9 Temmuz 2015 Perşembe

CHARLES CHAPLİN (ŞARLO)

1889  yılında İngiltere'nin Londra şehrinde doğdu. Uzun süre Amerika'da kaldı. Annesi ve babası müzikhol sanatçısıydı. Şarlo'nun doğumundan bir yıl sonra anne ve babası ayrılmışlardır. Üvey abisi vardı. Babası 37 yaşında alkolik biri olarak öldü. Annesi sağlık sebebiyle işinden oldu. Evde sürekli sefalet içinde kaldı ve parasızlık çekti. Bu durum anneyi bunalıma sürükledi ve akıl hastanesine kapatıldı. Şarlo dört evlilik yaptı. 

Şarlo, mim sanatına olan yeteneği ve mizah gücü sayesinde ün kazandı. Gülünç olanı, heyecanı ve şiirselliği sanatkârane bir ustalıkla filmlerinde bir araya getirdi. Sessiz filmlerini seyredenler, espritüelliği karşısında kahkahaya boğulurken zaman zaman da hüzünlendiler. O kederli bir komikti. Şarlo 88 yaşında İsviçre'de öldü.

AUGUSTE COMTE NE DEDİ

1798 yılında Fransa'nın Montpellier şehrinde doğdu. Katolik hristiyan bir aileden gelmedir. Pozitivizmin kurucusudur. 59 yaşında ölmüştür.

Auguste Comte (ogüst kont) yaşadığı yıllarda, içinde bulunduğu topluma özetle şu felsefi fikirlerini açıkladı:

"Pozitif; göreli, gerçek, faydalı, kesin, açık ve organik olanı gösterir. Mutlak, hayâli, belirsiz, kesinlikten uzak olana karşıdır. Teolojik durum doğayı tanrılarla doldurdu. Sonra çok tanrıcılık ve tek tanrıcılık şeklinde uzadı. Dogmatik ve muhafazakâr olan teoloji, ilerleme kabiliyetinden yoksundur. Pozitif durum, olgular arası kanunları, onların arasındaki sabit ilişkileri bilim yardımıyla araştırmakla yetinen durumdur. Olgunlaşan bilim, ona bağlanan ümitleri haklı çıkarmaktadır."

8 Temmuz 2015 Çarşamba

CUMHURİYET ALGISI

Türkiye'de cumhuriyet, Batı'daki mânâsından farklı olarak; çağdaşlaşma, modernleşme ve gelişmeyle eş anlamlı olarak anlaşıldı. Atatürk devrimlerinin temeli ve yol göstericisi rolü üstlendi. Bunun dışında başka hiçbir rolü olamayacağı vurgusu yapıldı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi 23.4.1920 de açıldı ve 29.10. 1923 ' de Cumhuriyet ilân edildi. 1950 yılına kadar tek parti ile idare edildi (27 yıl) . 

Cumhuriyet Halk Partisi, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'ndeki komünist parti benzeri bir işlev gördü. CHP' nin il ve ilçe temsilcileri, bulundukları il ve ilçenin en yüksek mülki âmirleri oldular. Ayrıca CHP, devletin üst kademelerine en yetkili parti yöneticilerinin getirilmesini teşvik etti.

1924 yılında yapılan Teşkilât-ı Esasiye Kanunu (anayasa) ile cumhuriyetin asıl mânâsı olan çok partili demokratik sisteme geçilmesi; CHP ve asker ile birlikte yürümekte olan rejimi epeyce sıkıntıya soktu. 10 sene süren Demokrat Parti iktidarı 27.5.1960 yılında askeri bir ihtilâl ile devrildi. CHP + Asker bir bütün teşkil ediyordu. 

Çok partili hayata devam edilmeye çalışıldı. Devrilen Demokrat Parti'nin yerini Adalet Partisi aldı. 12.9.1980 yılında yine asker bir ihtilâl daha yaptı. Bu defa CHP ile bir işbirliğine gitmedi. Aksine diğer partilerle beraber CHP' yi de kapattı. Atatürk milliyetçiliğini pekiştirdi. Cumhuriyet algısının Batı'daki anlamını taşıması uzun yıllar alacaktı.

7 Temmuz 2015 Salı

BİLİME ADANMIŞ AİLE

Pierre Curie
Pierre Curie, bilimi çok seven hekim bir babanın 2. oğlu olarak 1859 yılında Paris'te doğdu. 20' li yaşlarda iken, "kızılötesi" ışınların dalga boylarını ölçmekle araştırmaya başladı. Kristallerde "piezo elektrik" keşfini ve zayıf elektrik akımını ölçme aleti geliştirdi.

Karısı Marie Sklodowska ise, 1867 ' de Polonya Varşova'da doğdu. Babası fizik öğretmeni, annesi de bir kız okulunun müdiresiydi. Dört çocuklu bir ailenin kızıydı. Marie 17 yaşındayken özel dersler vermeye başladı. Polonya'da kızlar yüksek öğretime kabul edilmedikleri için Paris'e yüksek öğrenime gitti. Fizik ve matematik lisans diploması aldı. 
Marie Curie

Marie ilk araştırmasını; su verilmiş çeliğin manyetik özelliklerini inceleme konusunda yaptı. 28 yaşındayken Pierre ile evlendi. Marie fizik öğretmeni oldu. Çiftin İrene adlı kızları dünyaya geldi. Bundan sonra Curie çifti hayatlarını araştırmaya verdiler. İlk keşfettikleri elemente Marie'nin doğum yeri olan Polonya'ya atfen "polonyum" dediler. Daha sonra "radyum"u keşfettiler.

Pierre 47 yaşındayken yolda bir yük arabasının çarpması neticesi öldü. Karısı Marie, yaptığı araştırmalar esnasında aldığı yüksek dozlu radyoaktivite sebebiyle kansere yakalandı ve 67 yaşında öldü. Kızları İrene de uzun zamandan beri annesinin asistanlığını yapıyordu. O da fizik araştırmacısıydı. İrene de çalışmalarda aldığı radyasyondan lösemi oldu ve 60 yaşında öldü.

6 Temmuz 2015 Pazartesi

ÇAY RİZE'Yİ SEVDİ

Günlük hayatımızın vazgeçilmez içeceği çayın tarihine bakarsak milâttan önce 2737  yıllarında Çin'de bulunduğunu öğreniyoruz. Çay bitkisinin anayurdu Çin ve Hindistan'dır. 

Türkiye'de ilk yetiştirme denemesi; 1878 yılında Japonya'dan getirtilen tohumlarla Bursa civarında yapıldı, fakat çay bitkisi yerini sevmemiş olacak ki başarılı olunamadı. 

Daha sonra yapılan araştırmalarla çayın Rize ve Artvin yörelerinde yetişebileceği anlaşıldı. 1924 yılında çıkarılan kanunla halk, çay bitkisi yetiştirmeye teşvik edildi.

Siyah çay, yaprakların mayalanmasıyla oluşur. Yeşil çayda mayalama işlemi yapılmaz. Yapraklar kurutulur, kıvrılır ve mayalanır. Mayalama işlemi; yüzde 95 nemli ortamda 27 derecede 1 ila 3 saat bekletme işlemidir. Mayalamadan sonra son kurutma yapılarak ince veya kalın doğranma işlemine girer.

Çay içindeki tein maddesiyle sinirleri uyarıcı etkiye sahiptir.  

5 Temmuz 2015 Pazar

SEPTİSEMİ ÖLÜM GETİREBİLİR

Septisemi, mikropların kana karışarak bütün vücuda yayıldığı ağır bir hastalık durumudur. Vücuttaki herhangi bir apseden veya başka bir sebeple kana geçen bir miktar mikrobun kanda hızla üremesi bu hastalığa sebep olur. Çok yüksek ateş ve hastanın bitkinliğiyle kendini belli eder. Genel durum derhal bozulur ve hasta dalgınlaşır. 

