ÖKSÜZ DEDE (D.? - Ö.?)
Tuna boylarında yetiştiği sanılmaktadır. Osmanlı Sultanlarından III. Murad devrinde yaşadığı anlaşılmaktadır. Serhad boylarında dolaşmış ve kahramanca şiirler yazmış bir yeniçeri şairidir. 1577-1590 yılları arasındaki Osmanlı-İran savaşları sonunda, İran şehzadesi Haydar Mirza'nın rehin alınarak İstanbul'a getirilmesi üzerine, biri Şah'ın ağzından olmak üzere yazdığı koşmalardan, kendisinin hangi devirde yaşadığı kesin olarak anlaşılmaktadır.
Öksüz Dede, şiirlerinde kullandığı bu adı, belki bir devşirme olarak Yeniçeri Ocağına alındığı için benimsemiştir.
ÖKSÜZ DEDE' den Örnekler:
Misâli cennettir evvel baharı, açılır kırmızı gülü Tuna'nın
Öter bülbülleri leyl-ü nehârı, eser bâdı saba yeli Tuna'nın
19 Mart 2015 Perşembe
KÖROĞLU, ŞİİR VE BİYOGRAFİ
KÖROĞLU (D.? - Ö.?)
16.yy. halk şairidir. Aynı adı kullanmış bir başka Köroğlu'yla karıştırılmış olması, destan kahramanı Köroğlu'nun da bir halk şairi olmadığı anlamına gelmez. Hayatı hakkında kesin bilgi edinilemeyen hem destan kahramanı hem de şair olan Köroğlu'nun Bolu taraflarında yaşadığı, yiğitçe davranışlarından dolayı onun adına başkaları tarafından söylenmiş pek çok yiğitleme, koçaklama gibi şirlerin ona maledildiği muhakkaktır. Bunların hangisinin Köroğlu'na ait olduğunu bilmek imkânı olmadığına göre; hepsine onundur demek daha kestirme olur.
Köroğlu'nun babası Bolu Beyi'nin adamlarındandır. Bey'in istediği iki atı iyi yetiştiremediği için cezalandırılır. Gözlerine mil çekilerek kör edilir. Oğlu büyüyünce, Bolu Bey'inden intikamını almasını ister. Babasının yetiştirdiği taylar da büyümüştür. Adı Köroğlu'na çıkan delikanlı, bunlardan meşhur "Kır At"ı alarak dağlara çıkar. Çamlıbel'i yuva edinir. Öksüz bir çocuğu Ayvaz adıyla yanına alır. İkisi beraber yolları keserler. Köroğlu babasının öcünü alır. Bolu Bey'ini öldürür.
ÜMMİ SİNAN, ŞİİR VE BİYOGRAFİ
ÜMMİ SİNAN (D.? - 1551)
Asıl Adı İbrahim'dir. Hayatı hakkında fazla bilgi yoktur. Bursalı veya Karamanlı olduğu söylenir. Kendi adına malederek "Sinaniyye" tarikatını kurduğundan sözedilir.Yunus Emre'nin izinden gitmiştir. Kendisini büyütmek için, onun izinden gidenler Sinan'dan "Sinan-ı ümmi" yani okuması yazması olmayacak kadar cahil ve bilgisiz diye sözederler, ama şiirlerinden onun da tahsil gördüğü anlaşılmaktadır. Şiirleri divan adıyla toplanmıştır.
ÜMMİ SİNAN'DAN ÖRNEK:
Erenlerin sohbeti ele giresi değil
İkrar ile gelenler mahrum kalası değil
İkrar gerek bir ere göz açıp didar göre
Sarraf gerek gevhere nâdan bilesi değil
Bir pınarın başına bir destiyi koysalar
Kırk yıl anda durursa kendi dolası değil
Ümmi Sinan yol ayan oluptur belli beyan
Dervişlik yolu heman tac ve hırkası değil
KUL HİMMET, ŞİİR VE BİYOGRAFİ
KUL HİMMET (D.? - Ö.?)
16.yy. Bektaşi şairlerindendir. Hayatı hakkında fazla bilgi yoktur. Bir şiirinden anlaşıldığına göre; Pir Sultan Abdal'ın kullarındandır. Onun tekkesinden feyz almıştır. Sade bir dille yazılmış eserleri vardır.
KUL HİMMET'TEN ÖRNEKLER:
Seyyah oldum şu âlemi gezerim
Bir dost bulamadım gün akşam oldu
Kendi efkârımca okur yazarım
Bir dost bulamadım gün akşam oldu
İki elim gitmez oldu yüzümden
Ah ettikçe yaşlar gelir gözümden
Kusurumu gördüm kendi özümden
Bir dost bulamadım gün akşam oldu
16.yy. Bektaşi şairlerindendir. Hayatı hakkında fazla bilgi yoktur. Bir şiirinden anlaşıldığına göre; Pir Sultan Abdal'ın kullarındandır. Onun tekkesinden feyz almıştır. Sade bir dille yazılmış eserleri vardır.
KUL HİMMET'TEN ÖRNEKLER:
Seyyah oldum şu âlemi gezerim
Bir dost bulamadım gün akşam oldu
Kendi efkârımca okur yazarım
Bir dost bulamadım gün akşam oldu
İki elim gitmez oldu yüzümden
Ah ettikçe yaşlar gelir gözümden
Kusurumu gördüm kendi özümden
Bir dost bulamadım gün akşam oldu
KÂZIM KARABEKİR'İN ATA'YA BAĞLILIĞI
Mustafa Kemal Paşa’nın yaveri Cevat Abbas Gürer
Bey, kaygılı bir davranışla çalışma odamıza girdi :
“Efendim,
Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir Paşa geliyor”
haberini verdi.
Paşa
bir yandan Kâzım Dirik Bey’in hareketinin verdiği “sarsıntının” etkisi altında, bir
yandan da İstanbul Merkezi Yönetim
ile olan “problemleri” sebebiyle, Karabekir Paşa’nın gelişinden şüphe ve endişe duyar gibi oldu ve “İşte tahminim çıktı” der gibi acı bir gülümsemeyle bana baktı.
Yaverine dönüp “Buyursunlar” dedi
Kâzım Karabekir Paşa’nın Mustafa
Kemal Paşa’ya vefasızlık “etmeyeceğinden”
zerre kadar şüphem yoktu.
18 Mart 2015 Çarşamba
ANTİBİYOTİKLERİN FAYDALARI
İlk defa Dr. Flemming tarafından “penisilin” in keşfiyle antibiyotikler
tıbbın dikkatini çekmiştir. Tabiatta
bulunan çeşitli mantarların ihtiva
ettikleri bazı kimyasal maddelerin
mikropları tahrip ettiği tespit
edilmiş, penisilinden sonra birçok antibiyotik
keşfi yapılmıştır.
