önce mikropsuz iltihabi bir reaksiyon olur ve sonra doku kangrenleşir. Kangrenleşen saha bazan çok ufak, bazan çok büyük olur ve kalp vazifesini yapamaz hale gelir.


İDRAR, GÜNDE 1,5 LİTRE NORMAL

Böbreklerin kanı süzerek yaptıkları idrarın büyük bir kısmı sudur. İçinde, başta tuzlar ve üre olmak üzere organizmaya ait çeşitli maddeler vardır. Sudan daha yoğundur ve asit bir maddedir. Yoğunluğu, alınan su ve tuz miktarına, hava sıcaklığına göre değişir. 

Normal bir insan günde ortalama 1500 cm3 (1,5 litre) idrar çıkarır. 550 cm3 ün altında veya 2000 cm3 (2 litre) ün üstünde çıkarılan idrar daima bir hastalık halini veya böbreklerde bir bozukluğu düşündürmelidir.

İdrar, idrar yolları iltihabı olmadığı müddetçe mikropsuz bir sıvıdır. Normal şartlarda berrak- limon sarısı rengindedir. Kan şekeri 180 in üstüne çıkan kişilerin idrarında glikoz artar. Albüminüri (böbreğin proteini tutamaması) durumunda da idrarda protein artışı olur ve kişi köpüklü idrar yapar. İdrara irin karışırsa rengi bulanıklaşır, kan karışırsa rengi koyulaşır. Alınan bazı ilâçlar veya vitaminler de idrarın rengini değiştirebilir. Buna ait ikaz ilâcın açıklama kâğıdında belirtilir. 

TURGUT ZAİM, ESER, BİYOGRAFİ

TURGUT ZAİM  (1906 - 1974)

Güzel Sanatlar Akademisi'ni bitirdi (1930) . Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği ile "D" Grubu'nun sergilerine katıldı. Devlet Tiyatrosunda dekoratör olarak çalıştı. Hiçbir dış etkide kalmadan, kendine özgü bir naif anlatımla, yerli folklorik bir atmosferi yansıtan kompozisyonlar yaptı. İki kez Devlet Resim Ödülü almıştır.


Turgut Zaim - Hamur Açan Kadın  92x73

26 Mayıs 2015 Salı

CAHİT SITKI TARANCI, ŞİİR, BİYOGRAFİ

CAHİT SITKI TARANCI  (1910 - 1956)

Diyarbakır'da doğdu. İlk öğrenimini doğduğu şehirde yaptı. Dört yıl Kadıköy Saint Joseph Lisesi'nde okudu. Galatasaray Lisesi'ni bitirdi. Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni tamamlamadan, Paris Siyasal Bilgiler Okulu'na girdi. İkinci Dünya Savaşı sebebiyle buradaki tahsili yarım kaldı. Türkiye'ye dönünce, Anadolu Ajansı mütercimliğinden Toprak Mahsulleri Ofisine, Çalışma Bakanlığı Teftiş Heyetine kadar çeşitli memurluklarda bulundu. 1954 yılı ocak ayında beyin damarlarındaki tıkanma yüzünden felçli yatalak hasta oldu. Tedavi için götürüldüğü Viyana'da iki sene sonra vefat etti. 

Şiirleri, hikâye ve tercümeleri vardır. Lise yıllarında yazdığı ilk şiirleri, "Muhit", "Servet-i Fünun", "Uyanış" dergilerinde yayınlandı. Şiirlerinde aşk, güzellik, yalnızlık ve ölüm gibi temaları işledi. 1946 yılında Cumhuriyet Halk Partisi'nin açtığı yarışmayı "Otuz Beş Yaş" şiiriyle kazandı.

Şiirleri: Ömrümde Sükût, Otuz Beş Yaş, Düşten Güzel, Sonrası, Ziya'ya Mektuplar 

ATATÜRK İLE DÜELLO İSTEDİ

Ahmet Rüstem (Alferd) Bey, Milli Mücadeleye katılmak üzere Ankara’ya gelmiş ve bir ara Dışişleri Bakanlığı’na vekillik de yapmıştı.