Bu hastaların kanlarında mikropları tespit etmek mümkündür. Beyin, kalp, karaciğer, böbrek gibi organlara yerleşen mikroplar öldürücü apselere sebep olurlar.

Tedavi için antibiyotikler tatbik edilir. Mikrobun tipi hemen tespit edilirse, tedavi daha isabetli olur. Gerektiğinde, etkili olan antibiyotik yüksek dozlarda damarlardan verilir. Dikkatli bir uzman hekim tetkik, takip ve tedavisi icap ettiren bir hastalık hâlidir.

SEDEF YILLARCA SÜRER

Her yaşta ve cinste görülen sedef hastalığının sebebi belli değildir. İlk önce eklem bölgelerinde kızartı ve sedef şeklinde kabuklanmalarla başlayan bu hastalık ilerledikçe bütün vücudu sarar. Yüze ve saç diplerine kadar yayılır. Deri sertleşir ve pul pul dökülür. Vücutta başka bir rahatsızlığa sebep olmaz. Senelerce süren bir hastalıktır. Çok ilerlediği hallerde kalbe ve karaciğere de zarar vermeye başlar.

Kesin bir tedavisi yoktur. Stresten uzak bir hayat, "A, D, C" vitaminleri, kortizonlu ilâçlar, bazı özel deri merhemleri iyi gelir. Bazı hastalar güneşten istifade ederken; bazıları ise daha da kötü olur. Baharlı, biberli, mayalı gıda ve içkiler, üzüntü, sinir bozuklukları hastalığı azdırır. 

Sabırlı olmalı ve hastalığın hangi hallerde ilerlediğini iyi bilmeli ve ona göre davranmalıdır. Zaman zaman cilt mütehassısına görünerek hastalığın tedavisi için yeni bir program olup olmadığını öğrenmek lâzımdır.  

SARA HASTALIĞI (Epilepsi)

Sara, doğuştan veya bir kafa iltihabı, menenjit, kafa çarpmaları sonunda meydana gelen ve bayılma ile kendisini gösteren bir hastalıktır. Bayılma krizleri bazan her gün, bazan haftada, ayda bir gelir. Sıcak hava, alkol, üzüntü bayılma krizlerini davet edebilir. Kriz geldiği zaman hasta kendisinde bir fenalık hissi duyar, midesi bulanır, başı döner ve vücudu kasılır. Birkaç dakika sonra kendini kaybeder, yere düşer. Düştüğü yeri bilmez. Suya, ateşe, uçuruma bile düşebilir. Hastanın dişleri kilitlenir (bu arada dilini ısırabilir) , ağzından köpüklü salyalar gelir.

Bu durum 15-20 dakika kadar sürer. Gözleri kapalıdır. Daha sonra agresif veya sakin bir şekilde ayılır. Agresif ayılmada elbiselerini yırtar ve saldırgan olabilir. Daha sonra kendisi
bitkin durumda olduğundan istirahate çekilir.

SALPENJİT KISIRLIK YAPAR

Salpenjit, kadınlarda yumurtalıkları rahime bağlayan kısımların (fallop boruları) iltihabına verilen isimdir. Sadece fallop borularının etkilenmesi enderdir. Çoğunlukla yumurtalıkların iltihabıyla beraberdir. Çok sık görülen bir rahatsızlıktır. Bilhassa evli ve doğum yapmış kadınlarda çok sık görülür. Loğusalık ateşinden (loğusa humması) sonra yada düşük sonrasında gelişir. Kirli ve evde yapılan doğumlar, kürtajlar bu hastalığa kolay sebep olurlar.

Bunun haricinde, akciğerlerden veya üriner sistemden kan yoluyla gelen mikroplar da salpenjit yapabilirler. Bu enfeksiyona sebep olan mikroplar stafilokok, streptokok, gonokok ve tüberküloz basilleridir.

Bu iltihaplı hastalık, kokulu akıntı ve kasıklarda sancılara sebep olabilir. Vücutta romatizma ve kansızlık gibi hastalıklara da meydan hazırlar. Uzun süren salpenjit, kısırlıkların da bir sebebidir. Zamanında tedavi için bir kadın-doğum uzmanına müracaat etmek gerelir.

SITMA KANSIZLIK YAPAR

Sıtma geçmiş yıllarda, memleketimizde büyük tahribat yapmış bir hastalıktır. Diğer adı "malarya" dır. Sivrisineklerle bulaşır. Bataklık bölgelerinde salgın şeklindedir. Sivrisineklerin "anofel" denilen türünün bulaştırdığı hastalıktır ve "plazmodium" adı verilen bir kan paraziti ile meydana gelir. Sıtmalı kişilerden bu paraziti alan sivrisinekler, sağlam insanları sokarak bulaştırırlar. Bu parazitler insanın kanında alyuvarlarda çoğalarak onları parçalarlar ve buradan dağılan yeni parazitler yeniden sağlam hücrelere musallat olurlar. Böylece devamlı bir kan tahribatı vardır. Hastalar süratle kansız ve halsiz bir duruma düşerler. 

Parazitler hücreyi parçalayıp kana karıştıkları zaman birden titreme ve ateş yükselmeleri olur. Parazitin cinsine göre ateş, iki veya üç günde bir kendisini gösterir. Birkaç saat devam eder ve kendiliğinden düşer. Sıtmalı insanın dalağı ve karaciğeri büyür. Küçük çocuklarda gelişime engel olur. Vücudu kansız bıraktığı için diğer hastalıklara zemin hazırlar. Karaciğer sirozuna sebebiyet verebilir.

Sivrisineklerle mücadele edilmelidir. Civarda bataklık varsa kurutulmalı, çevre ilâçlanmalıdır. Sıtma hastalığının, bir hafta süreyle ve günde üç adet alınan "kinin" ilâcıyla tedavisi mümkündür.  

SAĞIRLIK

Sağırlık bazan doğuştan irsi bir hastalık şeklindedir. Çoğu zaman sonradan meydana gelir. Sağırlığa en çok ileri yaşlarda rastlanır. Genç yaşta görülen sağırlık, geçirilen bir kulak iltihabına veya kulak zarının yırtılmasına sebep olan kazalara bağlıdır. Yaşlılarda sağırlık daha çok kulak zarının kireçlenmesi ve kulak kemiklerinin hareket kısıtlılığıdır. Bu çok yavaş ilerleyen bir sağırlıktır. Bazı sağırlıklar da kulak normal olduğu halde sinirsel sebeplere bağlıdır. 

KBB (Kulak, Burun, Boğaz) mütehassısına baktırmak gerekir. Sağırlığın sebebi vaktinde tespit edilirse ilâçla veya ameliyatla düzeltilebilir. 

SAFRA KESESİ HASTALIKLARI

Karaciğerin altında bulunan ve karaciğerin yaptığı safrayı depo eden safra kesesi, vücudumuzun önemli bir organı olmamakla beraber; hastalıklarıyla çok rahatsızlık verir. Karnın sağ tarafında ve kaburga kemiklerinin altında bulunan safra kesesi, çok çabuk iltihaplanan bir organdır. Aynı zamanda çok çabuk taş yapan organlardan biridir. Safra kesesi iltihapları ve taşları şiddetli, tahammül edilemez ağrılara ve ateşe sebep olur. Sancıları böbrek sancıları gibi dayanılmazdır. Sancılar sağ omuza doğru yayılırlar. Ayrıca şiddetli bulantı ve kusmalara sebep olurlar.

Safra iltihapları ve safra tembellikleri devamlı hazımsızlığın, mide bozuklularının ve gastritin bir sebebidirler. Şişman insanlarda safra kesesi tembelliklerine daha sık rastlanır ve tembelleşmiş keseler çabuk iltihaplanarak taş yaparlar. Taşın safra kanalını tıkadığı hallerde "sarılık" ortaya çıkar. Taş aynı zamanda safra kesesinde kanserin ortaya çıkmasına sebep olan faktördür.