Penisilinden sonra
keşfedilen “streptomisin” , tüberküloz hastalığı gibi dünyayı kavuran bir hastalığın esaslı ilâcı olmuştur. Penisilin, zatürre, zatülcenp, frengi, menenjit, bel soğukluğu gibi
mikrobik hastalıklara yakalanan milyonlarca
insanın hayatını kurtarmıştır.
Araştırma laboratuarlarında binlerce mantar, yeni antibiyotik keşifleri için incelenmektedir.
Penisilin ve
streptomisinden sonra, tetrasiklin, eritromisetin, neomisin, kloromisetin,
kanamisetin vesair gibi birçok
antibiyotikler bulunmuş, mikrobik hastalıklarda özel etkileri olduğu tespit edilmiştir. Meselâ, kloromisetin tifoyu yüzde yüz iyi eden bir
antibiyotiktir.
ANTİKOR (Vücudun Özel Koruması)
Vücuda giren yabancı maddelere, allerjenlere ve
mikroplara karşı, vücudun bir nevi müdafaa
için ürettiği maddelere antikor
denir. Her hastalığa veya yabancı maddeye karşı, özel bir antikor meydana gelir. Birçok hastalıkta, antikorlar teşhis için tıbba çok faydalı olurlar. Aşıların esası da antikorlara
dayanmaktadır.
ANJİYOKARDİOGRAFİ (Kalp Muayenesi)
Kalb cerrahisinin gösterdiği önemli gelişmeler bir bakıma anjiyokardiografiye bağlıdır. Anjiyokardiografi,
kol veya bacak damarlarından sokulan ve
kalbin boşlukları içine sevkedilen ince
sondalar içinden zerk edilen
röntgen ışınlarını geçirmeyen maddeler
vasıtasıyla yapılan kalb muayeneleridir.
Bu suretle kalb damar tıkanıklıkları,
tıkanmaların yüzde oranları ve
kalble ilgili diğer bozukluklar kaydedilip
tekrar oynatılarak gerekli tetkik ve
teşhisler yapılabilmektedir.
ANJİNA PEKTORİS (Göğüs Ağrıları)
Göğüs ağrıları ekseriyetle bir hastalığın
işaretidirler. Bilhassa kalb hastalıklarında
sol göğüs ağrıları dikkat çekicidir.
Birkaç dakikadan fazla süren ve sol kola yayılan göğüs ağrısı çok
önemlidir. Bu durum koroner kalb
damarının yetmezliğine (tıkanıklığına)
işarettir. Bu ağrı çoğu zaman bir hareket
esnasında ortaya çıkar. Yarım
saatten fazla süren ağrılar, bir kalb
enfarktüsünü düşündürür. Ağrı omuza
ve sol kola yayılarak elde uyuşmaya
sebep olur. Bazan boyuna, dile ve sırta
da vurabilir.
Kalb zarlarının iltihabında ve akciğer
hastalıklarında da şiddetli göğüs
ağrıları vardır. Kaburga
kemiklerindeki sinirlerin
hastalıklarında da göğüs ağrıları
olur.
ANJİN (Bademcik İltihabı) VE TEDAVİ
Boğazın
iki tarafında bulunan bademcikler, normal şartlarda bir nevi
mikropların geçmesine baraj teşkil
ederler. Beyaz kan hücrelerinin bir grubu olan “lenfositler” ve lenf dokusu, vücudun başlıca müdafa sistemlerinden biridir. Bademcikler bu hücre ve dokulardan zengin organlardır.
Ağızda bulunan veya
ağızdan giren birçok mikroplar, bademcikler hizasında tutulurlar ve burada başlayan savaş, mikropların vücuda girmesini önler.
Bademcikler her zaman bu savaştan galip çıkamazlar
ve mikroplar burayı istilâ ederek bir nevi apse
gibi iltihaplandırırlar.
Bademciklerin içi, yer yer iltihap ve cerahatla
dolar. Ağrı ve yutkunma güçlüğü
başlar, ateş yükselir. İltihapla
şişen bademcikler boğaz deliğini daraltırlar
ve vücuda devamlı olarak çıkardıkları toksinleri
(zehirleri) verirler.
ANEMİ (Kansızlık) VE TEDAVİ
Genel
olarak kansızlık, kanın kırmızı
hücrelerindeki azalmaya verilen
isimdir. Normalde beş milyon
cıvarında olan bu hücreler, bir
hattâ yarım milyona kadar düşerler. Üç buçuk milyonun altındaki düşüş
daima ciddi bir kansızlığa
işarettir.
Kansızlıklar çeşitli
sebeplerle olabilirler. Doğuştan
kansızlık hastalığına yakalanmış olanların yanısıra, en çok kansızlık
sebebi; vücuttaki müzmin mikrobik
hastalıklar ve büyük-küçük kanamalardır. Demir eksikliği de ağır kansızlıklara sebep olur. Bazan B12 vitamin eksikliğinde, özel tip bir kansızlık hastalığı ortaya
çıkar. Ağır böbrek hastalıkları da
kansızlığa sebep olur. İyi gıda alamama veya alınan besinlerin iyi emilememesi neticesinde de kansızlık
olur.
TEDAVİ
Kansızlık sebebinin iyi araştırılması lâzımdır. Bu
hastaların, karaciğer, dalak, yumurta gibi demir
zengini gıdaları yemesi tavsiye edilir. Duruma göre; ağızdan veya enjeksiyon yoluyla demir ya da B12 vitamin ilâçları alınması gerekebilir. Ağır
yaralanma neticesindeki kan kaybından olan kansızlıklar ise kan nakli ile normale döner.
AMFİZEM HASTALIĞI VE TEDAVİ
Solunum ile şişip
sönen akciğer hava petekçiklerinin elâstikiyetlerini
kaybetmeleri ve hava ile dolarak, akciğerlerin şiş vaziyette kalmaları
haline amfizem denir. Bu hastalar zor nefes alıp verirler. Akciğerler
kâfi miktarda oksijeni kana veremezler. Amfizemli hastaların
göğüsleri fıçıya benzer, şiştir ve zor soluk alırlar. Zamanla kalb bozuklukları da bu duruma iştirak eder.
Sigara,
amfizemin başlıca sebeplerinden
biridir. Müzmin bronşitler, tozlu,
kumlu, yerlerde çalışmalar (örn; basınçlı kumla kot beyazlatma işi) ve tüberküloz
en çok amfizem yapan hallerdir. Bu hastalık yavaş gelişen bir hastalık olduğundan, erken alınan tedbirlerle engellenebilir.