Bir gece Genel Kurmay’da Atatürk’ün sofrasında, Bakanlar ve bazı Milletvekilleri ile komutanlar bulunuyordu. Sofrada bulunan Ahmet Rüstem Bey, “yemek bitti zannıyla” sigara yaktı. Halbuki yemek sonunda tatlı vardı. Bu sebepten olsa gerek Atatürk :

“Sigara için acele etmeyelim” dedi

Bunun üzerine Ahmet Rüstem Bey sigarasını söndürdü ve yemekten sonra da odasına çekildi. Bir müddet sonra, bir subayla Atatürk’e mektup gönderdi. Mektubunda, “Herkesin içinde ‘sigara için acele etmeyelim’ demekle, sigarayı söndürmeye zorladığından dolayı onurunun kırıldığını” öne sürüyor ve  “Atatürk’ün bu hareketine tahammül edemiyeceğinden dolayı, kendisini düelloya davet” ediyordu. “Şu sıralar Atatürk’ün Milli Mücadele işinin başında olması sebebiyle, düelloyu bu işin sonuna bırakabileceğini” de yazmıştı.

25 Mayıs 2015 Pazartesi

CELAL UZEL, ESER, BİYOGRAFİ

CELÂL UZEL  (1901 - 1965)

Öğretmen Okulu öğrenimi görmüş, kendi kendini yetiştirmeye çalışmıştır. Bizde görülen, bir çeşit gelenekçi izlenimciliği sürdürmüştür.


Celâl Uzel - Süleymaniye Camii   46x38 cm

24 Mayıs 2015 Pazar

ZİYA OSMAN SABA, ŞİİR, BİYOGRAFİ

ZİYA OSMAN SABA  (1910 - 1957)

İstanbul'da doğdu. Galatasaray Lisesi'nde okudu. Cumhuriyet gazetesi muhasebe bölümünde çalışırken Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Ankara'da kısa bir süre Emlâk Bankası'nda çalıştı. Sonra İstanbul'a geldi ve Milli Eğitim Basımevi Tashih Bürosu Şefi oldu. Kalp krizi geçirdi ve oradan ayrılarak "Varlık" dergisine girdi. Tekrar kalp krizi geçirerek İstanbul Kadıköy'deki evinde vefat etti. Şiir ve hikâye türünde eserler vermiştir. Şiirlerinde, çocukluk ve gençlik hatıralarına bağlılığı ve küçük mutlulukları işledi.

Şiirleri: Sebil Ve Güvercinler, Geçen Zaman, Nefes Almak
Hikâyeleri: Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi, Değişen İstanbul 

HİSTERİ, KADINLARDA FAZLADIR

Ruhi bir bozukluktur. Sebebi kesin olarak bilinmemekle birlikte, genetik (İrsi) olduğu tahmin edilmektedir. Çoğunlukla kadınlarda görülür. Özellikle yumurtalık hastalıkları olanlarda sıklığı dikkati çeker. Erkeklerde daha azdır, fakat şiddetlidir.

Histerik olanlar, bayılma taklidi yaparlar, kendilerini yerlere atarlar ve başkalarının dikkatini çekmek için ne mümkünse yaparlar. Dedikodudan ve başkaları ile meşgul olmaktan ve onlara zarar vermekten hoşlanırlar. Her renge, her kılığa girebilirler ve ikna kabiliyetleri yüksektir.

Kültür yapısının histeriklerde hiç bir etkisi yoktur. Bilâkis çevreyi daha kolay istismar ederler. Sıkışınca ağlarlar veya bayılırlar. Cinsel hayatları düzensizdir ve kolay tatmin olmazlar.

Tedavisi, ruh hastalıkları mütehassısının işidir. 

HİPOKRAT PARMAĞI, TEŞHİS VERİSİ

Hipokrat Parmakları
Bazı hastalıklarla beraber görülen parmak şekillerindeki bozukluktur. Parmakların uç boğumları şişerek trampet çubuğuna benzer hale gelirler. Tırnaklar düzleşir.

Bu durum, müzmin kalp ve akciğer hastalıklarında, doğuştan kalp bozukluklarında, "endokardit" hastalığında ve bazı karaciğer hastalıklarında görülebilir.

Tıpda teşhis için değerli bir veridir.

HİPERTROİDİ (Tiroidin Çok Çalışması)

Tiroid bezinin fazla çalışması neticesinde ortaya çıkan bir hastalık halidir. Kana karışan tiroid hormonları fazla olduğu zaman vücut metabolizması artar. Aşırı terleme, heyecan, acelecilik, ellerde ve göz kapaklarında titreme, zayıflama, kalp çarpıntısı, uykusuzluk gibi ârazlar ortaya çıkar.