Safra kesesi rahatsız olanlar, baharlı ve biberli, tavada kızarmış yemekleri yemekten çekinmelidirler. Yumurta, çikolata çok dokunur. Şişman kişi zayıflarsa, kesenin tembelliği azalır. Safra kesesi iltihapları için antibiyotikler kullanılır. Ayrıca keseyi çalıştıran ve boşaltan ilâçlar da vardır. Taş olmuşsa mutlaka ameliyat olunmalıdır.

4 Temmuz 2015 Cumartesi

HAD VE MÜZMİN ROMATİZMA

Akut (had) Romatizma:

Dünyada çok önemli hastalıklardan biridir. Sinsi ve tahripkâr bir hastalık olduğundan daima endişe vericidir. Boğazda veya vücudun herhangi bir yerinde "hemolitik streptokok" ismi verilen mikropların üremesinden ve bunların çıkardıkları zehirlere karşı vücutta meydana gelen bir alerjik durum neticesinde ortaya çıkar. Sık sık bademcik iltihabı olan çocuklarda ve gençlerde sık görülür.

Boğaz iltihabından bir müddet sonra kol ve bacak eklemlerinden birinde ağrı ve şiş başlar. Ateş yükselir, sonra bütün eklemlere sıçrar. Hasta kol ve ayaklarını oynatınca çok acı çeker. Bu hastalığın en büyük tehlikesi 25 yaşına kadar kalbi tutması ve tahriplere sebep olmasıdır. Kalpten sonra en çok beyni ve diğer bütün organları tutabilir. Zamanında tedavi edilmezse büyük zararlara sebep olabilir.

Bazan sinsi seyreden romatizma ilk belirtisini bir kalp bozukluğuyla verir. Geçer gibi görünen bu hastalık zaman zaman alevlenir ve yeni tahripler yapar. Bu hastalığa yakalananları yıllarca ve dikkatle izlemek gerekir.

DALTONİZM (Renk Körlüğü)

Bazı kişiler bazı renkleri göremezler ve renkleri birbirinden ayıramazlar. Bu bozukluk doğuştan olan genetik (irsi) bir göz hastalığıdır. Renk körlüğü olan bir kısım kimseler kırmızı-yeşil, bir kısmı da sarı-maviyi göremezler. Bu hastalığı ilk defa Dalton tarif ettiğinden renk körlüğüne "daltonizm" adı verilmiştir. 

Zararlı ve tehlikeli bir hastalık değildir. Hiç bir tedavisi de yoktur. Ömür boyu devam eder. Yalnız bu gibi şahıslar renkleri fark edemedikleri için bazı işlerde çalışamazlar. Araç kullanmaları da risklidir. Renk körlüğü çoğu zaman ehliyet almak için yapılan sağlık muayenelerinde farkedilir. Renkli noktalarla hazırlanmış şekilleri veya rakamları ayıramazlar.  

RAŞİTİZM "D" VİTAMİN AZLIĞI

Küçük çocuklarda "D" vitamini eksikliğine bağlı bir hastalıktır. Bu vitaminin eksikliğinde, kemikler zamanında kireçlenip kalsiyumu tutamazlar ve kemikler yumuşak kalır, eğrilir. Aynı zamanda raşitik çocuklarda büyüme noksanlığı da vardır. Bilhassa bacak kemikleri çarpılır. Göğüs kemiklerinde tespih taneleri gibi şişlikler meydana gelir. Kafa kemikleri kıkırdak şeklinde kalır ve bıngıldak kapanmaz. Göz beyazları kalsiyum noksanlığından gök mavisi rengindedir. 

Bu çocuklar devamlı huzursuzdurlar ve ağlarlar. İştahları kesilmiştir. Hastalık zamanında teşhis ve tedavi edilmezse; çocuklar kısa boylu, çarpık kemikli kalırlar. Yetişkinlerde ise; "D"vitamini eksikliği "osteomalazi" hastalığı denilen, kemiklerde yumuşama ve eğrilme durumuna yol açar.

"D" vitamini ve güneş banyoları hastalığı derhal önler ve bütün bozukluklar düzelir. Çocuklara kalsiyumca zengin süt, yumurta gibi gıdaları vermek, kalsiyumlu iğneler yapmak faydalıdır.

PROSTAT ERKEĞİN DERDİ

Erkeklerde idrar kesesinin altında bulunan ve bir kestaneye benzeyen prostat bezi, meninin sulanmasını temin eden salgısıyla cinsi organların bir parçasıdır. İdrar yolu tam bu bezin ortasından geçer ve bezden buraya kanallar açılır. Belsoğukluğu veya idrar yolu iltihapları kolayca prostat bezini de iltihaplandırırlar. İltihapları çok sancılıdır ve idrar sonunda akıntılara sebep olur.

Yaşlılarda prostat bezi büyür ve fonksiyonu da azalır. Büyümekle idrar yolunda darlığa sebep olur. Bazan tamamen idrar yolunu tıkar ve idrar yapmaya engel olur. Bu durumda hastalar idrarın mesanede birikmesiyle şiddetli ağrılar duyarlar. Yaşlılarda tıkanmaya sebep olan en önemli prostat hastalığı kanserleri ve tümörleridir. İlerlemiş vakalarda bel kemiğine atlama ihtimâli vardır.

Prostat iltihapları (prostatit) antibiyotiklerle tedavi edilirler. Büyümeleri veya tümörleri ameliyatı icap ettirir. Bu bezin kanserleri çok yavaş geliştiklerinden erken teşhis ile tamamen kurtulmak mümkündür.

TER VE İDRAR PİŞİKLERİ

Pişik daha çok çocuklarda ve şişman insanlarda görülen bir hâldir. Apış aralarında, memelerin altında, koltuk altlarında meydana gelir. Deri kızarır, yanar ve kaşınır. Çok rahatsız olan bebekler durmadan ağlarlar. Bebeklerde sebep, idrarlı veya kakalı bezlerin uzun zaman çocuğun altında kalması ve cildini tahriş etmesidir. Büyüklerde pişiklerin sebebi, terleme ve pişik olan bölgelerin havasız kalmasıdır. Pişiklerin çaresine bakılmazsa, derinin kaşınmayla hırpalanması sonucu yaralara sebebiyet verilebilir.

Kapalı ve havasız bölgelerin sık sık yıkanmaları ve hava alacak şekilde bir müddet açık tutulması lâzımdır. Pişik bölgeleri yıkandıktan sonra ince tabaka "% 10 çinko oksitli krem" sürülür (eczanede mevcut) . Çinko oksitli krem kızartı ve kaşıntıyı kısa zamanda giderir.

3 Temmuz 2015 Cuma

POTT SAKAT BIRAKIR

Pott, tüberküloz mikrobunun bel kemiğinde yaptığı bir hastalıktır. Çocuklarda ve gençlerde çok görülür. Yavaş ilerleyen ve çoğu zaman sadece bel ağrısına sebep olan, fakat sonunda kamburluk yaparak sakat bırakan bir hastalıktır. Yakaladığı omurga kemiklerinin bir veya ikisini tahrip eder ve eritir. Röntgenle kolayca teşhis konulur.

Devamlı bel ağrısı duyan ve belinde bir çıkıntı görülen, zayıf, soluk, hafif ateşli çocuk ve gençlerde hemen bu hastalığı düşünmek lâzımdır. Hasta, ortopedist tarafından alçıya alınır ve uzun istirahate tâbi tutulur. Ayrıca antibiyotik ve diğer tüberküloz ilâçları tatbik edilir. Erken tedavi ile hasta tamamen iyi olma şansına sahiptir.