EMBOLİ (Damar Tıkanması) VE TEDAVİ
Vücudun herhangi bir
yerinden kopan bir kan pıhtısı,
yanlışlıkla damara yapılan yağlı
enjeksiyonlar, yırtılan damarlardan sızan
hava ve farklı maddeler; kalb, beyin, akciğer gibi hayati organları
besleyen kan damarlarına girerek tıkanmaya
sebep olurlar ve bu hayati
organları kansız bırakırlar. Bu tıkanma
olayına “emboli” denilir.
Emboliler bilhassa trafik kazalarından sonra, doğum esnasında, varisli ve flebitli
kimselerde, şeker hastalarında, kalp yetersizliği görülen kimselerde sık
görülür. Beyini besleyen damarlarda oluşan emboliler felçlere; kalb ve akciğerde
meydana gelen emboliler ise enfarktüslere
sebep olurlar...
TEDAVİ
AKIL HASTALIKLARI
Akıl hastalıkları genel
olarak irsidir (genetik) . Bazan da çocuk yaşta geçirilen kafa yaralanmaları, zor doğumlar akıl
hastalıklarına sebep olurlar. Akıl hastalıkları ile sinirlilik ve bazı ruh
hastalıkları arasında önemli farklar
vardır. Doğuştan aptallık, melânkoli,
mani, şizofreni, oligofreni, katatoni gibi akıl hastalıkları, bir akıl
hastanesinde yatmayı veya kontrolüne
girmeyi gerektirir. Bu hastalar kendilerine olduğu kadar cemiyet için de
tehlikeli olabilirler.
ALERJİK REAKSİYONLAR VE TEDAVİ
İnsanların herhangi bir
maddeye karşı hassas olmalarına ve bu madde ile karşılaştıkları zaman, vücutta kaşıntılar, yanmalar, saman nezlesi,
bulantı, ishâl gibi vakaların ortaya çıkmasına allerji adı verilmektedir.
Allerjik şahıslarda ayrıca
nefes darlığı astım, başağrısı gibi
farklı şikâyetler de olabilir. Allerji yapan maddelere allerjen denilir. Bir şahsa karşı allerjen madde veya maddeler
ortadan kaldırıldıkları vakit, hastanın tüm şikâyetleri ortadan kalkar. Her
zaman bu allerjen maddeyi tespit etmek mümkün olmayabilir. Bunun için tıpta alerji
reaksiyonları denilen muayene usulleri kullanılır.
Gruplar halinde birçok allerjenlerden hazırlanan aşılar, küçük miktarlarda deri içine
yapılarak allerjik reaksiyon yapan madde tespit edilir ve bu maddelerden
hazırlanan özel aşılar giderek miktarı
artırılarak şahsın alerjen maddeye karşı hasasiyeti ortadan kaldırılır. Bu
sahada geniş araştırmalar devam etmektedir.
Mehmet Akif Ersoy ÇANAKKALE ŞEHÎDLERİNE Şiiri
Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi,
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde -gösterdiği vahşetle "bu: bir Avrupalı"
Dedirir -yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
* * *
Eski Dünyâ, Yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer.
Yedi iklîmi cihânın duruyor karşına da,
Ostralya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yam yam, kimi bilmem ne belâ...
Hani, tâ'ûna da zûldür bu rezil istîlâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asîl,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefîl,
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyyet denilen kahbe, hakîkat, yüzsüz.
Sonra mel'undaki tahrîbe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.
* * *
Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam,
Atılan her lâğamın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkâz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak;
Boşanır sırtlara, vâdîlere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sînelere,
Sürü hâlinde gezerken sayısız tayyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermîler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdîde güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat îmân?
Hangi kuvvet onu, hâşâ edecek kahrına râm?
Çünkü te'sîs-i İlâhî o metin istihkâm.
* * *
Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkîf edemez sun'i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedî serhaddi:
"O benim sun'i bedî'im, onu çiğnetme" dedi.
Âsım'ın nesli... diyordum ya ...nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek.
* * *
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd'i...
Bedr'in arslanları, ancak bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
"Gömelim gel seni târîhe" desem, sığmazsın.
Herc-ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyyetler eder istîâb.
"Bu, taşındır" diyerek Kâ'be'yi diksem başına;
Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvîzenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvîzeni lebrîz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
* * *
Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini,
Şark'ın en sevgili sultânı Salâhaddin'i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, İslâm'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla berâber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihâd...
Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber,
Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.
Mehmed Akif Ersoy
17 Mart 2015 Salı
PİR SULTAN ABDAL, ŞİİR VE BİYOGRAFİ
PİR SULTAN ABDAL (D.? - Ö.?)
16.yy. halk şairlerindendir. Asıl adı Haydar'dır. Sivas'ın Banaz Köyü halkındandır. Kendi şiirlerinden anlaşıldığına göre; Yemenli bir soydandır. Kanuni Sultan Süleyman devrinde yaşamıştır. Bir Kızılbaş ayaklanmasına katılmış ve isyanı bastırmaya memur edilen Hızır Paşa tarafından yakalanarak hapse atılmıştır. Daha sonra Sivas'ta idam edildi. Pir Sultan Abdal'ın nefesleri, bütün Anadolu ve Azerbaycan'da bugün de söylenmektedir.
PİR SULTAN'DAN ÖRNEKLER:
Kul olayım kalem tutan eline
Kâtip ahvalimi Şah'a böyle yaz
Şekerler ezeyim şirin diline
Kâtip ahvalimi Şah'a böyle yaz
16.yy. halk şairlerindendir. Asıl adı Haydar'dır. Sivas'ın Banaz Köyü halkındandır. Kendi şiirlerinden anlaşıldığına göre; Yemenli bir soydandır. Kanuni Sultan Süleyman devrinde yaşamıştır. Bir Kızılbaş ayaklanmasına katılmış ve isyanı bastırmaya memur edilen Hızır Paşa tarafından yakalanarak hapse atılmıştır. Daha sonra Sivas'ta idam edildi. Pir Sultan Abdal'ın nefesleri, bütün Anadolu ve Azerbaycan'da bugün de söylenmektedir.
PİR SULTAN'DAN ÖRNEKLER:
Kul olayım kalem tutan eline
Kâtip ahvalimi Şah'a böyle yaz
Şekerler ezeyim şirin diline
Kâtip ahvalimi Şah'a böyle yaz
ALKOL, ALKOL KOMASI VE TEDAVİ
ALKOL
Keyif maddesi olan
alkol, esasında bir cins şekerdir. Şekerli maddelerin fermantasyonuyla elde edilir. Yüksek kalori taşır. Dünyada yaygın şekilde kullanılan alkol, beslenmeden
ziyade bir keyif maddesi olarak
kullanılır. Alkolün beyindeki tesiri alındığı miktara bağlıdır. Az miktarda
neşe verir, orta derecede sarhoşluk yapar ve iradeyi düşürür. Çok miktarda
alkol insanı komaya sokar. Tıpta
alkol, değerli bir mikrop öldürücü
madde olarak kullanılır. Bazı hastalıklarda da gıda olarak verilir.