Hipertiroidi genel olarak hamilelikte veya büyük bir üzüntü ve heyecandan sonra başlar.

Basedow- Graves hastalığı hipertiroidin özel bir şeklidir.

Tedavi için, istirahat, müsekkinler ve iyot damlaları iyi gelir. Tiroid bezinin çalışmasını frenleyen ilâçlar metabolizmayı derhal düşürür. Bu ilâçlar, ancak hekim kontrolünde kullanılabilir ve sık sık beyaz kan hücrelerinin sayımının yapılması gerekir.

SAİP TUNA, ESER, BİYOGRAFİ

SAİP TUNA  (1904 - 1969)

Sanayi-i Nefise Mektebi'nde iki yıl çalıştıktan sonra, Almanya'da Hoffman'ın yanında ve Paris'te Jullian Akademisi'nde öğrenimini tamamladı. Ancak çalışmaları kartpostal bir sevimlilik ötesine geçmedi.

Saip Tuna - Yörük Güzeli    70x60 cm

23 Mayıs 2015 Cumartesi

MELİH CEVDET ANDAY, ŞİİR, BİYOGRAFİ

MELİH CEVDET ANDAY  (1915 - 2002)

İstanbul'ludur. Orta tahsilini Kadıköy ve Ankara'da yaptı.  Bir süre Belçika'da kaldı. Dönüşte, Milli Eğitim Bakanlığı yayın müşavirliğine tayin edildi. Sonra İstanbul'a gelerek bir müddet gazetecilik faaliyetinde bulundu. Akşam ve Tercüman 
gazetelerinde, sanat sayfası yöneticiliği ve deneme yazarlığı yaptı. Belediye Konservatuarında Tiyatro Tarihi öğretmenliği yapmıştır. Orhan Veli Kanık ve Oktay Rifat'la beraber "Garip" akımının kurucusudur.

Şiirleri: Rahatı Kaçan Ağaç, Telgrafhane, Yan Yana, Kolları Bağlı Odysseus, Göçebe Denizi Üstünde, Ölümsüzlük Ardında Gılgamış
Piyesleri: İçerdekiler, Mikado'nun Çöpleri
Romanları: Aylaklar, Gizli Emir, İsa'nın Güncesi
Denemeleri: Doğu-Batı, Yeni Tanrılar

YÜKSEK TANSİYON, DÜŞÜK TANSİYON

YÜKSEK TANSİYON (Hipertansiyon)

Tansiyonun 16 dan fazla çıktığı hallere "yüksek tansiyon" hastalığı denilir. Normal bir insanın tansiyonu 10 ile 15 arasında, günün şartlarına, yorgunluğa ve istirahate göre değişir. Fakat daha fazla tansiyon yükselmesi normal değildir.

Tıpda tansiyon sebepleri iki grupta toplanır. Birinci grup; Kalbin aort kapağı yetmezliklerinde, "cushing" denilen böbrek üstü bezi hastalığında, tiroid bezinin fazla çalıştığı hallerde, böbrek hastalıklarına bağlı olan tansiyon yükselmeleri. Bunlar gerçek birer tansiyon hastalıkları değildir. Tansiyon yükselmelerine sebep olan hastalıklar tedavi edildiklerinde, yüksek tansiyon da kendiliğinden normalleşir. Özetle; sebebinin ne olduğunun iyi teşhis edilmesi gerekmektedir.


BANDIRMA GEMİSİYLE SAMSUN'A ÇIKIŞ

12Mayıs 1919 günü Mustafa Kemal Paşa’nın Şişli’deki evine gittim. Heyecan içindeydim. “Paşam” dedim.

Sizin Müfettiş olarak Anadolu’ya gideceğinizi öğrenmiş bulunuyorum. Ben de sizinle beraber gelmek istiyorum. Müsaadelerinizi istirham edeceğim.

Bir an durdu, düşünceli bir tavırla yüzüme baktı.

“Gerçek amacımızın, millet ve memleketi boyunduruk altından kurtarmak olduğunu biliyorsun. Yapmak istediğimiz işin büyüklüğünü bile bile böyle konuşman beni çok memnun etti... Ama iyi düşün Hikmet!. Bu çok büyük, fakat çok tehlikeli bir iştir. Bu işin ucunda başarılı olmak kadar ölmek de var.” dedi.