PERİKARDİT KALBİ BASKILAR

Kalbin üzerini saran zarların iltihaplanmasına "perikardit" denilir. Bu iltihaplanmanın çoğu sebebi, romatizma veya tüberküloz basilidir. Akut perikarditlerde kalp zarları ile kalp arasında su toplanır ve kalbe baskı yapar. Müzmin perikarditte kalp zarları kireçlenir, bazan kemik gibi sertleşip kalbe baskı yaparlar. Neticede kalp rahat çalışamaz ve kalbe ait sorunlar başlar. Nefes darlıkları, çarpıntı, morarma, yüz ve bacaklarda şişme, karında su toplanması gibi şikâyetleri başlar. İltihap sebebiyle göğüste şiddetli ağrılar olur. Perikardit daha çok gençlerde görülen bir hastalıktır. 

Akut perikardit tedavisi; antibiyotiklerle ve uzun bir iğneyle göğüsten girilerek kalbin etrafında baskı yapan suyun alınmasıyla yapılır. Müzmin perikarditler için ameliyat şarttır.

SİGARA İLE HAYAT ZOR

Dünyada yaygın bir alışkanlık olan sigara tiryakiliği, birçok hastalıkların sebebi olarak görülmektedir. Alışkanlık meydana getirdiği için terkedilmesi güç olmaktadır. Bu yüzden hiç başlanmaması gerekir. İrade gösterip sigarayı bırakanların bir çoğu tekrar geri dönüş yaparlar. 

Her şeyden evvel sigarayı devamlı içenlerde, müzmin sigara bronşitleri olur. Bu şahıslar her sabah öksürerek balgam çıkarmaya ve ciğerlerini temizlemeye çalışırlar. Damar sertliğinin meydana gelmesinde de sigaranın payı olduğu düşünülür. "Bürger" hastalığı denilen ayak damarlarının tıkanmasında sigaranın rolü büyüktür. Sigara midede gastrite sebep olur. Kalbin koroner damarlarında daralmalara sebep olur. Akciğer ve mide kanserlerinde sigara birinci sebep olarak ileri sürülmüştür.

2 Temmuz 2015 Perşembe

SİROZ KARACİĞERİ BİTİRİR

Siroz karaciğerin bir hastalığıdır. Bu hastalığa yakalanan karaciğer, önce şişer ve büyür, sonra da sertleşerek küçülür. Bu organın vazife gören bütün hücreleri tamamen tahrip olur. Bu tahrip yavaş yavaş meydana gelir. Hastada iştahsızlık, etlere karşı tiksinti, adalelerde erime başlar. Karında su toplanır ve hasta iştahsız olduğu halde kilo aldığını zanneder. Karın giderek şişer ve deride damarlar belirmeye başlar. Dil, çiğ et rengini alır, kırmızılaşır. Yüzde ve boyunda âdeta örümcek ağına benzeyen ince ve kılcal damarlar ortaya çıkar. Avuç içinde kırmızı lekeler oluşur. Halsizlik git gide artar, bağırsaklarda fazla gaz toplanır. 
Hastalığın çok ileri zamanlarında "sarılık" başgösterir ve hasta ağır karaciğer yetmezliğinden komaya girer. Bazan ağızdan ve makattan kanamalar olur.  

Siroz, yavaş yavaş öldüren bir hastalıktır. Meydana gelmesinde çeşitli sebepler rol oynar. Başta alkol olmak üzere, çeşitli karaciğer iltihapları, vitamin eksiklikleri, sıtma tehdidi bu sebepler arasındadır.

Hastane tedavisi gerektiren bir hastalıktır. Dikkatli bir muayene ve tetkikten sonra teşhis konulur. Karaciğerin vazife yapma kabiliyeti ölçülür ve ona göre diyet ya da ilâç verilir. Alkol, yorgunluk çok zararlıdır. Hastaların bol vitamin almaları lâzımdır. Yağlı ve hazmı zor yiyecekler yasaklanır. Karaciğer iflâh olmaz bir vaziyette, kişiyi ölüme doğru sürüklüyorsa; organ naklinden başka çare yoktur.

SİYATİK SİNİRİ AĞLATIR

Kökü bel kemiğinden çıkan ve her iki bacağın ayak topuğuna kadar uzanan büyük sinirlere "siyatik" siniri denir. Bu sinirin herhangi bir sebeple iltihaplanmasına, tahriş olmasına ve bunlara bağlı ağrılara halk arasında siyatik hastalığı denilir. Esasen böyle bir hastalık yoktur. Siyatik sinirinin hastalanması vardır.

Siyatik sinirinin hastalanmasında en çok sebep olan romatizmadır. Bel kemiği bozukluklarında, kadınlarda yumurtalık kisti veya tümörü bulunanlarda, kalçaya yapılan enjeksiyonlardan sonra siyatik siniri tahriş olabilir. Ağrısı çok tipiktir. Kalçadan topuğa kadar, bir hat tarzında ağrı vardır. Hareketle bu ağrı çok artar. Siyatik sinirinin üzerine basıldığı zaman şiddetli ağrılar oluşur. Hastalar ağrıdan korkarak bacaklarını oynatmak istemezler. Bu ağrılar bazan kişiyi ağlatır.

Ağrıyan siyatik sinirinin köküne, uyuşturucu ilâçlar enjekte edilir. Ağızdan alınan ağrı kesiciler de siyatik ağrısını kısmen hafifletirler. Siyatik sinirini tahriş eden ve iltihabına sebep olan esas sebebi tespit ederek tedaviyi ona göre uygulamak gerekir.  

1 Temmuz 2015 Çarşamba

SPOR YAPANLAR DİKKAT

Sağlık bakımından spor, en önemli konulardan biridir. Spor yapan insanlarda adale ve kemik dokusu gelişir, kan dolaşımı artar ve dokular daha iyi beslenir. Mikroplara ve hava şartlarına karşı vücudun mukavemeti artar. Terle dokulardaki zehirli maddeler dışarı atılır. Akciğerler bol oksijen alır ve genişler.

Herşeyden evvel spor yapmasını bilmek lâzımdır. En iyi spor kültür-fizik ve hafif sportif oyunlardır. Yüzme, yürüyüş gençliği elde tutmaya yarar. Futbol, boks, güreş, halter gibi ağır sporlar çok zaman faydadan çok zarar getirir

40 yaş üzerindeki kişilerin, aşırı yorucu, nefes nefese bırakan sporlardan kaçınmaları gerekir. Bu yaş ve üzeri insanlarda vücut, akciğerlere çekilen yoğun oksijenin tamamını dokularında kullanamaz ve kanda fazla oksijen birikir. Dolayısıyla kanda "serbest radikaller" denilen oksijenli bileşiklerin sayısı artar. Kalp ve damar hastalıkları için altyapı hazırlanmış olur. Özetle; gençleşeyim derken erken yaşlanmaya hızla gidilir.

Ayrıca; hasta olan insanların da spor yapması doğru değildir. Yarar değil tersine vücuda zarar verir. Spor sağlıklı bedenle yapılmalıdır, hafif ve fazla yorulmadan...

YARAYA PANSUMAN YAPMAK

Yaraların tedavisi için, gayet dikkatle yapılması icap eden ufak tıbbi müdahalelere "pansuman" denir. Pansumanlarda dikkat edilecek nokta, yaraları mikroplardan temizlemek ve dışarıdan gelecek yeni mikropların yaralara konup yapışmalarını engellemektir. 

Yaralar % 70' lik alkol, oksijenli su veya tentürdiyot gibi dezenfektan maddelerle temizlendikten sonra üzerlerine antibiyotikli pomadlar veya"çinko sülfat" gibi mikrop öldürücü merhemler sürülür. Üzerleri steril, el değmemiş gazlı bezlerle kapatılır. Yaraların üzerine pamuk koymak yanlıştır. Yarayı işletir ve azdırır.