İçki olarak kullanılan
alkolün cinsi “etil alkol” dür.
Ayrıca bu alkolün içinde, içkinin kalitesine göre “metil alkol” vardır. Bu alkol zehirlidir
ve bilhassa karaciğeri tahrip
edicidir. Bazı insanların alkole karşı büyük iştahları vardır. Bunlar alkole doyamazlar. Bunlara alkolik denir. İçmedikleri zaman krizler geçirirler.
ALBÜMİNÜRİ (İdrardan Albümin Çıkması)
ALBÜMİNÜRİLER
İdrarla
albümin çıkarılmasına, tıpta albüminüri
denilir. Albüminüri en çok böbrek
hastalıklarında görülür ve böbreğin fonksiyonlarının bozulduğuna işarettir. Böbreğin faaliyetini bozan ciddi kalp hastalıklarında ve karaciğer sirozunda da idrarla albümin
çıkarılır. Bundan başka, idrar yolları
iltihabında, böbrek taşlarında
da az miktarlarda albüminüri olabilir. Albüminüri ile vücuttan yüksek miktarda protein atılarak ziyan olur ve organizma (vücut) , birçok hastalıklara karşı mukavemetini kaybeder.
ALBİNİZM HASTALIĞI (Pigment Noksanlığı)
ALBİNİZM
Saçların,
kirpiklerin, kılların beyaza yakın derecede renksiz olmasıdır. Deri çok açık beyaz renktedir ve gözler de açık
renktedir. Doğuştan olan genetik bir
bozukluktur. Bu şahıslar ışığa ve güneşe tahammül
edemezler. Güneşe maruz kalmakla da ciltleri koyulaşmaz.
Tedavisi yoktur. Bu tip kişiler koyu renk gözlükle
rahat edebilirler. Güneşe çıkmaları
da tavsiye edilmez.
AKROMEGALİ HASTALIĞI (Hipofiz Anormal İşlevi)
Beyindeki hipofiz bezinin fazla ve anormal çalışmasıyla oluşan bir hastalıktır.
Bu hastalıkta, eller, ayaklar, şakak kemikleri, dil anormal derecede büyür. Ses kalınlaşır. Çok zaman hipofiz bezindeki bir tümör bu hastalığa sebebiyet verir.
Hipofiz
bezinin, çocukluk ve büyüme çağında hastalanması “dev insana” sebep olur.
Tedavisi, hipofiz
bezindeki urun ameliyatla çıkarılması veya ışın tedavisiyle mümkün olabilir.
Dolayısıyla ileri tetkik ve hastane
tedavisi gerekmektedir...
VÜCUTTAKİ AĞRILAR VE TEDAVİ
Ağrı, vücudun
herhangi bir yerinde iltihap, tazyik, şiş, tahriş vs gibi olaylar neticesinde
meydana gelen sinir zedelenmelerinin
beyinde meydana getirdiği bir uyarımdır.
Ağrılar birçok zaman bir hastalığın ilk
tehlike uyaranıdır. Bazı hastalıklarda ise ağrı daha sonra ortaya çıkar.
Ağrılar genel olarak baş
ağrıları, karın ağrıları, sırt ve göğüs ağrıları (anjina pektoris) , bel ağrıları, adale ağrıları, kemik ağrıları
gibi kısımlarda incelenirler. Ayrıca ağrılar vasıflarına göre de taksim
edilirler. Sağır ağrılar, batıcı ağrılar, kolik tarzında ağrılar gibi... Kolik
tarzında ağrılar, ekseriyetle karında ve belin her iki tarafında olurlar. Çok
şiddetlidirler. Ani başlarlar ve ani de kaybolurlar.
Karındaki kolik tarzındaki
ağrı ekseriyetle bir safra kesesi
hastalığının, beldeki de böbrek taşının
işaretidir.
AEROFAJİ (Hava Yutma)
AEROFAJİ
Bazı insanlar hava yutarlar ve mideye giden bu hava,
ileri derecede şişkinlik
şikâyetlerine sebep olur. Buna aerofaji
denir. Bilhassa sinirli kimselerde,
hızlı yemek yiyenlerde ve çok sigara
içenlerde daha sık rastlanır. Sık sakız çiğneyen kişiler, bolca tükürükle
beraber hava da yutarlar.
Bu tip hastalar, devamlı geğirmek ihtiyacı hissederler ve
böylelikle rahatladıklarını
söylerler. Mide röntgeni çekildiği zaman, aerofaji teşhisi kolayca konulabilir.
TEDAVİ
ADNEKSİT HASTALIĞI (Yumurtalık ve Kanal İltihabı)
ADNEKSİT
Kadınlarda
yumurtalıktan rahime uzanan kanalların
iltihabına verilen isimdir. Bazan kan yoluyla gelen mikroplar bu kanallara
yerleşerek iltihaplandırırlar. Fakat ekseriyetle fena şartlarda yapılan doğum
sonrası düşük, kürtaj gibi
olaylardan sonra meydana çıkarlar. Sağ ve sol olmak üzere iki yumurtalıktan
çıkan iki kanal iltihap neticesi tıkanırsa
kadında kısırlığa sebep olur. Bir
kanal sağlam kalırsa, gebelik şansı vardır. Adneksit, kısırlıktan
başka sancılı âdetlerin, fena ve kokulu akıntıların, kansızlığın, bazan sağ
taraftaki komşuluğu sebebiyle apandisitin de sebebi olabilir. Kronik adneksit gelişmişse; sebebi çoğunlukla tüberkülozdur.
KORUNMA VE
TEDAVİ
16 Mart 2015 Pazartesi
EŞREFOĞLU (Rûmi), ŞİİR VE BİYOGRAFİ
EŞREFOĞLU
(Rûmi) (D.? – 1469)
Asıl
adı Abdullah’tır. Mısır’dan göç ederek İznik’e yerleşmiş bir ailenin oğludur.
İznik, Doğu Roma İmparatorluğu’nun
son kalesi olduğu için oralı olan şair Rûmi
(Romalı) diye ün kazanmıştır. Yüksek tahsil yaptıktan sonra Bursa’da Emir Sultan’ın hizmetine girmiştir. Daha sonra Ankara’ya gelerek Hacı
Bayram Veli’ye damat oldu ve tarikatına girdi. Sonradan “Kadiriyye” tarikatının “Eşrefiyye” dalını kurdu.
EŞREFOĞLU’NDAN ÖRNEK
Seni seven âşıkların gözü yaşı dinmez imiş
Seni maksud edinenler dünya âhret anmaz imiş
HACI BAYRAM VELİ, ŞİİR VE BİYOGRAFİ
HACI BAYRAM
VELİ (1352 – 1429)
Ankara’da
doğdu. İyi bir medrese öğrenimi görmüştür.