Yaraları her gün veya gün aşırı pansuman yapmak gerekir. İltihaplanmamış ameliyat yarasını hergün açmak doğru değildir. Yaradan kabuklar dökülüp, yeni deri gelene kadar pansumana devam etmelidir. Kirli bez ve mendillerle pansuman yapılması tehlike arzeder.

Ufak tefek el kesikleri ve yaralanmalar için tentürdiyot sürüp pratik tıbbi flaster yapıştırılabilir. Flasterler değiştirildiğinde her defasında alkol veya tentürdiyot yaraya yeniden sürülmelidir. 

PANKREASIN ŞAKASI YOK

Pankreas, midenin arkasında bulunan vücudun en önemli salgı bezlerinden biridir. Hayati bir organdır ve bu bezin yokluğunda yaşamak hemen hemen mümkün değildir. Salgıladığı "insülin" adı verilen hormon ile şeker metabolizmasını idare eder. Ayrıca bağırsağa etleri ve yağları sindirmek için "ferment" denilen maddeler verir. Mide, bağırsak ve safra kesesinin çalışmasını ayarlar.

Pankreas bozukluğuna bağlı ve en sık görülen hastalık; şeker hastalığıdır. Bundan başka pankreasın iltihaplanması (pankreatit) ve tümörlerle istilâ edilmesinde de, yağlı ishâller, zayıflama ve karın ağrısıyla kendini gösteren hastalıklar meydana gelir. Bu organın akut iltihaplanması çok tehlikelidir. Birkaç gün içinde pankreas yetmezliğinden ölüm gelebilir. 

Mide, karaciğer ve pankreas kanserleri kolayca birbirlerine atladıkları için teşhis koymak bazan güçleşebilir. Bir tomografi cihazı pankreasta üreyen bir tümörü, ancak belli bir çapa (1,5-2 cm) geldikten sonra algılar. 

Uzun süren yağlı ishâllerde daima bir pankreas hastalığını düşünmek lâzımdır. Hastane tedavisi ve duruma göre ameliyat gerektirir.

PERİTONİT (Karın Zarı İltihabı)

Peritonit, karın boşluğunu saran ve "periton" ismi verilen zarın iltihaplanmasıdır. Bu hastalığın iki şekli vardır. Müzmin olanın sebebi her zaman tüberkülozdur. Akut olanın ise mide-bağırsak, safra kesesi, rahim delinmeleri, karından yaralanmalar neticesinde meydana gelirler. Akut peritonit çok tehlikeli bir hastalıktır. Antibiyotiklerin keşfinden evvel bu hastalar daima ölüme mâhkum olurlardı.

Akut peritonit, şiddetli ve bütün karını saran ağrı, bulantı-kusma ile kendisini gösterir. Ateş çok yükselir. Karın sert bir hal alır.

Hasta derhal hastaneye kaldırılmalıdır. Esas tedavi antibiyotiklerdir. Bazan karın içine de verilir. Hastaya ayrıca serum takılır ve ağrı hafifletici ilâçlar verilir.

FUTBOLDA ERGÜN PENBE

Ergün Penbe
1972 yılında Zonguldak'ta doğdu. 1992-94 döneminde Gençlerbirliği futbol takımında oynadı. 1994 yılında Galatasaray takımına transfer oldu. Galatasaray'ın 2000 yılı UEFA şampiyonluğunda büyük rolü olmuştur. 58 defa milli oldu. Aktif futbol hayatını bıraktıktan sonra çeşitli Türk kulüplerinde antrenörlük yapmıştır.

Kendisini sürekli geliştiren yüksek tekniği, ayağından kolay top kaptırmaması, rakip oyuncuyu stilistik hareketlerle şaşırtıp kendine geniş alan açabilmesi, isabetli pasları, düzgün ortaları ve şutları, özetle; kaliteli oyunuyla futbol severlerin takdirini kazanmış bir futbolcudur. Ayrıca futbol kural ve disiplinine uygun hareket etmesi de görevini her bakımdan lâyıkıyla yaptığının bir göstergesidir.

MİDEDE PİLOR DARLIĞI

Midenin alt ucunun bir tümör (ur) veya ülser (yara) neticesinde daralmasına ve gıdaların bağırsağa geçememesine "pilor darlığı" denilir. Hastalarda devamlı göbek-karın ağrısı ve yemeklerden bir müddet sonra başlayan kusmalar vardır. Zamanında tedavi edilmezse darlık giderek artar ve tıkanma şekline girer.

Teşhis mide röntgeniyle konulur. Darlık hafifse, kanalı genişletici ilâçlar tatbik edilir. Çoğu zaman ameliyat şarttır. 

30 Haziran 2015 Salı

ÖKSÜRÜK ÇEŞİTLERİ

Öksürük, solunum yollarının veya akciğerin tahrişiyle meydana gelen ve solunum yollarında biriken salgının dışarı atılması için yapılan zorlamalı bir nefes verme hareketidir.

Boğaz tahrişleri, "bronş" denilen hava yollarının iltihapları, hava yollarına yabancı bir cisim kaçması, akciğerin her türlü hastalığı, sigara dumanı gibi solunum sistemini tahriş eden her tür duman ve gazlar, akciğerin şişmesine ve hava keselerinde su toplanmasına sebep olan kalp yetmezlikleri öksürüğe sebep olurlar. 

Öksürük aslında vücudun bir nevi müdafaa hareketidir. Öksürüğün çeşitli şekilleri vardır. Bazı öksürükler kuru ve şiddetlidirler. Bu tip öksürüğe daha çok "bronşit" adı verilen bronş tahrişlerinde rastlanır.

ÖDEMİ OLAN TUZSUZ YEMELİ

Yüzün, bacakların bazan bütün vücudun şişmesine "ödem" denir. Ödem derinin altında su toplanmasıdır. Basılınca çukurluk bırakır. Bacaklarında ödem olanların ayakkabıları ayaklarına uymaz.

Ödem en çok böbrek hastalıklarında, kalp yetmezliklerinde ve karaciğer sirozunda görülür. Bacaklarında varis olanlarda da ödeme rastlanır. Ödemi olanlarda idrar miktarı otomatikman azalır.

Ödemi olanların "tuzsuz" yemeleri şarttır. Ödemin tedavisi sebebine göre hekim tarafından ayarlanarak yapılır. İdrar söktüren ilâçlar ödemi kaldırırlar. Varisi olanlar varis çorabı giymelidir. 

SUYUN VÜCUT İÇİN ÖNEMİ

Hayatın kaynağı sudur. Vücudumuzun yüzde doksanı sudan ibarettir. Su vücutta hücrelerin içinde ve dokular arasında bulunur. Ayrıca, kanın esası da sudur. Susuz yaşam olmaz. Vücut suyu durmadan değiştirir. İdrar, ter, nefes ve dışkıyla hergün atılan suyun yerine dışarıdan devamlı su alınmaktadır. Az miktarda olmakla birlikte vücut kendisi de bir kimya laboratuarı gibi su yapar.

Organizmadaki, bütün tuzlar, gıdalar, hormonlar su ile taşınırlar ve gıdalar hücrelerin suyu içinde yanarlar. Bir insan, yerine su almadan günde 2-3 litre su kaybettiği zaman hayatı tehlikeye girer. İnsanın susuzluğa dayanması 3 günden fazla değildir. Açlığa daha uzun müddet dayanılabilir. Çocukların susuzluğa tahammülü daha azdır

Aşırı terlemeler, ishâller, kusmalar, kanamalar, yanıklar ve sıcak çarpmaları vücuttan aşırı su kaybına ve ileri derecede hâlsizliğe sebep olurlar. Su kaybı devam edince tansiyon düşer ve hastalar şoka girerek ölüm tehlikesine maruz kalırlar. Kaybedilen suyun yerine, kaybolan tuz da hesaba katılarak özel şekilde hazırlanmış serumlar deri altına ve damara enjekte edilir ve hayat kurtulur.

SUNİ BÖBREK CİHAZI

Suni böbrek cihazı özel olarak yapılmış kan süzgeçleridir. Aletin içinde özel filtreler vardır. Böbrekleri çalışmayan ve devamlı şekilde kanı kirlenen böbrek hastalarında, kan bu süzgeçden geçirilerek temizlenir. Bu arada böbrekler dinlenmeye ve çalışma güçlerini yeniden kazanmaya fırsat bulurlar. Filtrelerin içinde süzme vazifesine yardım eden kimyasal maddeler de bulunur. 

Geçici böbrek hastalıkları için önemli bir cihazdır. Kalıcı böbrek hastalarının ise cihaza bağımlı olarak böbrek naklini beklemekten başka çareleri yoktur. 

SU ÇİÇEĞİ AŞISI VAR

Su çiçeği, çocukluk dönemi hastalığıdır. Virüsle bulaşır. Çabuk bulaşan, tehlikesiz bir hastalıktır. Hafif ateş yükselmesi ve yüzde, vücutta sivilce gibi döküntülere sebep olur. Bir hafta içinde döküntüler kurur ve kabuklanırlar. Ateş düşer. Perhizi yoktur.

Su çiçeği aşısı vardır. Çocuklara 1 yaş cıvarında yapılır. Aşı ömür boyu muafiyet sağlar. 

29 Haziran 2015 Pazartesi

ŞEKER HASTALIĞI (Diyabet)

Şeker hastalığı, pankreas bezinin çıkardığı "insülin" ismi verilen bir hormonun eksikliği neticesinde ortaya çıkan bir hastalıktır. İnsülin noksanlığında, kan şekeri, vücuttaki dokulara yeterince girip yanma imkânını bulamaz ve kanda birikmeye başlar. Bu durum iki önemli soruna yol açar. Birincisi, doku hücrelerinin kâfi derecede beslenmemesi, diğeri de kanda artan şekerin (glikozun) kan damarlarını hırpalayıp tahriş etmesi sorunudur.

Normal bir insanın kanında bir desilitrede 90-120 miligram şeker vardır. Bu şeker maddesinin cinsi glikozdur. Glikoz dokuların, özellikle beynin en önemli enerji kaynağını teşkil eder. Dokular iyi beslenemeyince vücudun genel mukavemeti düşer, bağışıklık zarar görür, mikroplara direnç azalır. Hücreler şekeri tam yakamadıkları için aç kalırlar ve şeker hastaları doymak bilmezler.

ŞİŞMANLIK HASTALIĞA DAVET

Normal ve sıhhatli bir insanın kilosuyla boyunun son iki rakamı arasında büyük bir fark olmamalıdır. Bir insanın kilosu boyunun son iki rakamını 10' dan fazla geçerse o insanın şişman olduğundan bahsedilir.

Şişmanlık, vücuttaki yağların artmasından başka bir şey değildir. Hiç bir faydası da yoktur. Şişmanlama, fazla gıda almak ve lâzım olan kaloriden fazla olan kaloriyi vücuda sokmakla meydana gelir. Bunun dışında görülen şişmanlıklar bazı hormon bozukluklarına bağlıdır. Şişmanlığın az çok aile ve irsiyetle de ilgisi vardır.

Şişmanlık kısmen bir sağlıksızlık sayılabilir ve bazı hastalıklara zemin hazırlar. Şeker hastalığı, damar sertliği, kalp yetmezlikleri, safra kesesi tembellikleri, yumurtalık tembelliği, tansiyon yüksekliği şişmanlarda daha sık görülen hastalıklardır.

Yaş ilerledikçe insanların şişmanlığa doğru meyili artar. Bu bakımdan yeme sistemini duruma ve yaşa göre ayarlamak lâzımdır. Unlu ve şekerli gıdalar azaltılarak, proteinli (etlere) daha çok yer vermek uygundur. Çeşitli zayıflama diyetleri vardır. Zayıflamak isteyenlere bu diyet, şahsın durumuna göre diyetisyen tarafından tavsiye edilir.

KEMİK ERİMESİ VE YUMUŞAMASI

OSTEOMALAZİ (Kemik Yumuşaması)

Osteomalazi yetişkinlerde kemik ağrıları, kemiklerde kireçlenmenin azalması ile kendini gösteren bir hastalıktır. Kanda ve kemiklerde kalsiyum ve fosfor azalmıştır. Kemik yumuşamaları ve çarpıklıkları olur. Bu hastalar idrarla fazla kalsiyum kaybederler. Böbreklerde taşlar meydana gelebilir. Kemiklerin zayıf bölgelerinde kendiliğinden kırıklar olur. Bu hastalığın meydana gelmesinde birçok sebepler rol oynar. Esası "D" vitamini eksikliğidir.

Bu hastalara "D" vitamini verilir. Kalsiyum ve fosforca zengin gıdalar tatbik edilir. Güneş banyoları, ultraviyole ışınlar derinin "D" vitamini yapması için faydalıdır.

NEZLE TEDAVİSİ İSTİRAHAT

Nezle virüsü ile meydana gelen bu hastalık bütün dünyayı taciz etmektedir. Çok kolay bulaşır. Burun gıcıklanması ve hafif ateş, kırıklık ile kendisini birkaç saatte gösterir. Arkasından burunun bıktırıcı akıntıları başlar, yüz ve baş ağrılarına sebep olur. Virüs alındıktan sekiz saat sonra başlayan bu hastalık, en şiddetli devresini üç gün sürdürür. Bir haftada da geçer. Bu arada huzursuzluk, çalışma isteğini ve gücünü azaltma, sosyal faaliyetlere engel olduğundan ve insanın zindeliğini azalttığından dolayı çok şikâyete sebep olur. Tehlikeli bir hastalık değildir. Salgınlar sırasında korunmak çok zordur. Kalabalık ortamlarda, rutubetli havalarda, yaz mevsiminden sonbahara geçişlerde kolay salgın yapar.

En iyi tedavisi istirahattir. Hazmı zorlamayan sulu gıdalar (çorba, meyva, meyva suyu, süt, ayran) alınır. Hastalık esnasında denize girilmemeli, banyo yapılmamalıdır. Nezlenin şiddetlenmesine ve uzamasına sebep olur. Aspirin alıp gece terlenirse; hasta açılır ve rahatlar. Terli iç çamaşırları beklemeden kurusuyla değişmelidir. 

NEFES DARLIĞI ÇEKMEK

Normal insanda fazla hareket yapmakla bile nefes darlığı olmaz. Antrenmansız kişilerde hızlı koşmalar ve aşırı bedensel hareketler nefes darlığına sebep olsa dahi, dinlenmekle kısa sürede geçer. Devamlı olan nefes darlığı daima bir hastalığın işaretidir. Özellikle kalp ve akciğer hastalıklarında sık rastlanır. İstirahat halinde bile nefes darlığı olanlarda daima kalp yetersizliğini düşünmek gerekir.

Çok sigara içenlerde, müzmin bronşiti olanlarda, ileri derece kansız kişilerde de nefes darlığı şikâyetleri çoktur. Gelip geçici ve ağır nefes darlıkları astımlılarda olur. Kriz şeklinde gelen bu nefes darlığı, hastada boğulur gibidir ve köpüklü balgam, göğsün hırıltılı sesleriyle beraberdir.

Herşeyden evvel nefes darlığının sebebini bulmak şarttır. Nefes darlığı olan kişiler otururken daha rahat ederler. Mümkün olduğunca hareketten kaçınmaları lâzımdır. Ağır nefes darlıklarında hekimin tavsiyesine göre oksijen verilir.