Ankara camilerinde, medreselerinde ders
verdi. Tasavvuf yolunu seçerek Somuncu Baba’nın ardına düştü. Şam ve Hicaz’ı dolaştı. Şeyhinin vefatı üzerine Ankara’ya döndü ve “Bayramiyye” tarikatını kurdu. Şöhreti genişleyip kendisine inananlar
çevresinde toplanınca, Osmanlı Padişahı II. Murat durumdan şüphe
ederek onu Edirne’ye çağırdı.
Maksadı bir hileyle öldürtmekti, ama Hacı
Bayram’ın hiçbir siyasi maksadı olmadığını anladı ve kendisine aşırı saygı göstererek memleketine geri
gönderdi. Şiirleri dağınık halde bulundu. Ankara’da
vefat etmiştir...
Çalabım bir şar yaratmış iki cihan arasında
Bakınca Didâr görünür o şehrin kenâresinde
Nagehan bir şara vardım, ol şarı yapılır gördüm
KAYGUSUZ ABDAL, ŞİİR VE BİYOGRAFİ
KAYGUSUZ
ABDAL (D.? – Ö.?)
14.
yüzyılda yaşamış ve kişiliğini korumuş halk şairlerinden biridir. Adının
sonundaki “abdal” kelimesi, Pir Sultan Abdal, Deniz Abdal gibi
birçok tekke şairinin isminde
görülür. Bu kelime “bediyl” yani; “değiştirilecek şey” anlamına gelen
kökten türemiştir. Mânâsı da: “Dünyayı verip ahireti kazanmış olan insan”
demektir. Bununla birlikte Abdallık, Bektaşilikte bir mertebedir.
Bir inanca göre; bütün velilerin yani, ermişlerin sayısı üçyüzdür. Ermiş,
sağken dünyasından geçip Tanrı’yı kendinde bulmuş olan bu üçyüz velinin (çoğulu
evliya’dır) kırk tanesine Abdal derler. Bu rütbe,
tasavvuftaki terk-i terk derecesinin karşılığıdır ki, Abdallar için artık bu
dünyada hiçbir şeyin değeri kalmamıştır.
Dış görünümlerine fazla özen göstermezler,
yemek-içmek konusunda yarı açlığı
tercih ederler. Bu yüzden yaşam tarzları çevresiyle terslik gösterir. Bu yüzden Abdallara “meczub” yani “Tanrı
cazibesiyle kendinden geçmiş” gözüyle bakılır.
YUNUS EMRE, ŞİİR VE BİYOGRAFİ
YUNUS EMRE (D.? – 1320-21)
Porsuk
nehrinin Sakarya’ya döküldüğü yere
yakın Sarıköy’de doğduğu söylenir. Tasavvufla ilgili halk şiirinin en
büyük üstadıdır. Şiirleri, bugün de
memleketin her tarafında okunup söylenmektedir. Hayatı üzerine fazla bir şey bilinmemekte, Bektaşilerin büyüklerine
ait yazılmış biyografilerde, Yunus için çeşit
çeşit hikâyeler anlatılmaktadır... Kendisi cahil bir köylüdür. Hayatı
hakkındaki hikâyeleri anlatan Bektaşi
kitapları okuma-yazma bilmediğini kaydediyorsa da şiirlerinden kuvvetli bir medrese tahsili gördüğü
anlaşılmaktadır.
Horasan Erenlerinden
Anadolu’ya göçmüş ve kendi adına Bektaşilik
tarikatını kurmuş olan Hacı Bektaş-ı
Veli’nin kısmet verdiklerinden Taptuk
Emre’ye kul olmuş, kırk yıl
şeyhinin dergâhına hizmet etmiştir. Ondan sonra kısmeti açılmış ve tasavvuf inançlarını söyleme ve yayma izni
verilmiştir. Bunun üzerine şiirlerini meydana getirerek seyahatlere çıkan Yunus
Emre Konya, Şam ve Azerbaycan’ı gezdi. Mevlâna Celâleddin’i Rûmi ile görüştü.
1307 yılında “Risâletünnushiyye” (nasihat kitabı) adında mesnevi tarzında bir eser yazdı. Şiirleri “Yunus Divanı” adı altında toplanmıştır. Son derece sade bir dille en güç ahlâk ve inanç meselelerini çözümleyen
bu şiirler kısmen “Burhan Toprak”
tarafından yeni harflerle yayınlanmış ve Fransızcaya
çevrilmiştir.
ŞEYH GALİP, ŞİİR VE BİYOGRAFİ
ŞEYH GALİP (1757 – 1799)
Asıl adı Mehmet Es’ad’dır. İstanbul’da doğdu. Kendisinden pek hoşlanmayan çağdaşı olan bir
şair :
(Bilmem ey menhus adın
Es’ad mıdır, Galip midir
Saha-i şi’rü edebde daima
mağlûpsun)
Diye kelime oyunu yaparak
onu kötülemek istemiştir.
Bilgin bir Mevlevi şeyhinin oğludur ve kendisi de
tarikata girerek Galata Mevlevihanesi’nde
posta oturmuş ve şeyh olmuştur. Divanını tertiplediği zaman henüz 24 yaşındaydı. 26 yaşında da büyük bir
tasavvuf şaheseri olan mesnevisi
“Hüsn-ü Aşk” (sevgi ve güzellik) adlı eserini yazdı. Konya’ya giderek Mevlâna
dergâhı’nda çileye girdi. Bunu İstanbul’a
döndüğünde Yenikapı Mevlevihanesi’nde
tamamladı. Galata Mevlevihanesi’ne Şeyh olduktan sonra III. Selim’in kızkardeşi Beyhan Sultan’ın
gözüne girdi, sevgisini kazandı.
Vefat edince şeyhi olduğu İstanbul
Tünelbaşı’ndaki tekkesine gömüldü. Divanı ve mesnevisi basılıdır.
BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU, ESER, BİYOGRAFİ
BEDRİ RAHMİ
EYÜBOĞLU (1913 – 1975)
Güzel
Sanatlar Akademisi’ni bitirdi.
Paris’te Andre Lhote atölyesinde
çalıştı (1931- 1933) . Yurda dönünce, Akademi’ye
öğretmen oldu. “D Grubu” na katıldı.