NABIZ, SAĞLIK GÖSTERGESİ

Kalp atışlarının kol ve bacağın büyük damarlarına intikali ve bu atışların elle duyulmasına "nabız" denir. Normal bir insanın nabzı muntazam aralıklarla bir dakikada 60 ila 100 defa atar. En iyi nabız, elin bilek kısmındaki "radial arter" denilen atardamardan alınır. Bu damarın üstüne dört parmakla hafif bastırılır ve nabzın düzeni ile dakikadaki atım sayısı anlaşılır.

Damar sertliği olan kimselerde damara kuvvetli bastırmakla bile nabız kaybolmaz. Normal insanda kaybolur. Nabzın düzenli atmayışı (aritmi) , çoğu zaman bir kalp hastalığının veya diğer başka sebeplerden kalbin muntazam çalışmayışının göstergesidir. Kalbi zayıf atanlarda nabız hemen hemen bulunamaz. Bilek damarı ince veya derin olanlarda da bazan nabız zor alınır. Bu bir hastalık değildir.

Kalbi hızlandıran hareketlerden sonra, ateşli hastalıklarda, kansızlıklarda ve diğer birçok hastalıkta nabız hızlanır ve dakikadaki atım sayısı 100' ün üzerine çıkar. Hızlanıp birkaç dakikada normal sayıya dönen nabız her insanda görülen normal bir durumdur.

28 Haziran 2015 Pazar

MÜSHİL İLAÇLARI

Peklik (kabızlık) çeken insanların hemen başvurdukları çare müshil ilâçlarıdır. Bu ilâçların gelişigüzel kullanılmaları her zaman doğru değildir. Müshil ilâçlarının çoğu bir müddet sonra tesir etmez hâle gelebilirler. Bazıları da fazla ishâl yaparak vücudu hâlsiz bırakabilirler. Bazılarının uzun müddet kullanımı karaciğeri yorabilir ve bağırsakların daha da tembelleşmesine yol açabilir.

Peklikle mücadelenin en iyi yolu, bağırsakları çalıştıracak gıdaları yemektir. Bol sebze ve meyva, süt, bal birçok insana müshil etkisi yapar. 

Müshil ilâçlarının bir kısmı, bağırsak hareketlerini artırarak, bir kısmı su tutarak, bir kısmı da yağlı olduklarından bağırsakları yumuşatarak tesir ederler. Bunlardan en zararsızı vazelin ihtiva eden yağlı müshil ilâçlarıdır. Uzun müddet kullanılabilir. Diğer ilâçları 1-2 hafta kullandıktan sonra değiştirmek lâzımdır. 

Bitkisel olarak en kullanışlı olanı bir bardak sıcak suya karıştırılmış yarım veya bir çay kaşığı sinameki otudur. Lifleri su tutar. Dozu artırmamak şartıyla müzmin peklik çekenler kullanabilir.

MORARMA HASTALIK İŞARETİ

Derinin mor ve mora yakın bir renk tonu almasına "morarma" denir. Bazan tüm vücut derisini kaplar, bazan da sadece dudaklarda, burun ucunda, parmak uçlarında olur. 

Bütün vücudu kaplayan morarma, daha ziyade çocuklarda ağlarken geçici olarak rastlanır. Önemsizdir. 

Devamlı morarmalara, boğulmalarda ve kömür-gaz zehirlenmelerinde, donmalarda rastlanır. Dudak, burun ucu, parmaklardaki morarmalar bir kalp hastalığının işaretidir. Kalp yetmezliklerinde görülen bu tip morarmalara, kandaki oksijen azlığı ve kan dolaşımındaki yavaşlama sebep olur. 

Bazı insanların dudakları doğuştan mordur. Çok sigara içenlerde de akciğer bozukluğuna bağlı dudak morlukları görülür. Bunları kalp yetmezliğiyle karıştırmamalıdır. Tedavisi sebebine göre yapılır. 

ŞARBON HAYVANDAN BULAŞIR

Şarbon (antraks) daha çok koyun, keçi, at, sığır gibi hayvanlarla uğraşanlarda ve kasaplarda görülen bir hastalıktır. Şarbonlu hayvanların deri ve etlerinden bulaşan şarbon basili, derinin ufak bir çatlağından girerek orada ucu siyah bir çıbana sebep olur. Daha sonra mikrop kana karışarak, ağır ve "septisemi" şeklinde şarbon hastalığını meydana getirir. Bu çok ağır bir hastalıktır.

Bazan mikrop solunum yolundan girerek ağır şarbon zarürreesine sebep olur. Şarbon sindirim kanalında da hastalık yapabilir. Ağır tiplerinde hastanın genel durumu iyice bozulur. Kanamalar, kanlı kusma, ishâl, havale görülür.

Yüksek ateş ve kırıklıkla seyreden bu hastalıkta şarbon serumu, antibiyotikler, yaralar için de dezenfektan ilâçlar kullanılır. Hastane tedavisi ve bakteriyolojik inceleme şarttır.

ŞAŞILIKTA, GEÇ KALMAMALI

Gözün birinin kaymasıyla meydana gelen duruma "şaşılık" denir. Bu şahıslarda iki göz aynı noktaya bakmaz ve cisimleri çift görme bozukluğu vardır. Bazı şaşılık doğuştan, bazısı da bir göz kasının zayıf kalmasına sebep olan ateşli hastalıklardan sonra olur. 

Tedavisi ameliyattır. Altı yaşını geçirmeden yaptırmak uygundur. Çaresine bakılmazsa; kaymış göz, görüntüyü bozduğu için, şahıs tarafından baskılanmaya çalışılır. Bu baskılama uzun sürerse, gözün görme gücü zayıflar hatta tamamen de kaybolabilir. 

ŞOK EDEN TANSİYON DÜŞÜŞÜ

Tansiyonun çok düşmesiyle şahsın ayakta duramaz hâle gelmesine, soğuk terlemesine, el-ayak soğumasına "şok" denir. Hastaların şuuru yerindedir, fakat ayakta duramaz haldedirler. 

Büyük kanamalar, kalp yetersizlikleri, fazla kusma ve ishâller, ağır ateşli hastalıklar. zehirlenmeler, kan dolaşımını bozarak ve tansiyonu düşürerek şoka sebep olurlar.

Şoklu hastalar, özel doktor ve hastane tedavisi gerektirirler. Hekim gelene kadar hastayı yatırmak uygun harekettir. Bu hastalara "şok tedavisi" yapılır. Kan ve serumlar verilir. Böbreküstü bezi hormonları yapılır.

TAŞİKARDİ, ÇARPINTIDAN FARKLI

Nabzın ve kalbin dakikada 120 den fazla atmasına "taşikardi" denilir. Hızlı koşmalar, ağır sportif hareketler, büyük heyecanlar geçici olarak taşikardiye sebep olabilirler. Dinlenmekle geçer.

Devamlı taşikardiler, daima bir hastalığın işareti sayılırlar. Kalp hastalıklarında, yüksek düzeyli kansızlıklarda ki; bu aşırı kan tüketimine sebep olan ileri tümöral durum (yayılmış mide, pankreas, karaciğer kanserleri son evresi) . Tiroid bezinin fazla çalıştığı hallerde, "kalp nörozu" denilen kalbin sinir sistemi hastalıklarında taşikardilere sık rastlanır.  

Kalbin dakikadaki atım sayısı 50 nin altına düşerse buna da "bradikardi" denir. 

Çarpıntıyla taşikardiyi karıştırmamalıdır. Çarpıntı, kalp atışlarını hissetmektir. Taşikardi nabzı ölçmekle anlaşılır. Taşikardinin özel bir ilâcı yoktur. Tedavisi, onu oluşturan sebebe göre yapılır. 