Türk kilim, yazma ve diğer elişleriyle ilgilendi. 1958 de Brüksel Dünya Fuarı’nda Türk pavyonu için, bir mozaik pano
yaptı. Sao Paolo Biennali’nde altın
madalya aldı (1958) . Paris’teki Nato
binasına bir mozaik pano yaptı (1959) . Yerli kır kahvelerinden Bursa hanlarına, “figürlü kompozisyolardan çevresindekilerin
ve kendisinin portrelerine” değin çok değişik çalışmalar yaptı. 1960 lara
doğru, “soyut bir non-figüratif”
anlayışa yöneldi. Ancak gene de “figüratif”
resimlerine ara sıra devam etti. Birçok yazı ve şiir yazdı. “Yaradana Mektuplar”, “Karadut”
gibi şiir kitaplarından başka, yurt gezilerinden edindiği izlenimlerini “Canım Anadolu” adı altında yayınladı.
İki Devlet Resim Ödülü almıştır.![]() |
| Bedri Rahmi Eyüboğlu - Anadolu Hisarı 65x50cm |
15 Mart 2015 Pazar
NEDİM, ŞİİR VE BİYOGRAFİ
NEDİM (D.? – 1730)
İstanbul’da
Beşiktaş’ta doğmuş, yine orada, Patronalı Halil isyanında, damdan dama
kaçarken düşüp ölmüştür. Damat
Nevşehirli İbrahim Paşa Sadrazam olunca, şiirlerini pek sevdiği Nedim’i yanına kütüphane
memuru olarak almıştır. Böylece saray eğlencelerine katılan, şiirleriyle
çevresini şenlendiren Nedim, gözde bir şair sayılmıştır. Bununla
birlikte III. Ahmet Çeşmesi
yaptırıldığında, şairler sultanı seçilmek
gerekince Osmanzade Ahmet Taip,
Nedim’e tercih edilmiştir. Çırağan
sohbetlerinde, Kâğıthane âlemlerinde
pek aranan şair Nedim, zamanında hep
“müderris” olarak anılmıştır. Türkçe ve Farsça divanından başka iki Arapça
tarih tercümesi de vardır. Divanı
basılıdır.
NEDİM’DEN ÖRNEKLER
Sevdiğim cemalin çünkü göremem
Çıkmasın hayâlin dil-i şeydâdan
Hâkipâye çünkü yüzler süremem
Alayım peyâmın bâd-ı sabâdan
NABİ, ŞİİR VE BİYOGRAFİ
NABİ (1642 – 1712)
Urfa’da
doğmuştur. Asıl adı Yusuf’tur. 24 yaşında İstanbul’a geldi. Divan
kâtipliği yapmış, hacca gidip
döndükten sonra Musahip Mustafa Paşa’nın
kâhyası olmuştur. Halep’te evlendi. Oğlu Hayri için yazdığı nasihat şiirleri olan “Hayriyye” ve mesnevi
şeklindeki hikâye “Hayrabâd” burada
yazılmıştır. Vali Baltacı Mehmet Paşa,
Sadrazam olup İstanbul’a dönerken onu da yanına almıştır. Darphane müdürlüğü, başmukabelecilik yapmıştır. Kudüs ve Hicaz yolculuğunu anlatan “Tuhfet-ül
Haremeyn” adlı seyahatnamesi
vardır. IV.Mehmed’in çocukları Edirne’de sünnet edilince, bir de “Sûrnâme”
(şenlik kitabı) yazmıştır. Vefat edince, İstanbul
Karacaahmet’te miskinler tekkesi yakınına gömülmüştür...
NAİLİ, ŞİİR VE BİYOGRAFİ
NAİLİ (D.? – 1666)
Asıl adı Mustafa Çelebi’dir. Divan kâtiplikleri’nde bulunmuştur.
Sürgüne gönderilerek gurbette ölmüştür. Hayatı hakkında fazla bilgi yoktur. Gazelleriyle meşhurdur.
İstanbul ağzını şiirde çok iyi
kullanmıştır.
Gazel
Hevây-i aşka uyup kûy-i yâre dek gideriz
Nesim-i subha refikız bahâra dek gideriz
Pelâspâre-i rindi bedûş, kâse-bekef
Zekât-ı mey verilir bir diyâra dek gideriz
ŞEYH-ÜL İSLÂM YAHYA, ŞİİR VE BİYOGRAFİ
ŞEYH-ÜL İSLÂM
YAHYA (1552 – 1644)
İstanbul
doğumlu. Babası da Şeyh-ül İslâm’dı.
Müderris olduktan sonra babasıyla hacca
gitti. İstanbul medreselerinde müderrislik
yaptı. Çeşitli vilâyetlerde kadılık görevinde
bulundu. Bir kere Anadolu Kazaskeri,
üç defa da Rumeli kazaskeri oldu.
Üçkez Şeyhülislâm’lığa getirildi. IV.Murat’la Revan Seferi’ne katıldı. I.İbrahim tahta çıkınca, eski itibarını kaybetti ve üzüntüden hastalanarak
vefat etti. Tek eseri divanıdır.
Şeyhülislâm Yahya’dan örnekler:
Bülbüller öter, güller açar şâd gönül yok
Hiç böyleliğin görmemişiz fasl–i bahârın
(Bülbüller öter, güller
açar, ama neşeli bir gönül yok. Bahar mevsiminin böylesini hiç görmemiştik)
Aşık-ı şeydâ niyâz ettikçe, diller nâz eder
(Deli sevdalı yalvardıkça,
güzellerin gönülleri nazlanır.
NEF'İ ŞİİR VE BİYOGRAFİ
NEF’İ (1572 ? – 1635)
Hasankale’de
doğdu. Asıl adı Ömer’dir. İyi bir
medrese öğrenimi gördükten sonra I.
Ahmed’in hükümdarlığı sırasında Bayram
Paşa’nın aracılığıyla İstanbul’a
geldi. Maden vergi kâtipliğinde bulundu. IV.
Murat tahta çıkınca, taşlama ve hicivleriyle
ün salan bu şairi korudu. Bu tarz
şiirleri herkesi gücendirdiği için,
bir daha taşlama yapmıyacağına dair IV. Murat’a söz verdiği halde, dayanamayıp gene yazdı. Padişahı da, kendi
babasını da hicvetti. Vezir Bayram Paşa için de ağır bir taşlama yazdı. Sadrazamın şikâyeti üzerine Nef’i sarayın odunluğunda boğduruldu.
Naaşı denize atılmıştır.
Nef’i
öldürülürken bile huyundan vazgeçmemiştir.
Kendisine bir af dilekçesi
yazdırmaya çalışan Kızlarağası,
dilekçeyi yazarken kâğıt üzerine siyah mürekkep damlatınca üzülmüş, fakat Nef’i
gülerek zenci ağaya, “Üzülmeyin, mübarek
terinizdir” diyerek ağayı kızdırmış ve ölümünü hızlandırmıştır. Türkçe Ve Farsça
Divanları, Siham-ı Kaza (Kader Okları) adında taşlama şiirleri vardır.