TETANOZ İLE VÜCUT KASILIR

Tetanoz basili ile meydana gelen bu hastalık, çok tehlikeli ve ölümcüldür. Tabiatta yaygın halde bulunan ve güneş görmeyen yerlerde, gübreli topraklarda çok bulunan bu basil, ancak bir yaralanma sonucunda mikrobun deriden girmesiyle hastalık yapar. 

Mikrop alındıktan 3 ila15 gün zarfında hastalık kendisini gösterir. Yüz adaleleri ve çenede kasılmalar başlar. Yutkunma güçleşir ve ateş yükselir. Hastalık ilerledikçe, hastanın bütün yüz adaleleri kasıldığından kişinin yüzünde "acı bir gülümseme" ifadesi oluşur. Daha sonra kasılmalar bütün vücut adalelerinde de meydana gelir ve bel adalelerinin kasılmasıyla hasta kazıklaşır. En ufak ışık, gürültü hastada kriz şeklinde kasılmalar yapar. Bu hastalığa ayrıca "kazıklı humma" adı verilmiştir. Karın ve göğsü birbirinden ayıran adalelerin (diyafram) kasılması ve solunum felciyle hastalar çoğu zaman ölüme mahkûm olurlar.

TİFO BAĞIRSAĞI DELEBİLİR

Tifo ve paratifo hastalıkları "salmonella" adı verilen basillerle bulaşır. Bulaşma süt, su ve iyi yıkanmamış sebze-meyvalarla veya doğrudan doğruya hastalardan, onun kullandığı kab ve eşyalardan bulaşabilir. Tifolu hastaların dışkısı tifo mikrobuyla doludur. Kanalizasyonların karıştığı sular ve gübre olarak kullanılan insan dışkısı bu hastalığın salgın yapmasına sebep olur.

Mikrobun alınmasından sonra bir hafta içinde şiddetli baş ve karın ağrısı, yüksek ateş, dalgınlık hali, vücutta tek-tük kırmızı lekeler, dalağın büyümesi tifoyu şüphe ettirir. Nabız ve kandaki beyaz kan hücrelerinin sayısı vücuttaki ateşe rağmen düşer. Tifolu hastalarda bazan ishâl, bazan kabız hali görülür. Yapılan kan tahlili ve mikrobun tespiti hastalığın kesin teşhisini koydurur.

Paratifolar birkaç tanedir. Tifoya benzer ârazlar verirler, ama daha hafiftirler.

Tifo bağırsak hastalığıdır. Bağırsaklarda yaralara, kanamalara, delinmelere sebep olur. Bu olanlar ölüm tehlikesine zemin hazırlar. Tifo hastalığı geçiren kişilerde uzun yıllar sonra safra kesesi iltihapları olabilir.

Tifo, antibiyotik tedavisiyle tamamen iyileşir. Ciddi bir perhize ihtiyaç yoktur. Sulu ve besleyici gıdalar tercih edilir. Koruyucu aşısı vardır.

TİROİD BEZİ VE TİROKSİN

Boynun ön tarafında bulunan ve vücut metabolizmasını ayarlayan ve "tiroksin" denilen bir hormonu salgılayan bezdir. Fazla çalışmasında vücut metabolizması artar, az çalışmasında azalır. "Guatr" bu bezin şişmesi ve gözle görülür hale gelmesidir.

Tiroid bezi fazla çalıştığı zaman zayıflamalara, terlemelere, kalp çarpıntılarına, ellerde titremelere, uykusuzluklara ve bazan da gözlerin ileri fırlamasına sebep olur (Basedow-Graves Hastalığı) . 

Bezin az çalışması ise, uyku haline, saçların dökülmesine, derinin balmumu manzarası almasına ve şişmesine, sesin kalınlaşmasına, hareketlerin ağırlaşmasına sebep olur. Bu duruma da "miksödem" denir. İlâve tiroid hormonu verilerek miksödem tedavi edilebilir.

MONİLİAZİS (Ağızda Pamukçuk)

Moniliazis, daha çok süt çocuklarında ve antibiyotik alan hastaların ağzında meydana gelen ve bütün ağzı kaplayan, halk arasında "pamukçuk" adı verilen bir bozukluktur. Ağız ve dil, beyaz lekelerle kaplanmıştır. Çocuklarda ağrıya, emme zorluğuna ve devamlı ağlamaya sebep olur. "monilia" denilen bir mantarın ağızda üremesiyle meydana gelir. Zamanında tedavi görmezse, ağızda ağır yaraların açılmasına sebep olur.

Ağız, sabah-akşam bir bardak suya konulan karbonatla yıkanmalıdır. Çocuklarda karbonatlı su, pamuğa emdirilerek sürülür. Ayrıca eczanede satılan "metilen mavisi" de denilen antiseptik ilâç ya da diğer antifungal (mantar karşıtı) ilâçlar da kullanılabilir. B vitaminleri kompleksi mutlaka verilmelidir. Uzmana danışmak lâzımdır.

MİGREN (Yarım Baş Ağrısı)

Migren denilen yarım baş ağrıları çok ıstırablı, ensede ya da başın yarısını ve yüzü tutan bir ağrı şeklidir. Kafatasına yakın atardamar dallarındaki genişlemeyi izleyen damar büzülmesi migren ağrısına yol açar. Her yaşta görülür ve kadınlarda daha sıktır. Ağrının şiddeti bazan o kadar fazladır ki; hasta başını duvarlara vurmak ister. Saatlerce bazan birkaç gün sürebilir. Ağrılar, haftada veya ayda krizler şeklinde gelir. Ağrı geçince hasta bitkinlik uykusuna girer. Alınan basit ağrı kesici ilâçlar, ağrıyı dindirmez, bu yüzden intiharı dahi düşünenler vardır.

27 Haziran 2015 Cumartesi

MİDE YAKINMASI BİTMEZ

Dünyada en çok şikâyet edilen hastalıkların başında mide hastalıkları gelmektedir. Sindirim sisteminin önemli organlarından biri olan mide, hayati bir organ değildir. Midesiz bir kişi, normal insan gibi yaşayabilir. Fakat, mide hastalıkları da mesane hastalıkları gibi bazan yaşamsal tehlike arzedebilir.

Midenin en mühim hastalıklarından biri "gastrit"dir. Bu organın diğer önemli bir hastalığı da "ülserler"dir. Mide kanserlerine de oldukça sık rastlanır. Bilhassa yaşlı insanlarda ve çoğu zaman bir ülserden yıllarca sonra sinsice ortaya çıkar. Mide ağrısı, devamlı hazımsızlık, iştahsızlık, çabuk zayıflama gibi haller ve her yenen yemeğin dokunması, mide kanserini hatırlatmalıdır. Mide kanserleri başladıktan itibaren hızlı gelişim gösterirler ve karaciğere sıçrarlar (metastaz) . Erken teşhis bu kanser türünden de tamamen kurtulma şansı verebilir. 

Mide kanamalarına ülserli midelerde sık rastlanır. Midenin alt ucunun bağırsakla birleştiği yerin tıkanmasına da "pilor stenozu" denir ve devamlı kusmalara neden olur. Yenen yemekler bir gün sonra dahi dışarı kusulurlar. Mutlaka ameliyat gerektirir.

TRİŞİN DOMUZ ETİYLE GEÇER

Trişin insanlara domuz etinden bulaşır. Domuz eti yiyenlerde bağırsağa geçen kurtlar, beş hafta bağırsakta kaldıktan sonra vücuda yayılırlar ve kaslara yerleşirler. En çok göğüs, boyun, ve göz kaslarına yerleşirler. İnce kurtlar olan trişinler kaslar içinde keseleşir ve etraflarında kireç tabakası teşekkül eder.

Trişin kaslarda tahriplere, iltihaplanmalara, ağrılara sebep olur. Zamanla vücutta çoğalarak ağır bir hastalık durumu meydana getirirler. Tedavisi güç ve öldürücü bir hastalıktır.