ADDİSON HASTALIĞI (Kortizol Eksikliği)
Cildin
esmerleşmesi, halsizlik, zayıflama, tansiyon düşüklüğü, çabuk yorulma, diş
etlerinin koyulaşması, iştahsızlık gibi belirtilerle kendini gösteren ve ilk
kez Addison adında bir doktor
tarafından keşfedilen Addison hastalığı, “Böbrek
üstü bezlerinin” çalışma bozukluğu ve “kortizol”
hormonu salgısının azalması ile meydana gelen bir hastalıktır. Sebebi
ekseriyetle tüberkülozdur.
Tüberküloz mikrobu böbrek üstü bezlerini tahrip ederek, kortizol salgısının
azalmasına sebep olur. Diğer sebepleri için, böbrek üstü bezinde kanser yayılımı, vücudun bağışıklık sistemiyle ilgili problem ve bezde amiloid proteinin birikmesi sebebiyle işlevsizlik sayılabilir.
TEDAVİ
14 Mart 2015 Cumartesi
ANAFİLAKSİ VE ANAFİLAKTİK ŞOK
ANAFİLAKSİ
Organizmaya daha
önce karşılaştığı ve hassasiyet
kazandığı ve kendine has bir tepki geliştirdiği maddeler girdiğinde
ortaya çıkan aşırı duyarlılık
reaksiyonudur.
Anafilaksi, bir antijen-antikor reaksiyonunun
neticesidir. Bu durum alerjiler, yani
vücudun bağışıklık cevabının
değişmesinden kaynaklanan hastalıklar kapsamına girer.
ANAFİLAKTİK
ŞOK
Deride bir anafilaktik
tepki oluştuğunda, kızartılı ve
kaşıntılı (ürtiker belirtileri) bir ödem
odağı meydana gelir. Bronş mukozasında oluştuğunda ise, bronş kaslarının
kasılmasıyla birlikte mukozada aşırı kanlanma
ve gerginleşme gözlenir. Bronş kaslarındaki kasılma, bronşiyal astım belirtilerinin ortaya çıkmasına yol açar.
13 Mart 2015 Cuma
MUSTAFA KEMAL PAŞA'NIN ZOR ANLARI
Mustafa Kemal Paşa ile birlikte son gelen telgraf ve mektupları gözden geçirerek,
bunlara verilecek cevapları hazırlıyorduk.
Paşa’nın
Kurmay Başkanı Kâzım Dirik Bey de
sekreterlik vazifesi görüyordu.
Çalışmalarımızı bitirdikten sonra, kahvelerimizi içecektik ki; Amasya’da
Paşa ile aynı amaç uğrunda sonuna kadar çalışacağına yemin ile söz vermiş olan
Kâzım Bey, ayağa kalkarak sessisce Paşa’ya
şöyle dedi :
“Paşam
, siz askerlikten istifa ettiniz, bundan sonra benim göreve devam etmeme imkân
kalmadı. Müsaadenizle Kâzım Karabekir Paşa’dan askeri bir görev istiyeceğim.
Evrakı kime teslim etmemi emir buyurursunuz?”
Bu sözler karşısında Mustafa Kemal Paşa’nın bir anda rengi
atmış, sararmıştı. Sanki vurulmuş gibiydi. Hiç beklemediği durum karşısında
duyduğu hayâl kırıklığının acısını belirten bakışlarını Kâzım Bey’e yönelterek
:
12 Mart 2015 Perşembe
CEVAT ERKUL, ESER VE BİYOGRAFİ
CEVAT ERKUL (1897 – 1981)
Hukuk tahsili yaptı. Resim alanında, kendi kendini yetiştirdi. Yargıtay üyeliğine kadar yükseldi. Bir müddet, Güzel Sanatlar Akademisi’nde Hikmet
Onat’ın atölyesine devam etti. İzlenimci “Boğaziçi Manzaraları” geleneği içinde çalışmıştır.![]() |
| Cevat Erkul - Boğaz'da Grup 74x50 cm |
11 Mart 2015 Çarşamba
DÜNYADAN ATASÖZLERİ
ESTONYA ATASÖZLERİ
- Yoksul kadının meyve bahçesi korsesinin içinde, tarlası önlüğünün altındadır.
- Gelinin yastığına baş koymaktansa, kızının ayak ucunda yat.
- Güzel kadın gözün cenneti, ruhun cehennemidir.
- İpek gömlekte bit olmaz.
- Parmağı ışıtan, elmas yüzük değil, iştir.
- Atını övmek için bir ay, karını övmek için bir yıl bekle.
- Alışkanlık demir gömlektir.
- İnek, inek değilse, rağbeti keçi görür.
- Şanssızlıklar, kendileri için açık bırakılan kapıdan içeri girerler.
- Bir şey satın almaya gittiğin zaman, kulaklarını değil gözlerini kullan.
İSKOÇ ATASÖZLERİ
- Para, istiflemek için yassıdır.
- Bağış iyi bir çocuktur, ama çabuk yorulur.
- Akılsız adamın bir dakikada sorduğunu, akıllı adam bir saatte cevaplandıramaz.
- Evini seven damında tepinmez.
- Dostsuz yaşayabilirsin, komşusuz yaşayamazsın.
- Nefret kalpten, tiksinti kafadan gelir.
- Bir şeyi kırmaktansa, onu bükmek daha iyidir.
İSVİÇRE ATASÖZLERİ
- Boğa boynuzundan, kadın elbisesinden, erkek sözünden belli olur.
- İyilerin, arkasında bir tahta kapı kapanırsa, bir altın kapı açılır.
- İki insandan korkulur, ekmek sevmeyenden, çocuk sesi sevmeyenden.
- Çocuk mantara benzer, bazısı zararlıdır.
- Az düşünen çok konuşur.
- Altın evin saatleri kurşun gibi ağırdır, zaman bir türlü geçmez.
- Utanç olmayan kimsede onur da bulunmaz.
MACAR ATASÖZLERİ
- El yumruğu yemeyen, kendi yumruğunu değirmen taşı sanır.
- Sofrada elini, sohbette dilini kısa tut.
- Dikkatsiz adamın karısı, yarı dul sayılır.
- Bir Tanrın ve birçok dostun olsun.
- Saadetten çok bahseden, ızdırabı davet eder.
- Küçük ocak bile kıvılcım saçar.
- Tedbirli ev sahibi, keçiyi bahçıvan yapmaz.
- Sevilen çocuğun adı da çok olur.
SANSKRİT ATASÖZLERİ
- Yüreği üç şey serinletir; su, çiçek ve kadının güzelliği.
- Herşey uyur, ceza uyumaz.
- İyi bir öğüt, kulağa sunulmuş hediyedir.
- Yüzünüzü, hatanızı düzeltmek değil, tekrarlamak kızartsın.
- Cehalet öküze benzer, yaşlandıkça yağ bağlar.
- Bir damla yağmur, karıncaya sel görünür.
- Ariflerin meclisinde, cahilin süsü susmaktır.
- Gerçek bir renkli, yalan on renklidir.
- Erdemin kokusu, lotüs çiçeğinden daha hoştur.
- Üstüne yük binmeyle fil yorulmaz.
POLONYA ATASÖZLERİ
- Su, ateş ve kadın "yeter" demeyi bilmez.
- Müsrif olan parası bitince dilenir, cimri ise her zaman.
- Ateş yakından yakar, güzel kadın hem yakından hem uzaktan yakar.
- Kesinlikle inanmak için, şüpheyle başlamak gerekir.
- Efendim bana kürk vadetti, şimdiden terlemeye başladım.
- Zengini hekim, fakiri emek kurtarır.
- Yasak istek getirir.
- Cömerdin elini kimse kesmez.
- Müzik, dansın kızkardeşidir.
- Büyük ruhlarla her şey büyüktür.
- Çok kudretli olan, her şeyden korkmalıdır.
İSVEÇ ATASÖZLERİ
- Eşit dostluklar ömür boyu sürer.
- Aşksız hayat, baharsız yıla benzer.
- Herkesin mutluluğuna mutlu olan, tam mutludur.
- Gençliğin güzel bir yüzü, ihtiyarlığın güzel bir ruhu vardır.
- Şeytan zenginin evine bir kez, fakirin evine her zaman gelir.
- Zenginin akrabası çok olur.
- Para kaybedersen yeniden kazanırsın, zamanı kaybedersen kazanamazsın.
- Ellisinde sen dünyadan bıkarsın, altmışında dünya senden bıkar.
- Soğuk kalpten sıcak bir söz çıkmaz.
- Akılsız olmaktansa, ekmeksiz olmak yeğdir.
SIRP ATASÖZLERİ
- Çalışan arı, kovanını er geç bulur.
- Şarap bitince sohbet de biter, paran yoksa, dostun da yok demektir.
- Para ve şeytan dinlenmek bilmez.
- Balıkçının annesi ara sıra, avcının annesi her zaman aç kalır
- Öğüt ilâç gibidir, ne kadar acıysa o kadar faydalıdır.
- Kötü atın bir hatası, iyi atın birçok hatası olur.
- Şeytanla yelken açan, dümensiz gemi gibi kayalığa bindirir.
- Üç altın lira biriktir, dördüncüsü avucuna düşer.
- Düşmansız adam beş para etmez.
- Aç adamın ekmeği pişkin olmaz.
- Servet kendiliğinden gelmezse, dört nala koşsan da yakalayamazsın.
- Eski kumaşı dikme ipliğe yazık olur, yorgun erkekle yatma gecene yazık olur.
- Kale zamanla kurulur, yine zamanla yıkılır.
LATİN ATASÖZLERİ
- Yaşlı kadın oynayınca, tozu dumana katar.
- Susan kadın, konuşan kadından güzeldir.
- Dostun ne kadar eskiyse, o kadar iyidir.
- Dostu olan, zengin demektir.
- Aşka düşmek, eşekten düşmekten daha tehlikelidir.
- Kötü kazanç çabuk biter.
- Bizim gözümüz başkalarının mutluluğunda, onların gözü de bizimkindedir.
- Mutluluk sabır ve cesaret ister.
- Herşey değişir, hiçbir şey yok olmaz.
- Cimrinin dünyaya faydası, ancak ölünce dokunur.
- En büyük düşman kalbimizde saklıdır.
- Öfkesini yenen, en büyük düşmanını yenmiş sayılır.
10 Mart 2015 Salı
AFRİKA ATASÖZLERİ
- Kadının aklı, göğsünden yukarı çıkmaz.
- Kadın soğuk bir sudur öldürür, derin bir sudur boğar.
- Dostluk göz gibi hassastır, en ufak şeyden incinir.
- Aşk durgun suyun yüzeyindeki yosuna benzer, kovalasan geri gelir.
- Şans, her zaman giyilip çıkarılan peştemal değildir.
- Oğlunu sağ elinle döv, sol elinle kucakla.
- Sopa vicdanı değil, kemikleri sızlatır.
- İki şey ölmeden yok olmaz, çil ve kader.
- Her delik kulağa altın küpe takılmaz.
- Aç timsah avını seçmez.
- Evdeki kavganın ateşi sadece tüter, ama yakmaz.
- Bilge sözler şeker kamışına benzer, ne kadar emsen de tadı tükenmez.
- Bilgi, öyle hap gibi yutarak kazanılmaz.
İRAN ATASÖZLERİ
- Gönül susuzluğu su damlasıyla giderilemez.
- Cahil ile konuşmaktansa, âlim ile taş taşı.
- Güzel yüz kilitli kapıyı açar.
- İç bade sev güzel varsa aklı şuurun, dünya varmış ya da yokmuş ne umurun.
- Canının istediğini ye, başkalarının istediğini giy.
- Mum fitilinden, insan dilinden yanar.
- Karıncalar bir olunca, aslanı dize getirir.
- Büyüklerin kulağı işitir, ama gözü görmez.
- Servet kaplumbağa adımlarıyla gelir, ceylan adımlarıyla kaçar.
- Deve fazla gülmüş sonunda dudağı yarılmış.
ARAP ATASÖZLERİ
- Güler yüzlülük ikinci bir talihtir.
- Köpeğin sesine kulak verirsen köye; çakalın sesine kulak verirsen çöle gidersin.
- Sana gölge veren ağacı kesme.
- Sabır zaferin anahtarıdır.
- Kocamış aslan köpeğin maskarasıdır.
- Kaplandan değil eşekten kork.
- Su vadinin derininde bulunur.
- İyilik yapan yalan kötülük yapan gerçekten üstündür.
- Hakikatın dili sadedir.
- Kapalı ağıza sinek kaçmaz.
- Biberi küçük diye hor görme, hele bir tadına bak.
İTALYAN ATASÖZLERİ
- Büyük ağaçların, meyvadan çok gölgesi olur.
- Okumuş cahil kadar cahil yoktur.
- Eğer gençler bilseydi ve ihtiyarlar yapabilseydi, yapılamayacak bir şey kalmazdı.
- Kılığı partal olanın kredisi de olmaz.
- Kadının küçüğü erken evlenir.
- İnsanı ihtiyatlı olmaya sevkeden düşmanlarıdır.
- Yemekte verilen söz sofra örtüsünde kalır.
- Hakikatı söyleyen yalancıya inanılmaz.
- Kirli çamaşırını evinde yıka.
- Yaşlı öküzün çektiği sabanın karığı düz olur.
- Sağ elin becerikli, sol elin tutumlu olsun.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
.jpg)
.jpg)


